04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzbir

Sefiller kitap özeti, Sefiller kitabı özeti, Sefiller kitabın özeti, Sefiller kitabının özeti, Sefiller roman özeti, Sefiller romanı özeti, Sefiller romanın özeti, Sefiller romanının özeti, Sefiller hikaye özeti, Sefiller hikayesi özeti, Sefiller  hikayesinin özeti, kitap özeti, kitap özetleri, kitabı özeti, kitabın özeti, kitabının özeti, roman özeti, roman özetleri, romanı özeti, romanın özeti, romanının özeti, hikaye özeti, hikaye özetleri, hikayesi özeti, hikayesinin özeti

131
♦♦♦
Neden artık Lüksemburg Bahçesine gelmiyor sanki? Nerede oturuyor? Ruhunun adresini bilememek,
ne korkunç...
♦♦♦
Ey aşktan acı çekenler, sevmekten vazgeçmeyin. Durmadan sevin, aşktan ölmek aşkla yaşamaktır.
♦♦♦
Sevenler olmasa güneş solardı.
♦♦♦
Bu tip düşüncelerle defterin yirmi beş sayfasını doldurmuştu bu güzel kelimeleri yazan, esrarlı el.
Okumasını bitirdiğinde Kozet kendisini bambaşka bir dünyada buldu. Tam gözlerini kaldırdığında,
yakışıklı subay başını dikleştirmiş parmaklığın önünden geçiyordu. Kozet onu iğrenç buldu. Bu güzel
düşünceleri kim yazmış olabilirdi? Bir bir, kâğıda geçirilen bu satırlar, sanki ruh damlalarıydı. Kozet bir
an bile kuşkulanmadı. Bir tek erkek yazabilirdi bunları. O.
Evet, O.
Birden genç kızın kalbine güneş doğmuştu sanki, içinde sonsuz bir mutluluğa karışan adsız bir hüzün
duydu. Evet o bu sayfaları doldurmuştu ve defteri taşın altına bırakmıştı. Kozet onu unuta dursun, o
yakışıklı genç kendisini aramış bulmuştu. Fakat Kozet, onu nasıl unutmuş olabilirdi?
Bunu düşünmesinin bile, bir çılgınlık olacağını anladı. Evet ateş küllenmiş ve bir süre gizli gizli yanmış,
fakat artık eskisinden daha şiddetle alevlenmişti aşkı. Kozet üçüncü kez defteri, baştan okuyordu ki,
Teğmen Teodül yeniden bahçe önünden geçti ve bu kez mahmuzlarını şaklatarak yürüdü. Bakışlarını
kaldırıp, onu gören Kozet onu budala, küstah ve çok çirkin buldu. Teğmenin kendisine gülümsediğini
görünce, hırsla başını çevirdi, salak herifin kafasına bir taş atabilirdi o anda.
Kozet içeri koştu odasına kapandı, defteri yeniden okumak ve ezberlemek için. Defalarca okuduktan
sonra, onu öperek koynuna soktu.
Bütün gün Kozet, bir rüyada gibi yaşadı. Düşünemiyordu bile. Gülüyor konuşuyor, fakat ne yaptığını
bilemiyordu. Zaman zaman bütün bunları, rüyada gördüğünü sanıyor, ancak elini göğsüne götürüp
kâğıdı elledikten sonra, güzel gerçeğe inanıyordu. Genç kız, sevgilisinin meleklerin aracılığı sayesinde
kendisini bulduğuna inanıyordu.
Akşam olduğunda Jan Valjan, yine yürümelerinden birine çıkınca Kozet aynasının önünde süslendi.
Saçlarını kendisine en yakışacak bir tarzda düzeltti, yakası açık bir robu giydi nedenini bilmeden böyle
giyinmişti. Bir yere mi çıkmaya hazırlanıyordu? Hayır. Birisini mi bekliyordu? Hayır.
Gün batarken bahçeye indi. Tusen kadın arka avluya açılan mutfakta bulaşıklarını yıkamakla
meşguldü. Genç kız, eliyle çalıları iterek ağaçlar altında yürümeye başladı. Böyle böyle, taş sıraya
geldi. Taş orada duruyordu. Kozet oturdu ve sanki bu uğurlu
taşı okşamak ister gibi beyaz elini üzerine koydu. Birden garip bir izlenime kapıldı, sanki yanı başında
birisi duruyordu. Başını çevirerek yerinden kalktı. O idi. Başı açıktı, zayıflamış ve solgundu.
Alacakaranlıkta siyah kostümünü ancak seçebildi Kozet. Şapkasını yere çalılar üzerine fırlatmıştı.
Bayılmak üzere bulunan Kozet ses etmedi, nasıl olduğunu anlamadan birkaç adım gerilemişti. Oysa
ona sokulmak isterdi, göremediği üzgün gözlerin cazibesine kapılmıştı. Adım adım gerileyen Kozet,
birden bir ağaca sırtını dayadı, yoksa düşebilirdi. İşte o zaman tanımadığı sevgilisinin sesini duydu:
— Bağışlayın beni, evet ben geldim, kalbim dolu, artık siz olmadan yaşayamayacağımı anlamıştım.
Sıra üzerine bıraktıklarımı okudunuz mu? Beni tanıyabildiniz mi? Benden korkmayın. Bana baktığınız
o mutlu gün üzerinden, hemen hemen bir yıl geçti, hatırlıyor musunuz? 16 Haziran günü iğdi. Bir de
babanızla birlikte oturduğum sıranın önünden geçmiştiniz, o da 2 Temmuz gününde olmuştu. Ne kadar
zamandan beri, sizi göremiyordum. Günlerim gece olmuştu. Parktaki iskemleleri kiralayan kadına
sordum, artık gelmediğinizi söyledi. Batı sokağında oturuyordunuz, oradan da başka yere
taşınmışsınız. Bakın sizinle ilgili çok şey biliyorum. Daima sizi izliyordum, başka işim yoktu ki. Sonra
birden ufuklarım karardı, sizin yok olduğunuz günler ve haftalar boyu çılgınlar gibi dolaştım. Bir gün
yine Odeon meydanında gazete okuyordum, sizi görür gibi oldum, hemen kadının peşine takıldım, siz
değildiniz, şapkasını sizinkine benzetmiştim. Geçen akşam tam arkanızda duruyordum, siz başınızı
çevirince hemen kaçtım. Bir akşam da sizin şarkı okuduğunuzu dinledim. Ne denli mutlu olmuştum.
Panjurlar ardından sesinizi, dinlememe izin verir misiniz? Bunun size bir ziyanı olmaz ki. Galiba
aşkımdan öleceğim, ne olur arada bir bu bahçeye gelmeme izin verin, ah! bilseniz size tapıyorum ben.

45
0
0
Yorum Yaz