03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonüç

113
merdivenlerden çıktı ve koridor boyunca odasına sessizce süzüldü.
Koridorun her iki yanında, kiralık odalar bulunurdu, kapılardan birinin önünden geçerken, Marius boş
odaların birinde dört saçı sakalına karışmış kafa görür gibi oldu ancak kendisini göstermek
istemediğinden oradan yavaşça sıvıştı.
Tam zamanında davranmıştı, birkaç dakika sonra Madam Burgon'un ardından sokak kapısını
kapatarak çıktığı duyuldu.
Marius yatağının üzerine oturdu, aşağı yukarı saat beş buçuk olmuştu.
Yarım saat sonra dananın kuyruğu kopacaktı. Gerçi korkmuyordu yürekli çocuk ancak az sonra olup
bitenleri düşündükçe tüylerinin ürpermesine engel olamıyordu. Kendisini bir rüyada sanıyor ancak
cebindeki tabancalara dokunarak bir rüyada olmadığına inanıyordu.
Artık kar durmuştu, ay bulutlardan sıyrılarak göklerde yükseliyordu.
Jondret'in odasından hiçbir ışık sızmıyordu, ancak Marius duvardaki delikten, kanlı bir aydınlığın
süzüldüğünü gördü.
Herhalde bu bir mum aydınlığı olamazdı. Bundan başka Jondret'lerden çıt çıkmıyordu, bu kızıl ışık da
görünmese insan bitişik odayı bir mezar sanırdı.
Marius çizmelerini çıkardı ve yatağın altına itti.
Birkaç dakika daha geçti, sonra ağır bir ayak sesi duyuldu kapının tokmağı açıldı Jondret Baba içeri
girmişti.
Birden sesler yükseldi bütün aile ininde bekliyordu ancak kurt babanın gelmesini bekleyen kurt
yavrulan gibi susmuşlardı.
— Ben geldim, dedi adam. İşler tıkırında, ancak ayaklarım dondu.
— Oh hanım, maşallah giyinmişsin iyi iyi, böylelikle daha güven sağlayacak hale geldin.
— Sokağa çıkmaya hazır beklemekteyim.
— Söylediklerimi unutmadın ya, her şeyi harfi harfine yerine getireceksin.
— Tasalanma.
— Burada yemekler yenmiş galiba.
— Evet, dedi ana. Üç tane kocaman patates aldırmış olan tuzla pişirdim bu ateşin yanmasından
faydalanarak hiç değilse birer lokma bir şeyler tikindik.
— Aldırma, diye haykırdı herif. Yarın size ziyafet çekeceğim lokantada, ördek kızartması ve daha
neler. Krallar gibi yaşatacağım.
Daha sonra sesini kısarak ekledi:
— Kapan kuruldu. Şunu da ateşe sok.
Marius sanki ateşin maşayla karıştırıldığını duyar gibi oldu.
— Kapıyı yağladın mı gıcırdamaması için.
— Evet, dedi kadın.
— Saat kaç?
— Neredeyse altıyı çalar az önce kilise çanı, beş buçuğu vurmuştu.
— Kızlar gözetlemeye gitsinler, hey kızlar dinleyin beni. Baksanıza komşuda kimse yok mu?
— Zannetmem, çıktı.
— Yine de bir bakmaktan zarar gelmez. Haydi kızım al şu şamdanı, git herifin odasını bir dikizle.
Marius bunu duyar duymaz hemen karyolasının altına girdi.
Henüz saklanmıştı ki, kapının ardından ışığın süzüldüğünü gördü.
— Baba, kimse yok.
— İçeri gidin mi? diye sordu herif.
— Hayır, dedi kız. Ancak anahtarını kapının dışında bıraktığına göre çıkmış olmalı.
Babası haykırdı:
— Olsun sen yine de gir.
Kapı açıldı. Marius ailenin büyük kızını elinde şamdan içeri girerken gördü. Bu loş aydınlıkta
sabahkinden daha korkunç görünüyordu.
Kız yatağa yanaşmıştı, genç adam ürperdi, ancak kız duvardaki ayna önünde durdu, elinin tersiyle
saçlarını sıvazladı ve aynadaki aksine bakarak gülümsedi, bu arada çatlak sesiyle son moda bir
romansı mırıldanıyordu:
"Aşkımız ancak bir tek hafta sürdü, Mutluluk anları, ne denli kısa olur, Sekiz gün sevişmek, neye
yarar? Aşk mevsimi hiç bitmemeli, Sevişmenin sonu gelmesin, sonu gelmesin." Bu arada Marius
titriyordu, kızın nefesini duymasından korkuyordu.
Kız pencereye yaklaştı ve yüksek sesle:
— Şu beyaz kefenin içinde Paris ne denli çirkin oluyor, dedi. Bu arada babasının sesi duyuldu:
— Hey niye bu kadar eğlendin? Ne yapıyorsun orada?
— Yatağın altına bakıyorum.
Kız saçlarını düzeltmek ve kendisini seyretmekle meşguldü.

6
0
0
Yorum Yaz