03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmisekiz

128
arada bahar gelmiş, günler uzamıştı, mart ayı geçmiş nisan çiçek kokulan kuş sesleriyle onu izlemişti.
Henüz çok genç olan Kozet, kendisini bu nisan sevincine kaptırdı. İlkbahar karanlık suları bile
aydınlatır. Kozet artık eskisi kadar kederli değildi, sabahları saat ona doğru babasını bahçeye
sürükleyerek, onunla kol kola birkaç dakika dolaştıktan sonra, yine eskisi gibi gülmeye başlamıştı.
Onun yüzüne renk geldiğini, gözlerinin ışıldadığını farkeden Jan Valjan, kolunun yaralanmasına sebep
olan Tenardiye'lere neredeyse şükran duyuyordu.
Yarası iyileştikten sonra yaşlı adam, akşam gezintilerine başlamıştı.
Oysa Paris'in ıssız mahallelerinde tek başına gün batımında dolaşanlar, daima bir macera ile
karşılaşırlar.
Bir akşam küçük Gavroş, kendisini çok aç buldu. İki gündür bir lokma ekmek bulamamıştı. Birden
kendisine bir ziyafet çekmesini düşündü. Paris'in ıssız mahallelerinde bazı bazı umulmadık şanslara
rastlanır. Österlitz köyüne doğru yollandı. Bundan önceki gezilerinden birinde, orada ihtiyar bir adamla
yaşlı bir kadının oturdukları bir evin bahçesini görmüştü. Bu bahçede duvar dibinde nefis elmalarla
yüklü bir ağaç vardı. Bir elma, aç bir mide için umulmaz bir ziyafet olur. Adem Baba'nın felâketine
sebep olan elma, Gavroş'u ölümden kurtarırdı. Gavroş bahçeyi buldu ve tam duvarın arkasında
durmuş üzerine tırmanmaya hazırlanıyordu ki, bahçedeki ihtiyar adamla yaşlı kadın arasında şöyle bir
konuşmaya kulak misafiri oldu.
— Mösyö Maböf, diyordu yaşlı kadın. Ev sahibi memnun değil, kendisine üç aylık kira borçluyuz.
— Ne yapalım bir ay sonra, dört aylığını birden öderiz.
— Manav kadın da memnun değil. O da bundan böyle kasaları vermeyeceğini söylüyor, bu kış ne ile
ısınacağız. Odun bulamayacağız.
— Güneş yok mu?
— Kasap artık veresiye vermeyeceğini kesinlikle söyledi.
— Aman ne iyi esasen et, bana yaramıyordu.
— Bu arada fırıncı da borçlarınızı vermenizi istedi, para vermezsek ekmek vermeyeceğini söyledi.
— Ne yapalım? Biz de ekmek yerine bahçedeki elmalarla karnımızı doyururuz.
— Fakat Mösyö, böyle parasız yaşayamayız.
— Ne yapalım Plütark nine, param yok.
Kadın homurdanarak uzaklaşmış, adam tek başına kalmıştı, üzgün üzgün düşünüyordu. Bu arada
Gavroş'ta öte yandan düşünmeye koyuldu.
Adama acımıştı, elmalarını çalmaya içi elvermedi, bundan böyle duvara yaslanarak uyumaya çalıştı.
Hiç değilse, açlığını unuturdu. Ancak Gavroş'un uykusu tavşan uykusuna benzerdi. En ufak bir
hışırtıda uyanırdı. Birden karşıki yoldan iki gölge belirdi, ikincisi, sessizcesine birinciyi izliyordu.
Gavroş, bu yaklaşan gölgeleri seçebilmek için, gözünü dört açtı. Bunlardan biri ihtiyar bir adamcağızdı.
İkinciyi tanımakta hiç güçlük çekmedi. Bu, haydut Montparnas'dı. Azılı hırsız sokak çocuğu Gavroş'la
iyi dosttu.
Ancak şu var ki Gavroş, Montparnas'in bu saatte burada bulunmasını hiç de hayra yormadı, o ihtiyara
içi sızladı. Montparnas'in kötü niyetle adamın peşinden geldiğini düşünmek işten değildi. Gavroş ne
yapacağını düşündü.
O böyle düşüne dursun, saldırı ani ve şaşırtıcı oldu. Montparnas elinde kokladığı gülü fırlatarak, iki
sıçrayışta kaplan gibi ihtiyarın üzerine çullandı, yakasına yapışarak, onu devirmeye çalıştı. Çocuğun
kalbi burkuldu, yaşlı adamcağızın ezileceğini anlamıştı. Bir kaplana karşı koyabilir mi bir yaban eşeği?
Bir saniye sonra adamlardan biri yerde, inim inim inliyordu, ancak Gavroş gözlerine inanamadı,
yerdeki yaşlı adam değil, Montparnas idi. İhtiyar yumruğa öyle bir şiddetle karşılık vermişti ki saldıran
yerde kıvranıyordu.
Gavroş'un yüreği sevinçle doldu:
— Yaşasın babalık, dedi ve kendisini tutamadan el çırptı, ancak kimse bunu duymadı, çünkü çalıların
ardına saklı olduğu gibi, dövüşenler birbirlerini alt etmeye uğraşıyorlardı.
Birden Montparnas, kıpırdamaktan bile vazgeçti, Gavroş endişelendi, "Sakın bizim ahbap gebermiş
olmasın?" diye düşündü. Oysa babalık, tek bir kelime söylememişti, ancak doğrularak üzerindeki
tozları silkti çocuk, onun hayduta: "Kalk ayağa" dediğini duydu. Montparnas zorlukla doğruldu, ancak
ihtiyar onu yakasından yakalamış tutuyordu, genç eşkıya, bir koyuna yenilen bir kurt gibi, süklüm
püklüm sinmişti. Gavroş safî göz ve kulak kesilmişti. Bakıyor ve dinliyordu. Adamın haydutu sorguya
çektiğini duydu, Montparnas cevap veriyordu:
— Kaç yaşındasın?
— On dokuz.
— Genç ve güçlüsün, neden sanki çalışmazsın?
— Çalışmak bana göre değil, ben doğuştan tembelim.
— Açık konuş, senin için birşeyler yapabilir miyim? Ne olmak isterdin?
— Hırsız.

223
0
0
Yorum Yaz