03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmibeş

125
Onların Plüme sokağındaki bahçenin dibindeki köşkte oturduklarını kimse bilmezdi. Parmaklıklı kapı,
daima kilitli ve bahçe de bakımsızdı. Jan Valjan sırf dikkati çekmemek için bahçeyi özellikle bakımsız
bırakmıştı.
II
Aşağı yukarı bir yarım yüzyıldan bu yana kendi haline bırakılan bu bahçe nefis bir yer olmuştu.
Parmaklıkların ardındaki esrarı bilmeyen yayalar durur, hayran gözlerle bu şahane bahçeye bakarlardı.
Bir zamanlar gizli aşkları barındırmak için yapılan bu bahçe sanki artık bu kez temiz sevgilere
yuva olmaya hazırlanmıştı. Artık eski günlerdeki çardaklar, tüneller ve mağaraların yerini sarmaşıklar
ve çalılar almıştı.
Bu cilveli bahçe, bir cennet bahçesi görüntüsünü almıştı. Bu yeşil otlarla kaplı patikalarda dolaşan ve
kendisini vermeye hazır bir kalp vardı.
Aşk bir görünmeye görsün, burada onu karşılamaya hazır bir mabet bekliyordu. Yeşillik, otlar,
yosunlardan yapılmış bir tapınak ve tatlı, saf tertemiz bir ruh.
Manastırdan çıktığında Kozet, henüz çocuk yaştaydı. On dördünü sürüyordu. Gözlerinden başka bir
güzelliği yoktu, gerçi hiçbir çirkin hat olmamasına rağmen zayıf, beceriksiz ve aynı zamanda küstah
tavırlı idi. Sözün kısası, o büyümüş bir küçük kızdı. Öğrenimini tamamlamıştı, yani kendisine dini, daha
doğrusu tapınmayı, sonra tarih ve coğrafyayı, grameri azıcık müzik öğretilmişti. Ancak kadınlık
sanatından tamamıyla habersizdi. Bir genç kız için, tehlikeli olacak şeylerin hiçbirini bilmezdi. Aslında
bir kızın ruhunu, bu denli karanlık bırakmak çok tehlikeli olabilir. Genç kızları aşk ve tutkuya
hazırlamak için, manastır birebirdir. Manastırda yaşamış insan, düşüncesini bilinmeze sürükler.
Manastırdan ayrılan Kozet için, Plüme sokağındaki ev ve bahçe çok çekici, ancak aynı zamanda çok
da tehlikeli olmuştu. Yalnızlığın devamı, özgürlüğün başlangıcıyla birleşiyordu.
Ne var ki, henüz oraya taşındığında, böcekler arıyor, yaban çiçeklerinden demetler hazırlıyor ve henüz
düş kurma yaşına gelmediği için, burada oynuyordu.
Küçük kız, babasını da çok severdi. Okuma hevesini yitirmemişti Jan Valjan. Bundan böyle güzel
konuşurdu. Lüksemburg parkında baş başa geçirdikleri saatlerde yaşlı adam, her gördüklerini zengin
bir dil ve esprili bir görüşle yorumlamasını bilmişti. Bakımsız bahçe, oyunlarına yettiği gibi, bu babacan
adamda Kozet'in kalbini doldurmaya yetiyordu. Kelebekleri kovalayıp, nefes nefese Jan Valjan'ın
yanına döndüğünde "Oh ne güzel koştum" derken yaşlı adam onu alnından öperdi. Evet Kozet
babasını taparcasına seviyor, daima onun peşinden koşuyordu. Hatta çoğu zaman Jan Valjan gülerek
ona, "Kendi evine dön, beni azıcık yalnız bırak" derdi. Kozet tatlı bir sertlikle babasına çıkışır onu
üşümesini istemediğini bundan böyle kendi evinde sıcakta oturmaktansa, onun yanında soğukta
üşümesini tercih ettiğini söylemiş ve adamın odasına zorla bir soba kurdurmuştu. Hatta sofrada
babasının kara ekmek yediğinden Kozet'in francala yemesi için Jan Valjan de francala yemek zorunda
kalmıştı. Artık eskisi gibi ona annesinden söz etmiyordu. Kozet küçükken, durmadan ona Fantin'yi
anlatan Jan Valjan garip bir çekingenliğe tutularak, ona zavallı anasından hiç söz açmamaya karar
vermişti. Kozet ısrar ettiğinden Jan Valjan susar, sorusunu tekrarladığında gülümserdi. Yine bir gün,
yanaklarından süzülen yaşlarla genç kıza cevap vermişti. Bir sabah Kozet,
— Baba, demişti. Bu gece rüyamda annemi gördüm, iki kanat takmıştı. Annem herhalde cennette bir
melek olmalı.
— Olabilir, çektiği çilelerden Tanrı, onu ödüllendirmiştir, cevabını vermişti yaşlı adam.
Kozet Güzelleşiyor
Bir sabah aynaya bakan Kozet kendisini güzel buldu ve buna çok şaştı. Manastırda rahibeler ve
arkadaşları kendisine çirkin olduğunu durmadan tekrarlamışlardı. Yalnız çirkin olup olmadığını
sorduğunda, Jan Valjan gülümseyerek başını sallıyor ve "Hayır" diyordu. Oysa şimdi önünde durduğu
ayna da babası gibi konuşmuştu. Ertesi günü, yine kendisini inceledi ve bu kez kendisini çirkin buldu,
eskisi gibi, gece iyi uyumamıştı, gözleri kızarmıştı. Akşamleyin salonda iş işlerken babasının kendisine
endişeyle baktığını görerek tasalandı. Başka bir gün, sokakta birisinin kendisine şöyle bir laf attığını
duydu: "Güzel kız, ancak pek biçimsiz giyinmiş, kılıksız." Kozet buna hiç inanmadı, "Olmaz," diye düşündü.
"Benim giyimimde bir kusur yok, sadece çirkinim!" Yine bir gün bahçede, Tusen kadının Jan
Valjan'a, "Mösyö farkettiniz mi, küçük bayan bu son haftalarda pek güzelleşti," dediğini duydu. Kız

13
0
0
Yorum Yaz