03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyedi

107
— Kes çeneni, dedi kocası.
Uzun süren bir sessizlik oldu, büyük kız eteğindeki çamurları eliyle siliyor, küçük kardeşi hıçkırmasına
devam ediyordu. Anası onun başını ellerinin arasına aldı ve yüzünü öpücüklere boğarak:
— Canım yavrum, dedi. Rica ederim ağlama, babanı kızdıracaksın, bak birazdan geçer.
— Hayır, bırak ağlasın, tam tersine ağlamasını istiyorum. Hıçkır kız, hıçkır daha iyi, dedi babası.
Tam o sırada kapı tıkırdadı, adam koşarak açtı ve geleni eğilerek selâmladı:
— Buyurunuz efendimiz, içeri girin velinimetim, güzel kızınızla birlikte bana şeref verdiniz.
Orta yaşlı bir adamla genç bir kız kapıda göründüler.
Marius yerinden ayrılmamıştı, o anda duyduğunu hiçbir lisan ifade edemez.
Kapıda duran o idi. O gelmişti.
Seven bir kalp bu tek harfin içine ne mutluluklar sığdığını bilir.
Evet o idi, genç kız, parktaki sevgili, Marius'in Ursula'sı idi. Yokluğu ufuklarını karartan güneş
karşısında yeniden ışıldıyordu. Onun güzel gözleri, onun alnı, onun dudakları ve onun tatlı yüzü idi.
Yitirdiği görüntü yine gecesini aydınlatıyordu.
Bu karanlık, bu izbe, bu sefil odaya ışık saçmıştı.
Marius kalbinin çarpmasından gözlerinin bulandığını duydu, bir hayli aradıktan sonra bulmuştu onu
nihayet. Sanki yitirdiği ruhunu tekrar bulmuş gibi sevindi.
Güzel kız pek değişmemişti. Ancak azıcık solgundu, nazlı yüzünü menekşe renkli kadife bir şapka
gölgeliyordu, siyah saten bir manto bedenini örtmüştü. Uzun eteklerinden saten potinli minik ayağı
görünüyordu.
Yanında M. Löblan vardı.
Genç kız odanın ortasına kadar gelmiş ve elindeki ağır paketi masa üzerine bırakmıştı.
Büyük kız kapının ardına çekilmiş ve kıskanç gözlerini bu kadife şapkaya, bu ipekli mantoya ve bu
güzel yüze dikmişti.
İçerisi öylesine loştu ki, yeni gelenlerin bir süre gözleri alışmadığından, içeridekileri seçemediler. Oysa
bu sefil yuva sakinleri onları pek belirli görüyordu.
İyi yüzlü M. Löblan, eve sahibine yaklaştı:
— Beyim, dedi. Bu pakette yeni giysiler, yün çoraplar ve battaniyeler bulacaksınız.
— İyi kalpli velinimetimiz, bizi ihya ediyor, diyerek ta yerlere kadar eğildi Jondret, bu arada konukların
çevrelerine bakmalarından faydalanarak büyük kızına yaklaştı ve onun kulağına:
— Sana demedim mi? Hep giysi, para yok, ha söyle bana şu molozun mektubunu hangi adla
imzalamıştım.
Kız mırıldandı:
— Fabantu.
Jondret tam zamanında davranmıştı çünkü tam o sırada M. Löbnan kendisine dönerek, onun adını
unutmuş gibi soruyordu.
— Çok acınacak bir durumdasınız Mösyö...
— Fabantu, diye acele cevap verdi herif.
— Aa evet, Fabantu.
— Ah bir zamanlar sahnelerde ne alkışlar toplamıştım. Oysa artık ne yazık ki şansım ters döndü,
zavallı yavrularım ısınacak ateş bulamıyorlar. Tek iskemlem de dün parçalandı, camımız kırıldı, hem
de bu havada, eşim yataklara düştü.
— Zavallı kadın, diye mırıldandı Mösyö Löblan.
— Kızım yaralı, diye ekledi Jondret.
Küçük kız yeni gelen güzel hanıma bakarak, ağlamasını kesmişti, babası kulağına:
— Ağlasana, haykırsana, diye söylendi. Bu arada kızın yaralı eline bir çimdik attı. Kız avaz avaz
haykırdı.
Marius'in kalbinde "Ursula!" diye isimlendirdiği tapılacak güzel kız çocuğuna yaklaştı:
— Vah zavallı yavrucak, diye mırıldandı. Jondret sızlandı:
— Ah güzel hanımcığım, bakın bileciği ne oldu. Günde altı metelik kazanmak için tezgâhta çalışırken
elini makineyi kaptırdı. Kim bilir belki de kolunu kesmek zorunda kalacağız.
Yaşlı adam telâşlanmıştı:
— Ne diyorsunuz? diye haykırdı.
Küçük kız bu sözlere inanarak daha yüksek sesle hıçkırmaya başladı. Babası:
— Çok acı, ne yapalım efendim, diyerek boynunu büktü. Birkaç saniyeden beri Jondret bu "hayırsever"
beyi acayip gözlerle süzüyordu. Sanki eski anılarını toplamak ister gibi, alnını kırıştırmıştı. Birden yeni
gelenlerin yaralı kızıyla ilgilenmelerini fırsat bilerek, karısının kulağına eğildi:
— Şu herifi iyice izle, dedi.
Daha sonra, konuğuna dönerek sızlanmalarına devam etti:
— Ah beyim, ne feci bir sefalet uçurumuna düştüğümüzü anlatamam. Bu kara kışta, sırtımda karımın

1
0
0
Yorum Yaz