03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmiiki

122
üzerinde bulduklarını yemekle yetinmişti. Bahçesindeki taş sıranın üzerine oturmuş, bir elinde kitabı,
bir yandan kurumaya yüz tutmuş çiçeklerine, üzgün üzgün bakıyordu. Bahçesinde bir elma ağacı
meyve yüklü dallarını eğmişti. Maböf Baba, "Cinler ve Periler" adlı kitabının sayfalarını çeviriyordu.
Bulunduğu bahçenin bir zamanlar cinlerin arazisi üzerine yapıldığı söylenirdi. Gün batımı, gökleri
beyazlatıyor ve yeryüzündeki şekilleri karatmaya başlıyordu ki, adamcağız üzgün üzgün çevresine
bakındı. Dört günlük bir kuraklık olmuştu, lodos rüzgârları esmiş, tozu dumana katmış ve bir damla
yağmur yağmamıştı. İhtiyar adam için çiçeklerin âdeta ruhları vardı, onların suya ihtiyacı olduğunu
bilirdi. Birden kuyuya kadar yürüdü ve kovaya çekmek istedi, ne yazık ki buna gücü yetmedi. O zaman
dertli dertli bakışlarını göklerde ışıldayan yıldızlara kaldırdı. Gece de, gün gibi kurak geçecekti.
Yağmur yoktu. Bir damla su diye içinden dua etti, adamcağız. Tam o sırada yanı başında, bir ses
duydu:
— Maböf Baba isterseniz bahçenizi sulayayım.
Birden çalılar hışırdadı ve adamcağız karşısında perişan kılıklı, sıska uzun boylu, bir kız gördü. Onu
bir kadından ziyade gün batımından yararlanarak gözüken bir cine benzetmişti. Henüz Maböf Baba
cevap verme fırsatını bulmadan, kız kuyunun kovasını sarkıtmış, çekmiş ve süzgeçli kovalan
doldurmuştu. Kız, birkaç kova su çekerek bütün küçük bahçeyi göz açıp kapatıncaya kadar sulamıştı.
Maböf Baba'nın içi ferahladı sanki çiçeklerin sapları dikleşmişti, kıza yaklaştı ve elini onun omzuna
koyarak:
— Evlâdım, dedi. Çiçekleri sevdiğine göre, sen bir meleksin, ne yazık ki sana hiçbir yardımda
bulunamayacağım, hiç param yok.
— Tanrı senden razı olsun.
Kız cırtlak bir gülüşle, karşılık verdi.
— Ben' melek değil, şeytanım ancak bu da bana vız gelir. Hem de bana büyük bir iyilik edebilirsiniz?
— Ne gibi? diye sordu adam.
— Bana Mösyö Marius'in adresini verin.
Adamcağız birden anlayamamıştı, bulanık gözlerini ufuklara dikerek düşündü, sonra birden:
— Ha evet, dedi. Yani şu Baron Marius Pontmercy değil mi? Valla, onun nerede oturduğunu
bilemeyeceğim, uzun bir zamandan beri artık bana gelmiyor, ancak onu çoğu zaman Tarla Kuşu
tarlasında dolanırken görmüştüm. Kendisini oralarda bulursunuz...
Adamcağız başını kaldırdığında genç kız yok olmuştu. "Bahçem ıslak olmasa bir hayâl gördüğüme
inanacaktım. Aslında bu benim kitapta okuduğum cinlere benzeyen bir yaratıktı, sakın bir cin
olmasın?"
II
Marius o pazartesi günü azıcık dolaşmaya çıkmıştı. Dönüşte çalışacağını umuyordu. Oysa uzun bir
süreden bu yana çevirilerini de ihmal etmekteydi. Almanca'dan yaptığı çevirilere artık ara vermiş,
sayılırdı, canı çalışmak istemiyor, günlerini sonsuz bir dalgınlık bir avarelik içinde geçiyordu. Yine o on,
"Tarla Kuşu"nun tarlasına doğru yollandı. O sabah ağaç altında oturduktan sonra yerinden kalkarak,
ırmak kıyısında cinlerin çitine yaklaşmıştı ki, birden kulağına bir ses geldi:
— Oh, hele şükür, buldum onu.
Başını kaldıran delikanlı, evine gelen Tenardiye'lerin büyük kızını tanıdı. Artık, onun adının Eponin
olduğunu öğrenmişti. Garip bir şey bu geçen aylar içinde, kız daha yoksullaşmış ancak güzelleşmişti.
Üstü başı daha pırtık, giysileri lime lime daha solmuş, sıskalaşmıştı ancak ne var ki, gençlik denen
büyücü damgasını, bu alına bastığında, kızda bir ışıltı bir gençlik pırıltısı onu âdeta güzelleştirmişti. Bir
süre kız dili tutulmuş gibi durdu, daha sonra söze başladı.
— Nihayet sizi buldum, evet Maböf Baba haklıymış, sizi nasıl aradım bilseniz, evet beni islahaneye
tıktılar ancak on beş gün sonra, azat ettiler, çünkü yaşım küçükmüş. İki aydan bu yana sizi
aramaktayım, artık orada oturmuyorsunuz değil mi?
— Hayır, dedi Marius.
— Haklısınız neden sanki, bu eski şapkaları giyiyorsunuz? Sizin gibi bir delikanlının yepyeni giysileri
olmalı. Baksanıza Mösyö Marius, ihtiyar sizin baron olduğunuzu söyledi. Hoş inanmadım ya, ben
baronların hepsini moruk sanırdım. Bir zamanlar, babam bir barona bir mektup yollatmıştı, herif en
azından yüz yaşında vardı. Kuzum artık nerede oturuyorsunuz?
Marius cevap vermedi.
— Baksanıza gömleğiniz delinmiş, bunu size dikeyim, dedi kız.
Marius yine susmakta devam ediyordu, kız söze başladı:
— Ah bir istesem, sizi nasıl güldürürüm. Marius birden haykırdı:

27
0
0
Yorum Yaz