03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuz

130
yoktu.
Kozet aldandığını düşündü, belki de bir korkuya kapılmıştı herhalde, az önce Weber'in sinirli
operasından okuduğu parça zihnini bulandırmış olacaktı. Gün batımında, ormanda yollarını yitiren
avcıların korosu, ayak altında çıtırdayan kuru dallar, kendisini böyle bir hayâl âlemine sürüklemiş
olacaktı. Ancak ertesi gece karanlıklar bastığında, bahçede dolaşıyordu. Yine bir gün önceki
gürültünün eşini duydu, tam o sırada çalıların ardından çıkan Kozet, ay ışığında kendi gölgesini gördü.
Birden genç kız dehşetle olduğu yerde kaldı, gölgesinin hemen ardında başka bir gölge belirmişti hem
de bu başında yuvarlak bir şapkası olan bir gölgeydi. Nihayet tüm cesaretini toplayarak başını çevirdi,
kimseyi göremedi. Fakat bir hayli endişelenmişti, iki gün üst üste, aynı hayâli göremezdi. Ertesi sabah
babası geri dönmüştü, Kozet ona korkusunu anlattı, adam önce birşey olmadığını söyledi ancak
yüzünün anlamından Kozet, onun da endişelendiğini anlamıştı.
Gece yeniden uyandı, bu kez birisinin ayak seslerini çok net olarak duyuyordu, hemen penceresine
koştu, camı açtı bahçede tam odasının altına gelen kısmı da elinde kalın bir sopa tutan birisi
dolaşıyordu, tam imdat istemek için haykıracağı anda, buluttan sıyrılan ayın ışığında, adamın
aydınlanan profilinden tanıdı. Bu babasıydı. Kız yatağına yatarken onun da bir hayli endişelenmiş
olduğunu düşündü. Jan Valjan, o geceyi bahçede geçirmişti gecenin geç bir saatinde genç kız, bir
kahkaha ile uyandı, babası kendisini aşağı çağırıyordu. Hemen yatağından atladı, üzerine sahanlığını
geçirerek, penceresini açtı babası aşağıda çimlerin yanında duruyordu:
— Kozet, diye seslendi, seni yüreklendirmek için uyandırdım, bak yuvarlak şapkalı gölgeye.
— Çimlerin üzerinde, uzayan bir gölgeyi işaretledi bu sanki başında yuvarlak bir şapka giymiş birisinin
gölgesiydi. Bitişik damda yükselen bir başlıklı bacanın gölgesiydi.
Ertesi gün kahvaltı masasında Kozet, babasıyla şakalaşarak endişeleriyle alay ediyordu, ancak arkaya
bakıldığında, kaçan bir baca henüz görülmemişti, fakat kızcağız kafasını daha fazla yormadı ve bu
olanları unuttu. Ancak birkaç gün sonra yeni bir olay olacaktı.
Bahçede sokak yanındaki demir parmaklıkta sarmaşıkların kapladığı taştan bir sıra vardı. Sokaktan
geçenlerin kolay göremeyecekleri bu sıraya bir yaya, elini uzatarak değebilirdi. Bu olaylardan bir kaç
gün sonra Jan Valjan'ın gezmeye çıktığı bir akşam, güneş battıktan sonra Kozet bu sıraya oturmuş,
derin derin düşünüyordu. Rüzgâr serinlemiş genç kızın kalbini bir gariplik doldurmuştu. Akşamın
verdiği bir hüzün içini kaplıyordu.
Belki de aralanan mezarların esrarından gelen bu hüzün, belki de anası Fantin bu bölgede onu
koruyordu. Kozet yerinden ağır ağır kalktı ve birkaç adım yürüdü, otlar nemlenmişti, ayaklan ıslandığından
yeniden taş sıranın üzerine döndü, tam oturacağı anda, az önce bulunmayan kocaman bir
taşın durduğunu hayretle gördü. Kozet bu taşın manasını bir türlü anlayamamıştı, birden bu taşın
buraya yalnız başına gelmeyeceğini bir kolun uzanmış olacağını düşünerek ürperdi. Birden korkmuştu,
elini sürmeden ve koşarak girdi. Tusen kadına, babasının gelip gelmediğini sorduktan sonra, ona
akşamları kapı ve pencere panjurlarını sıkı sıkı kapamasını, bir kez daha tembih etti.
Ertesi sabah, gün doğarken uyanan Kozet, bir akşam önceki korkularına gülerek kendi kendisiyle alay
etti.
Renkli perdelerden süzülerek, odasına altın bir göl gibi giren güneş onun tüm endişelerini dağıtmıştı.
Taş sıra üzerinde taş olmadığına kendi kendisini inandırmaya çalıştı. Hemencecik giyinerek, bahçeye
koştu sıranın üzerinde birşey bulmayı isterdi, fakat birden buz gibi bir ter döktü.
Taş sıranın üzerinde duruyordu. Ancak geceki korkusu gündüz dağılmış olduğundan Kozet taşın
esrarını çözmek için yerinden kaldırdı. Oldukça ağır küçük bir kaya parçasıydı altında mektuba
benzeyen bir kâğıt bulunuyordu. Bu beyaz bir zarftı. Kozet hemen kaptı üzerinde ne adres vardı ne de
mühür. Kocaman zarfı açtı içinden bir ince defter çıktı. Artık Kozet'in kalbini meraktan üstün bir duygu
sarmıştı, endişelenmişti.
Defterin sayfalarını açtı, çok güzel bir yazıyla doldurulmuştu bu sayfalar. Kozet bir imza, bir ad aradı,
bulamadı. Herhalde gizli elin bunu sıra altına bıraktığı defter, kendisine yazılmıştı. İçindekileri
okumasının gerektiğini düşünerek sayfalan çevirdi.
Şu satırları okudu:
Aşk, meleklerin yıldızlara selâmıdır.
♦♦♦
Aşk yok olduğunda Ruh derin bir kedere düşer.
♦♦♦
Beyaz Krep şapka altından gülen gözleri görmek, ruhumun rüyalar sarayına girmesini sağladı.

14
0
0
Yorum Yaz