03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonyedi

117
Tenardiye sustu, nefes nefese gelmişti. Semiz bir boğayı parçalayan bir çakalın zevkini duyuyordu,
tam onun gibi alçak ruhlu bir adama yakışacak bir ruh hali.
Bay Löblan, onu sonuna kadar dinledikten sonra nihayet:
— Neler söylemek istediğinizi hâlâ anlayamadım, fakat aldanıyorsunuz ben de yoksul bir adamım,
sandığınız gibi zengin değilim yoksa beni bir başkasıyla mı karıştırdınız?
— Başkalarına yuttur bu martavalları babalık, hâlâ benim kim olduğumu anlayamadın mı?
Böyle bir anda daha da garip ve kudretli görünen bir nezaketle cevap verdi Bay Löblan:
— Bağışlayın Mösyö. Sizin bir haydut olduğunuzu anladım.
En aşağılık kişilerin bile alınganlıkları vardı. Bu haydut kelimesi Tenardiye ailesine pek dokunmuştu.
Karı iskemleyi konuğun üzerine fırlatmaya hazırlanmıştı ki, kocasının bir işaretiyle olduğu yerde durdu
Tenardiye haykırdı:
— Haydut ha... İşte tam sizlere yakışacak bir söz, sizin gibi parasını nereye harcadığını bilmeyen
zenginlerin ağzına lâyık bir söz. Bana iyi bak andavallı. Tam üç günden beri, kursağıma bir lokma
girmediği için mi haydut oluyorum? Sizler ayaklarınızı ısıtıyor, avuç dolusu paraya aldığınız içi kürklü
potinleri giyiyor, piskoposların cübbelerini andıran kalın paltoları sırtınıza geçiriyorsunuz. Baklava,
börek yer, kapıcısı olan apartmanlarda oturursunuz. Havanın soğuk olup olmadığını anlamak için,
gazeteden hava raporuna bakarsınız değil mi? Oysa bizler termometreyiz, biz yan çıplak geziyor,
açlıktan kırılıyoruz. Oturduğumuz mahzenlere gelip bir de utanmadan bize haydut diyorsun ha... Bana
bak babalık, ben de bir zamanlar böyle değildim, ben de bir kentsoyluydum. Belki senden daha fazla
hem de senin neyin nesi olduğunu, kim biliyor? Belki de gerçek bir haydut, sensin. Hem de bana iyi
bak avanak, ben bir kahramanım. Vatanım için savaştım. Vaterlo Savaşı'nda bir generalin hayatını
kurtardım. Herif kont mu, baron mu, birşeylerdi. Bana teşekkür ederken adını söylemişti, fakat sersemin
sesi öylesine kısıktı ki iyice duyamadım. Bu jestim için, en azından bir madalya haketmiştim
ben...
Ah budala herif, bana teşekkür edeceğine adını doğru dürüst söylese şu sıralarda daha fazla işime
yarardı. Şu gördüğün tablo ki, en ünlü ressamımız David tarafından yapılmıştır, işte bu sahneyi
canlandırıyor. Bak kurşun yağmuru altında sırtımda yaralı generali taşıyorum. Evet ben Vaterlo
kahramanıyım. Haydi artık yetti fazla bile konuştum. Bana para lâzım sökül metelikleri babalık, yoksa
canını cehenneme yollarım.
Marius kendisini toparlamıştı, herifin bu korkunç açıklamalarını beyni zonklayarak dinledi. Bu korkunç
adamın alçaklığı karşısında mert delikanlı ürperiyordu. Hele nankör herifin, babası hakkındaki
yargılarını tüyleri diken diken olarak dinlemişti. Birden iyice gördüğü bu tablo sanki ona babasını
canlandırmıştı bir mezar açılmıştı karşısında, Vaterlo savaşının top gümbürtülerini kulaklarında
duyuyor, kanlar içinde babasını karşısında görüyordu.
Tenardiye soluk alınca yine haykırdı:
— Haydi babalık canını yakmadan sökül paracıklarını yoksa işin iştir.
Bu arada maskeli heriflerden biri, elinde baltayı havada sallayarak:
— Beni unutmayın ha, odun yarmakta birebirim, dedi.
Bay Löblan önündeki masayı birden tekmeleyerek heriflere doğru itti ve bir kaplan çevikliğiyle
pencereye sıçradı dışarı atlamaya hazırlamıştı ki, altı güçlü kol birden uzanarak onu zorla içeri çektiler.
Bu arada Tenardiye'nin karısı adamı saçlarından yakalamıştı.
Bu gürültüye koridorda bekleyen haydutlar da koşuştular. Marius içinden bir dua mırıldandı.
"Babacığım beni bağışla," diyerek elini tabancasına götürdü. Tam ateş edecekti ki, Tenardiye'nin
yüksek sesi yükseldi:
— Herifin canını cehenneme yollamayın, henüz o altın yumurtlayan tavuk, bana onun ölüsü değil dirisi
gerek.
Kurbanının kaçma çabası Tenardiye'nin aklına başına getirmişti, onun benliğinde iki kişilik yaşardı.
Birisi zalim adam, öbürü kurnaz adam. Birden hileye baş vurdu. Bu arada Marius'de ateş etmekten
vazgeçti, olayların gelişmesini bekledi. Belki de babasının kurtarıcısını ele vermeden Ursula'yı
kurtarmayı başarabilirdi? Odada korkunç bir dövüş başlamıştı, çok güçlü olan Bay Löblan bir yumrukta
haydutlardan birini yere sermiş, tekmesiyle ikisini kapıya yapıştırmıştı. Yakaladığı iki eşkıyayı dizlerinin
altında tutuyordu. Kadın adamı yeniden saçlarından yakaladı, kocası ona emir verdi:
— Sen rahat dur, atkını yırtacaksın. Daha sonra emrindeki haydutlara seslendi:
— Ceplerini araştırın.
Bay Löblan'ın üzerinde meşin bir kesede altı frank ve temiz bir mendilden başka birşey bulamadılar.
Tenardiye, cüzdan ya da saat bulamadığından hayâl kırıklığına uğramıştı. İpi kaparak adamlarına
fırlattı.
— Şunu yatağın demirine sıkı sıkı bağlayın, dedi.
Bay Löblan'ı karyolanın paslı demirlerine bağlamışlardı, adam hiç zorluk çıkarmadı. Bu işte sona
erdikten sonra, Tenardiye gelip onun karşısına geçti birden suratı tamamıyla değişmişti, sinsi kurnaz

11
0
0
Yorum Yaz