03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmidört

124
bu mutluluktan korktuğu bile oluyordu. Ancak daha sonraları bazı endişelere düştü. Orada
ihtiyarlamak, ölmek, en büyük amacıydı.
Ancak böyle yaptığında bir başkasının mutluluğu ve hayatıyla oynamış oluyordu. Rahibelerin Kozet'i
de aralarına almak istediklerini biliyoruz. Belki kız tüm yaşamını manastırda geçirmek istemezdi. Jan
Valjan'ın, bu genç hayatı, daha goncasında söndürmeye hakkı var mıydı? Ya günün birinde, zorla
rahibe olan Kozet, kendisinden hesap sorarsa? Bundan böyle adam, oradan kurtulmayı tasarladı ve
bunun yolunu aramaya koyuldu. Aslında geçen yıllar, kendisini çok değiştirmişti, artık Javer'in
kendisini arayacağını sanmıyordu. Birden beklediği fırsat çıkageldi. İhtiyar "Foşlövan Baba" öldü.
Kozet de öğrenimini tamamlamıştı. Jan Valjan başrahibenin huzuruna çıktı ve ağabeysinin ölümünden
sonra ondan kendisine kalan mirasla bundan böyle çalışmak istemediğini bildirerek, rahibeliğe eğilimi
olmayan Kozet'in, bedavadan beş yılını orada geçirmesine gönlünün razı olmadığını ekleyerek kızın
masrafları için bir beş bin frank verdi.
Manastırdan çıkarken, kimseye emanet etmeye cesaret edemediği küçük naftalin kokan valizini kendi
koluna almıştı. Kozet babası ile şakalaşıyor ve bu valizi kıskandığını söylüyordu. O günlerde, bahçesi
Plüme sokağına, cephesi Babil sokağına açılan evi keşfederek oraya sığındı. Aynı zamanda, Paris'te
iki minik apartman daha kiralamıştı. Böylelikle peşine düşenlerin izini bulmalarını imkânsız kılacağını
düşünmüştü. Bu dairelerden biri, Batı sokağında, diğeri ise "Silâhlı Adam" sokağında bulunuyordu.
Yoksul görünüşlü binalar, ikişer odadan ibaret, gayet basit dairelerdi. Arada bir, bir - iki ay geçirmek
için Batı sokağındaki evine giden Jan Valjan yine bir süre Plüme sokağındaki köşkte kaldıktan sonra,
yine ortadan kaybolur "Silâhlı Adam" sokağındaki daireciğine sığınırdı. Kozet'i beraberinde götürür,
fakat Tusen kadını daima Plüme sokağındaki köşkte bırakırdı.
Esasen geri zekâlı ve kekeme olan zavallı Tusen, efendisiyle genç hanımının ortadan kaybolmalarının
esrarını merak bile ezmezdi.
Ancak yine de Jan Valjan genellikle Plüme sokağında oturuyor sayılırdı. Hayatını şöyle düzenlemişti.
Kozet hizmetçi kadınla, o güzelim köşkte kalıyordu. Jan Valjan eski bir çağın şahane döşemelerine
genç kızlara hoş görünecek birkaç süslü eşya da eklemişti. Kızın odasında üç renkli perdelerle süslü,
direkli bir karyola, etajerler, tuvalet masası, kadife koltuklar koydurtmuştu.
Kozet'in, sedeflerle süslü bir dikiş kutusu, nefes bir Acem halısı, Japon porseleninden bir tuvalet takımı
da vardı. Bütün kış Kozet'in küçük köşkü yukarıdan aşağı ısıtılırdı. Oysa Jan Valjan kendisine, avlu
dibindeki ayırdığı yerde oturur, odasında bir portatif karyola, bir tahta masa ve iki iskemleden başka
eşya bulunmazdı. Bir köşede birkaç kitabı ve değerli valizi... Hiçbir zaman, onun odasında ateş
yanmazdı. Yemeklerini Kozet'le yiyen adamın önünde daima siyah ekmek bulunurdu. Eve
taşındıklarında hizmetçi kadına, "Evin hanımı, küçük bayandır," demişti.
Buna şaşan kadın:
— Peki ya siz? diye sorunca, Jan Valjan:
— Ben daha iyi bir rol seçtim, ben babayım, cevabını veriyordu.
Manastırda ev işlerine alışan Kozet, idareyi üzerine almış, ev masrafları yapardı. Aslında geçimleri çok
az bir parayla dönüyordu. Hergün Jan Valjan, Kozet'i koluna takarak gezmeye çıkarırdı. Onu
Lüksemburg parkında, bahçenin en tenha köşesine götürürdü. Her pazar sabahı, erken duaya
giderlerdi. En uzaktaki bir kilise olan Sen-Jak kilisesini seçmişti Jan Valjan.
Aslında yoksul bir mahalle olduğundan orada sadaka dağıtmanın daha olumlu olacağını düşünmüştü.
Fakirler kilisede çevresine toplanırdı. Esasen Tenardiye de onu burada görmüştü ya. Yoksulları ziyaret
ettiğinde Kozet'i de beraberinde götürürdü. Plüme sokağındaki eve, hiçbir yabancı ayak atmazdı.
Tusen kadın mutfak alışverişlerini yapar ve yakınlarda bir çeşmeden suyu Jan Valjan taşırdı.
Bu arada Jan Valjan'ın bir görevi daha vardı. "Ültim Foşlövan" adıyla Ulusal Muhafız Alayı'na
yazılmıştı. 1831 yoklamasından bundan kaçınamamıştı. Adam hakkındaki bilgiyi, muhtar Pikpas
manastırından edinmişti. Yıllarca orada bahçıvanlık görevini yerine getiren Ultim Foşlövan, saygıdeğer
bir adamdı.
Jan Valjan yılda üç ya da dört kez formasını sırtına geçirir ve işinin başına koşardı. Aslında bu kılık
değiştirme sayesinde diğer insanların arasına karışabiliyordu. Altmış yaşını bitirmiş Jan Valjan, elli
yaşından fazlasını göstermezdi. Kişilik cüzdanına sahip olmadığından adını, yaşını her şeyini
saklıyordu. Bu muhafızlık görevini canı gönülden yapardı. Bir ayrıntıya daha değinelim. Kozet'le birlikte
gezmeye çıkan Jan Valjan daima emekli bir subay gibi giyinirdi, oysa arada bir akşamleyin tek başına
yürümeye çıkarken, sırtına bir işçi önlüğü ve başına soluk bir kasket geçirirdi. Kozet, kaderinin bu
esrarlı yönüne alışmış, kendisini el üstünde tutan ve babası sandığı bu adama hiç soru sormazdı.
Tusen kadına gelince, o Jan Valjan'a âdeta tapardı. Hatta günün birinde:
— Sizin şu patron amma matrak herif, diyen kasaba:
— O bir evliyadır, cevabını vermişti.
Jan Valjan, Kozet ve Tusen kadın, hiçbir zaman bahçe kapısından Plüme sokağına açılan kapıyı
kullanmazlar, daima Babil sokağından işlerlerdi.

17
0
0
Yorum Yaz