03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzsekiz

108
bir gömleği o da yırtık. Ceketim bile yok. Üzerime giyecek bir çulum olsa, gider sahne arkadaşım
Matmazel Mars'yı görürdüm. Ünlü oyuncu beni çok severdi, onun bana yardım edeceğinden kuşkum
yok, ancak ne var ki meteliksiz kaldık. Karım hasta, kızım tehlikeli şekilde yaralandı. Hekim getirebilir
miyim, eczacı para ister. Ah bir metelik önünde diz çökecek kadar düştüm beyim. Evet işte bir
sanatçının sonu... Oysa parlak günlerimde sırf beni alkışlamak için, tiyatroyu doldurduklarını
düşündükçe, buna bir türlü anlam veremiyorum. Ah iyi kalpli velinimetim, büyük kızım hergün sabah
kiliseye duaya geldiğinde, sizi ve güzel hanım kızınızı görüyor...
Evet, kızlarımı dini bütün olarak yetiştirdim. Onların sahneye çıkmalarına asla izin veremem. Namus
ve doğru yoldan bir ayrılsınlar onlara gösteririm. Onların namuslu birer aile anası olmaları için hiçbir
fedakârlıktan kaçınmadım. Evet beyim, evlâtlarım Tanrı'ya şükürler olsun iyi kalpli, dindar çocuklardır...
Ah beyim yarın başıma gelecek felâketi düşündükçe, tüylerim ürperiyor bugün mühletin son günü, 4
Şubat günü, akşama dek, altmış frangı ödemezsem ev sahibi bizi kapı dışarı edecek. Evet beyefendi,
tam bir yıllık kira borcum var.
Jondret yine yalan söylüyordu, ancak iki aylık borcu vardı esasen odanın yıllık kirası kırk frank idi.
Marius de iki aylığını ödemişti.
Mösyö Löblan cebinden çıkardığı bir beş frangı masa üzerine bıraktı.
Jondret'in yüzü dönmüştü, kızının kulağına:
— Sersem, dedi. Beş frank için mi camı kırıp, iskemlemi parçaladım.
Pek cimri herifmiş kahrolası...
Bu anıda Mösyö Löblan sırtındaki ceket paltosunu çıkarmış ve bir iskemle üzerine bırakmıştı.
— Bay Fabantu, dedi. Şu sırada üzerimde bundan fazlası yok, ancak kızımı eve götürdükten sonra
akşama doğru gelir size altmış frank getiririm.
Jondrat'ın yüzü aydınlandı:
— Evet saygıdeğer beyim, dedi. Saat sekizde ev sahibine parayı götürmem gerekiyor.
— Saat altıda ben burada olurum, size altmış frangınızı getiririm.
— Ah velinimetim, diye haykırdı sinsi herif. Bu arada karısına, fısıldadı:
— Onun yüzüne dikkatle bak, karıcığım.
Mösyö Löblan, güzel kızın koluna girmişti ve kapıya yöneliyordu. Tam o anda büyük kız, iskemle
üzerindeki paltoyu gördü.
— Mösyö, dedi. Redingotunuzu unuttunuz.
Jondret, öfkeli gözlerini kızına dikti. M. Löblan geri döndü ve gülümseyerek cevap verdi:
— Hayır unutmadım yavrum, dedi. Babanıza bıraktım. Jondret:
— Ey yüksek ruhlu mübarek adam, diye haykırdı. Tanrı sizden razı olsun. İzin verin, sizi arabanıza
kadar götüreyim.
M. Löblan:
— Çıkarken şu paltoyu sırtınıza alın, dışarısı dondurucu soğuk.
Jondret bunu tekrarlatmadı hemen sırtına kahverengi redingotunu geçirdi.
Üçü birden çıktılar. Jondret, yabancıların önünden yürüyordu.
Bütün bu sahneyi izleyen Marius, aslında hiçbir şey görmemişti. Gözleri ve kalbi güzel kızda kalmıştı.
Onu gördüğü süre içinde kendisinden geçmişti. O kızı değil, ipekli mantolu ve kadife şapkalı bir Nur'u
seyrediyordu sanki. Odanın ortasına bir yıldız düşse, Marius'u bu kadar etkilemezdi.
Genç kız, hasta kadına, yaralı çocuğa tatlı tatlı bakar, onlarla konuşur, getirdiklerini onlara dağıtırken,
Marius gözlerini ondan ayıramamış, onun tüm hareketlerini kafasına âdeta kazımıştı. Onun gözlerini,
alnını, güzelliğini, boynunu, yürüyüşünü daha önceden bilirdi, ancak sesini böylesine yakından
duymamıştı. Lüksemburg Parkı'nda uzaktan kulak kabartmış duyar gibi olmuştu. Bu tatlı, bu ahenkli
sesi duyabilmek için seve seve hayatının on yılını verirdi. Ne yazık ki Jondret'i haykırmaları odayı
dolduruyordu, Marius hırsından adamı boğmak istedi.
Onlar çıkar çıkmaz Marius de dışarı fırladı, koridorda kimseyi göremedi, acele merdivenlerden indi
sokağa çıktığında arabalarının köşeyi döndüğünü, üzüntüyle seyretti. Marius peşlerinden koştu, tam o
sırada karşısına çıkan bir arabayı durdurdu.
Ancak Marius, kravatını bile takmamış, yanında ancak on altı metelikten başka parası yoktu. Arabacı
bu üstü perişan genci süzdükten sonra eliyle para işareti yaptı. Delikanlı sordu:
— Ne kadar?
— Sana kırk metelik.
— Dönüşte veririm.
Arabacı bir ıslıkla kamçısını şaklatarak oradan uzaklaştı. Zavallı Marius yirmi dört metelik daha
bulamadığı için sevgilisinin adresini öğrenmekten yoksun kalmıştı. Yine ufukları kararmıştı, yine kör
gibi, karanlıklarda sendeleyecekti. Birden o sabah kıza verdiği beş frangı acı acı düşündü. Şu anda bu
para yanında olsa kurtulmuştu, üzgün ve bitkin odasına döndü.
Tam içeri girerken sokak köşesinde, iyi kalpli beyin paltosu sırtında Jondret'in kötü suratlı bir herifle,

2
0
0
Yorum Yaz