03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmialtı

126
hemen odasına koştu, aynaya dikkatle baktı, üç aydan bu yana aynaya bakmamıştı ve birden sevinçle
haykırdı, kendi güzelliğiyle gözleri kamaşmıştı.
Evet artık güzeldi, bundan şüphe edilmezdi. Beli incelmiş, boyu uzamış, cildi beyazlamıştı. Saçları ipek
gibi, mavi gözlerinde parıltılar belirmişti. Genç kız büyük bir mutluluk içinde yüzüyordu. Oysa Kozet'in
böyle bir çiçek gibi açılıp güzelleşmesi babasını büyük bir endişeye düşürmüştü. Günün birinde, onu
bir yabancıya kaptıracağını, Kozet'in evleneceğini düşünmek bile adamı alt üst ediyordu.
Kendisini güzel bulduğunun ertesi gününden itibaren, Kozet hemen kılığına dikkat etti. Sırtındaki o
siyah yünlü elbiseyi ve kaba kadife şapkasını bir dolaba attı, babası onun her istediğini yerine
getirmişti. Genç kız sanki bir moda evinde çalışmış gibi, kendisine yakışacak giysileri seçti.
Siyah damaskodan robu ve pelerini, beyaz krep şapkasıyla ilk sokağa hazırlandığında Kozet, yüzünde
tatlı bir gülüşle Jan Valjan'in koluna girerek sormuştu:
— Baba nasıl oldum?
Jan Valjan, kıskanç bir nişanlıya yaraşacak bir sesle:
— Çok güzelsin, demişti.
Ancak akşam parktan döndüklerinde heyecanla sormuştu:
— Kozet o siyah giysini, bir daha giymez misin?
Kız billur üzerine incilerin yuvarlanışını andıran bir gülüşle:
— Daha neler baba, bir daha o rüküş elbiseyi, o hantal şapkayı giyer miyim? cevabını verdi.
Jan Valjan, üzgün üzgün iç çekmişti. Bu arada artık Kozet'in arka avluda kendisiyle birlikte oturmaktan
zevk almadığını, vaktinin çoğunu bahçede parmaklık önünde geçirdiğine dikkat etmişti. Oysa yaşlı
adam, bahçeye ayak atmazdı o bekçi köpeği gibi avlusunda kalırdı.
Güzelliğini keşfeden Kozet kendisinden daha da emin olmuştu. İşte tam o sıralarda, altı aylık bir
süreden sonra, Marius ona Lüksemburg'da rastlayacaktı.
Kozet'de de Marius gibi büyük bir aşkın alevlerine hazır, kendi gölgesinde beklemekteydi. Esrarlı ve
gizemli sabrıyla, kader bu birbiri için yaratılan iki ruhu karşılaştırmıştı. Kozet'in bakışıyla, birden
heyecanlanmıştı. Marius, oysa genç adamın tek bir bakışı da, kızı yakıp tutuşturmuştu.
Uzun bir süreden beri Kozet, Marius'i görüyor ve inceliyordu. O daha kızı çirkin bulurken, kız onun
yakışıklı olduğunu farketmişti. Ancak o delikanlının kendisine aldırmadığını görerek, bunun fazla
üzerinde durmamıştı.
Ne var ki Marius'un saçlarının ve gözlerinin güzel olduğunu arkadaşları ile konuşurken, ses tonunun
ahenkli çıktığını çok daha önceden keşfetmişti.
Gözlerinin karşılaştığı o günden sonra, Kozet Batı sokağındaki dairelerine çok dalgın döndü.
Geleneklerine sadık Jan Valjan, iki ay geçirmek için Batı sokağındaki dâireye taşınmıştı. Ancak
Marius'un bakışı Kozet'de beklenmedik bir tepki yaratmıştı. Aylardan bu yana, kendisine bakmayan
sırf güzelleştiği için dikkat eden bu delikanlıya karşı kız azıcık öfke duyuyordu. Onu üzmeye karar
vermişti. Güzelliğinin farkında olan Kozet artık güçlü bir silâhının olduğunu da anlamıştı. Ne var ki
kadınlar güzelliklerini bir silâh gibi kullandıklarında, önce kendileri yaralanırlar.
Kıza abayı yakan Marius, artık ona yaklaşmaya cesaret edemiyor, geride bir sırada oturmak, onu
uzaktan seyretmekle yetiniyordu. Oysa buna hırslanan Kozet, bir gün babasına, "Baba biraz yürüyelim,"
demiş ve onun koluna girerek Marius'in oturduğu sıranın önüne kadar ilerlemişti. Genç
adamın kendisine yaklaşmadığını görerek, kendisi ona gitmişti. Aşkın ilk belirtisi genç erkekte
çekingenlik olurken, genç kızlarda cüret olur. Bu şaşırtıcı semptom her iki cinsiyetin birbirlerinin
niteliklerini edinmeleridir. Kız erkeğin cesaretine bürünür, erkek kadının çekingenliğini alır.
O gün Kozet'in bakışıyla aşktan çıldırmıştı. Marius, oysa Kozet titreyerek dönmüştü evine. O günden
sonra, bu iki genç birbirlerini taparcasına sevmeye başladılar. Nedense Kozet, birden sonsuz bir acıya
düştü. Sanki ruhu kararmıştı. Aşkın ne olduğunu bilmezdi, Kozet. Manastırda aşk kelimesi yasaktı.
Bilmeden sevdiği için, aşkı daha güçlenmişti. Bunun iyi ya da kötü olduğundan haberi yoktu, aşkın
tehlikelerini de bilmiyor, yalnızca seviyordu.
Hemen her gün parka gidiş saatini sabırsızlıkla bekliyordu Marius'i uzaktan görüyor, kendisini çok
mutlu buluyor ve babasına: "Şu park cennet bahçesi sanki" demekle bütün düşüncesini ifade ettiğine
inanıyordu.
Marius ve Kozet sanki gecede bocalıyorlardı, birbirleriyle konuşmuyor, selâmlaşmıyor, birbirlerini
tanımıyorlardı. Gökteki yıldızlar gibi, birbirlerini seyretmekle yetiniyorlardı.
Bu arada garip bir içgüdünün etkisinde Jan Valjan, bir tehlikenin yaklaştığını duyuyordu. Bundan
böyle, artık hayatında değer verdiği güzel şeyin Kozet'in sevgisinin sanki tehlikeye girdiğini
hissediyordu. Jan Valjan'da Marius'i farketmişti, aşkın verdiği çekingenlikle genç adam, kendisini ele
vermişti.
Artık eskisi gibi onların oturdukları sıranın önünden geçmiyor, her günkü eski kostümüyle gelmiyor.
Sırtında bayramlık giysileri, elinde eldivenler hatta Jan Valjan onun saçlarını kıvırttığından bile
şüpheleniyordu. Sözün kısası, yaşlı adam bu delikanlıdan nefret ediyordu.sefiller kitap özeti

25
0
0
Yorum Yaz