03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmi

120
Javer şapkasını kafasına geçirdi ve kılıcı belinde, sopası kolunun altında kollarını kavuşturarak, sakin
sakin odanın ortasına yürüdü:
— Meraklanmayın, dedi. Pencereden kaçamazsınız kapıdan buyurun. Daha kolay çıkarsınız. Siz tam
yedi kişi, biz ise on beş kişiyiz. Rahat olun.
Haydutlardan biri elindeki tabancasını Tenardiye'ye uzatarak:
— Baksana, dedi. Bu Javer, ben ona ateş etmeye cesaret edemem. Senin gözün pek mi?
— Elbette, diyerek Tenardiye tabancayı kaptı. Javer seslendi:
— Zahmet etme dostum bana isabet ettiremezsin. Tenardiye tetiği çekti kurşun duvara saplandı.
Az önce konuşan haydut elindeki baltasını polis şefinin ayaklarının dibine atarak:
— Sen şeytanın tekisin, sana teslim oluyorum, dedi.
Javer diğerlerine sordu:
— Ya siz?
Hep bir ağızdan:
— Bizde bizde, diye haykırdılar... İçlerinden Babek:
— Tek bir isteğim var, dedi. Kodeste olduğum süre içinde, benim tütünümü eksik etmeyin.
Javer:
— Bu isteğin yerine getirildi bile, cevabını verdi. Daha sonra arkasına dönerek seslendi: Haydi
çocuklar girin, hepsini bilezikleyin.
Birden erkek sesi olmayan, fakat kadın sesine de benzemeyen bir ses gürledi:
— Azıcık yaklaşın bakalım... Korkunç kadının atkısı düşmüş başında o acayip tüylü şapkası, bir
devanası gibi kocasına siper olmuş, elinde az önce kaptığı kaya parçası, polislere yaklaştı.
Javer hiç korkmadan ilerledi:
— Yaman karısın ana be, ancak bunlar bana sökmez.
Tenardiye Ana, bacaklarını açarak olanca gücüyle taşı fırlattı. Javer'in başına nişan almıştı, adam
başını eğdi, kaya karşıki duvara çarparak sıvalan döktü ve yere yuvarlandı. Tam o anda Javer,
Tenardiye çiftine yaklaşıyordu, kocaman ellerinden biriyle kocayı diğeriyle karıyı yakaladı.
— Haydi kelepçeler, diye haykırdı. Jandarmalar hemen bu emre itaat ettiler.
Tenardiye Ana ellerine kelepçeler geçince ağlayarak, yere yığıldı:
— Kızlarım, diye sızlandı.
— Tasalanma, dedi. Javer, onları koruyoruz.
Haydutların hepsine kelepçeleri takılmıştı. Javer maskelilerin yüzlerini açmadan hepsine kendi
adlarıyla hitap etti.
Tam o sırada tutsağı gördü adamlarına emir verdi:
— Beyin iplerini çözün.
Daha sonra başına geçerek cebinden çıkardığı bir kâğıda zabıt dilekçesini yazmaya koyuldu. Daima
aynı olan ilk satırları henüz yazmıştı ki, jandarma erlerine emir verdi:
— Şu haydutların bağladıkları beyi karşıma getirin.
Oysa eşkıyaların tutsağı Bay Löblan, Mösyö Urben Fabr, Tarla Kuşunun babası, yok olmuştu. Kapının
önünde jandarmalar nöbet bekliyordu, ancak adam kargaşalık ve karanlıktan faydalanarak
pencereden kaçmış olacaktı. Jandarmalardan biri pencereye koşup baktı kimseleri göremedi. İp
merdiven dışarı sarkıyordu. Javer dişlerinin arasından mırıldandı:
— Vay anasına! İyi malmış...
Bu olayların ertesi günü, sıska solgun bir erkek çocuğu ayağında delik deşik bir pantolon, neşeli bir
türkü mırıldanarak Gorbo viranesinin önüne geldi. Kapıyı kapalı bularak, tekmelemeye başladı. Bu
gürültüye saçı başı perişan bir ihtiyar kadın koşarak çıka geldi, "Hey ne oluyor, kapı mı kırılıyor?"
Daha sonra oğlanı tanıyarak sordu:
— Ha sen miydin, haylaz?
— Evet benim, günaydın Burgon Nine, bizimkileri görmeye geldim.
İhtiyar kadın, yüzünde korkunç bir kin ve sevinç ifadesi cevap verdi:
— Kimseler yok haydutun piçi...
— Babam nerede?
— Anan, baban ablaların hepsi de enselendiler. Hele şükür, şu anda hepsi de hükümetin hesabına
yiyip içip, keyif sürmekteler. Onları cezaevinde ara, yavrum.
Çocuk başını kaşıdı ve ihtiyara dalgın gözlerle bakarak:
— Ya öyle mi, diyerek türküsüne devam etti. Bu arada ayaz altında, omuzlarını kaldırarak
karanlıklarda yok olmuştu.

15
0
0
Yorum Yaz