03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmibir

121
İlk Aşk
I
Temmuz ihtilâline bağlanan 1831 -1832 yıllan, Fransa tarihinin en hareketli ve renkli bir zamanıdır. Bu
olaylara Marius'un dostları da karışmışlardı. Enjolras, hepsini yöneten başkanlarıydı. Arkadaşlarını
Müzen Kahvesine toplamış, hepsine birer görev vermiş, ancak Marius onlara katılmamıştı. Genç
adam, Javer'in başarısından sonra, geceleyin evden çıkmış Kurfeyrak'ın yanına koşmuştu. Ona geceyi
yanında geçireceğini söylemişti. Bir süreden beri Kurfeyrak, Kartiye Latne'den ayrılmış Camcıla
sokağında oturuyordu. Genç adam, sırf politik nedenler yüzünden seçmişti bu mahalleyi. Burası o
devrin genç ihtilâlcilerinin toplandıkları bir çeşit karargâh yeriydi.
Ertesi günü, sabahın yedisinde, Marius Garbo viranesine gitmiş, bir arabaya bir kaç kalem eşyasını
yükledikten sonra Burgon Anaya borcunu da verip oradan temelli ayrılmıştı. Bu arada Burgon Ana,
Marius'in buradan taşınmak için, iki nedeni vardı. Önce artık nefret ettiği, bu mahallede daha fazla
kalmak istememiş, ikincisi de açılacak davada bulunmak ve Tenardiye'ye karşı tanıklık etmek
istememişti. Bundan böyle adresini bile bırakmadan gidiyordu.
Her aybaşı Marius, Tenardiye'nin bulunduğu cezaevi kapıcısına, Tenardiye'ye verilmek için beş frank
bırakıyordu. Parası olmadığından, ilk defa olarak borç etmiş beş frankı Kurfeyrak'tan istemişti.
Arkadaşının prensiplerini bilen delikanlı buna şaştığı gibi, bu dünyalığın nereden geldiğini bilmeyen
Tenardiye de başına konan bu devlet kuşuna çok şaşırmıştı. Bir ay geçmiş ikincisi başlamıştı.
Bu arada gölgeler arasında sevdiği kızı ve babasını görmüş, daha sonra onları yine birdenbire
kaybetmiştik Hatta artık kıza takmış olduğu adın bile doğru olmadığını biliyordu. Bu esrarlı kişilerin
adlarını öğrenmişti. Tarla Kuşu bir takma ad olmalıydı, onun adı da Ursula olmadığına göre. Hele yaşlı
adama gelince, neden polisten saklanıyordu?
Javer girince, adam neden birden yok oluvermişti? Marius haftalar önce ıssız bir mahallede rastlamış
olduğu yoksul kılıklı işçiyi düşündü.
Demek Bay Löblan arada bir kılık değiştiriyordu? Kızın babası değil miydi yoksa?
Kahraman ve yüce yönleri olan bu adamın da karanlık bir tarafı mı vardı? Tenardiye'nin tanıdığı adam
o değil miydi? Bütün bunlara rağmen Marius parkta görüp sevdiği kızı aklından ve kalbinden
çıkaramıyordu. En büyük amacı o güzel kızı yeniden görmekti ancak artık bunu düşünmeye bile
cesareti kalmamıştı. Bütün bu karanlıklar arasında, tek bir umut ışığı vardı. Kızında kendisine ilgisiz
kalmamış olmasıydı. Marius onun güzel gözlerinde kendisine beslediği aşkı okumuştu. Bu arada
günler birbirlerini izliyor ve hiçbir yenilik olmuyordu. Paris dolaylarında ıssız bir tarla vardır.
Bir yamacın altında, bir ırmağın suladığı bu tarlada dolaşmasını severdi genç adam. Bir seferinde
buradan geçerken rastladığı bir köylüye buranın adını sormuştu ve adamın: Buralara "Tarla Kuşunun"
tarlası derler demesi üzerine, sevdiği kızla bir ad bağlantısı kuran Marius bundan böyle her akşam
üzeri buraya gelmesini âdet edinmişti.
Gorbo viranesinde Javer'in zaferi tam bir başarıyla sonuçlanmamıştı. Haydutlardan en tehlikelisi olan
Montparnas'yı yakalayamamıştı. Genç adam bu arada Eponin'le dalga geçtiğinden yakayı
sıyırabilmişti. Ancak Javer ne yapıp yapmış, yine de kızı yakalatıp küçük kardeşi Azelma gibi
islahaneye tıktırmıştı. Javer'in tasası birde haydutların en güçlülerinden olan Klaksu'yu kaçırmış olmasıydı.
Tüm araştırmalarına rağmen haydutu bir türlü ele geçirememişti. Kendisine komployu haber
veren o züppe avukat "Marius Pontmercy'ye" gelince, o da adres bırakmadan, evden çekip gitmişti.
Ne var ki, istese Javer onu bulurdu, bir avukatı bulmak her zaman kolay olur. Ancak polis şefi, onun
avukat olup olmamasından da kuşkulanıyordu.
Bu arada hiçbir yere gitmeyen Marius, arada bir eski dostu Maböf babayla karşılaşıyordu. Marius,
mutsuzluk basamaklarını inedursun, Maböf babanın da durumu bozulmuştu. Onun hazırlamış olduğu
o bitki koleksiyon kitabı, artık hemen hemen hiç satılmaz olmuştu. Österliz evciğinin, bahçesinde yaşlı
adam, istediği bitkileri yetiştiremediğinden bazı deneylerde bulanamıyordu. Ne var ki cesaretini
yitirmeyen adama, "Bitkiler Bahçesinde" bir köşe ayırtmış kendisine ve orada araştırmalarını
sürdürüyordu.
Arada bir Bitkiler Bahçesine giderken yolda Marius'le karşılaşırlardı. Her ikisi de, konuşmadan
birbirlerini başlarıyla selâmlıyorlardı. Yoksulluğun çözdüğü bağlardan biri dostluk bağı olur, iki dost
kısa bir süre sonra, birbirlerini tanımaz olurlar.
Maböf Baba'nın kitaplarını satan yayıncı, ölmüştü. Yaşlı adam, bundan böyle ancak kitapları, bahçesi
ve çivit bitkisi için yaşıyordu. Şöyle düşünüyordu, "deneylerimde başarır şu çivit bitkiden imal edersem
zengin olurum, o zaman kitabımı da daha başka bir şekilde bastırarak idealime ulaşırım." En büyük
gayesi bahçesindeki çivit çıkarmak istediği indigo bitkisiydi, akşamleyin evine geldiğinde çiçeklerini
sular ve kitaplarına gömülürdü. O günlerde Maböf Baba, seksen yaşına yaklaşmıştı. Bir akşam adamcağız
garip bir görüntü gördü.
Henüz gün batmadan önce, evine dönmüştü, aşçısı Plütark nine hasta olduğundan adamcağız masa

22
0
0
Yorum Yaz