04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzyedi

137
— Siz bir budalasınız Mösyö, size gitmenizi kim emretti? "Haydi benden özür dile, boynuma atıl, ne
duruyorsun?" Marius'in bu duygularını anlamadığını görerek, daha da sinirlendi, öfkesi daha da arttı:
— Bana saygısızlık ettiniz, yıllardan beri ölüp kaldığımı sormadan, benden uzak keyif ettiniz. Bekâr
hayatı yaşadınız, gece yarılarına kadar kadınlarla, kumarla, gönül eğlendirdiniz. Kim bilir belki borca
da girmişsinizdir, benden borçlarınızı ödememi bile istemediniz, tam dört yıl sonra dönüyor ve size
acımamı istiyorsunuz ha...
— Mösyö, dedi Marius. Sizden evlenmek için izin istemeye geldim.
— Ya öyle mi? Demek servetinizi doğrulttunuz, avukatlık size kaç para kazandırıyor?
Marius vahşi bir ses tonuyla, hiçbir şey kazanmadığını söyledi.
— Ya demek size yolladığım aylıktan başka paranız yok?
Marius bu paraya elini sürmediğini daima geri yolladığını açıklamadan susup önüne baktı. Dedesi
sözlerine devam etti:
— Ya demek, kız zengin?
— Hayır, o da benim gibi meteliksiz.
— Olur şey değil, yirmi beş yaşını doldurmadığından, benden izin almak zorunda olduğunu düşünerek,
bana geldin ha. Haydi oğlum başkalarına anlat, evlen o sefil kızla, sefalette çürüyün birlikte, ancak
şunu da bil ki, sana asla istediğin izni vermeyeceğim.
— Babacığım!
— Asla.
Marius umudunu yitirmiş kapıya yürüdü, ancak tam eşikten çıkıyordu ki, ihtiyar onun peşinden
sendeleyerek koştu ve onu yakasından yakalayarak zorla içeri çekti:
— Haydi, dedi. Anlat onu bakalım.
Marius'in ağzından kaçırdığı "Babacığım" sözü adamda bu değişimi meydana getirmişti. Marius ona
baktı, birden ihtiyarın yüzünde bir yumuşama gördü, Mösyö Jilnorman seven dede olmuştu.
— Haydi haylaz, dedi. Bana şu sevgilinden söz et, aman Yâ Rabbim günümüzün delikanlıları ne kadar
salak.
— Babacığım, dedi Marius.
İhtiyar adamın yüzü birden nurlanmıştı:
— Oldu, dedi. Bana "baba" de, bak görürsün her istediğine peki derim. Hem de bu kılığın ne, bir hırsız
gibi giyinmişsin, al şu yüz altını, üstüne başına doğru dürüst birşeyler satın al.
Bir çekmeceden çıkardığı şişkin bir keseyi genç adamın önüne koymuştu.
— Babacığım, diye söze başladı Marius. İyi kâlpli babam, bilseniz onu nasıl seviyorum. Ona bir yıl
önce parkta rastlamıştım, her gece evinin bahçesinde buluşuyoruz, ruhlarımız konuştu, babası
seviştiğimizi bilmiyor, babacığım görseniz o melekler kadar güzel, babası onu İngiltere'ye götürmek
istermiş, o giderse ben önce çıldırır, daha sonra ölürüm. Onsuz yaşayamam, o bana aldığım temiz
hava, kadar gerekli, işte hepsi bu kadar, o parmaklık bir bahçede Plüme sokağında oturuyor adı da
Matmazel Foşlövan.
"Jilnorman dede" yüzü sevinçle aydınlanmış, torununun yanına oturmuş onu dinlerken içi açılıyordu,
bu arada enfiye kutusundan aldığı bol bir tütünü burnuna götürdü. Plüme sokağı lafını duyunca,
tütünün bir kısmını üzerine döktü.
— Plüme mi dedin? Plüme sokağı mı? Ha galiba oralarda bir kışla olacak. Evet senin yeğenin
"Teodül" bana ondan söz etti. Canım hani şu benim yeğenimin oğlu binici teğmeni "Teodül" evet, sen
onu pek hatırlamazsın.
Evet kızdan söz edildiğini duydum, bir bahçede nefis bir parçaymış, doğrusu zevkin varmış: Teodül
onun hanım hanımcık olduğunu da ekledi.
Bana kalırsa bu salak teğmen, ona azıcı kur bile yapmış. Aferin Marius, doğrusu senin yaşındaki bir
gencin âşık olması hoşuma gitti, yaşa be oğul, gözüme girdin. Benim de vaktiyle böyle nice
maceralarım oldu.
Ancak senin gibi işi ciddiye almadım, ölümden söz etmenin ne gereği var, kızı sevdin mi, helâl olsun,
yavrum al sana, iki yüz altın daha eğlendir gönlünü, ancak böyle kızlarla evlenilmez, onu kendine
metres diye tut.
Marius birden sarardı, dedesinin sözlerine hiçbir anlam verememişti. Bu Plüme sokağı, kışla, uzak bir
akraba olan, teğmen Teodül bahçede dolaşan güzel kız, bütün bunlar zambaklardan daha temiz olan
Kozet'le ilgili olamazdı. Fakat dedesinin son lafı birden içine işledi bu ruhunun nişanlısına müthiş bir
hakaretti. Bu "onu kendine metres tut" sözleri kalbini dağlamıştı. Birden yerinden fırladı, düşürdüğü
şapkasını aldı dedesinin önüne koyduğu altınları, elinin tersiyle itti, kapıya doğru yürüdü dedesinin
önünde, derin derin eğilerek onu selâmladı ve titremeyen bir sesle:
— Beş yıl önce babama hakaret etmiştiniz Mösyö, dedi. Oysa bugün karıma hakaret ediyorsunuz.
Bundan böyle artık birşey istemiyorum sizden, elveda efendim.
Jilnorman dede, biden neye uğradığını şaşırmıştı ağzını açtı ses çıkmadı, kollarını uzattı yerinden

49
0
0
Yorum Yaz