03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonsekiz

118
güler yüzlü oluvermişti.
— Beyim, dedi. Pencereden atlamak istemenize şaştım doğrusu bir yerinizi kırabilirdiniz, olur mu?
Tatlı tatlı konuşalım anlaşacağımızdan eminim. Birşey dikkatimi çekti, "imdat hırsız var,", "can kurtaran
yok mu?", "Beni öldürüyorlar," diye haykırabilir, yardım isteyebilirdiniz? Bunu yapmadınız neden?
Yoksa sizin de polisten bir korkunuz mu var? Hoş bağırsanız bile kimse sizi duymazdı, ancak sizin de
polisten hoşlanmadığınızı anlamış oldum.
Demek gizleyecek bir suçunuz var ki polisten yardım istemiyorsunuz, çoktan beri bundan
kuşkulanmaktayım, gelin kardeşçe anlaşalım.
Marius, hiç kılını kıpırdatmadan Tenardiye'nin karşısında sakin sakin duran Bay Löblan'ın yürekliliğine
bir kez daha hayran oldu.
Tenardiye yerinden kalkarak paravanı çekmiş ve ocaktaki mangalı ve ateşte kızan pençe ve makasları
gözler önüne sermişti. Yine yerine oturarak sözlerine devam etti:
— Evet anlaşabiliriz, demin azıcık sinirlenmiş olacağım, kendinize göre masraflarınız vardır, sizin
paranızdan bana ne? Size fazla zarar vermek istemem doğrusu. Bana yalnızca iki yüz frank yeter.
Bay Löblan tek cevap vermemişti. Tenardiye sözlerine devam etti:
— Elbette bu kadar parayı üzerinizde taşımayacağınızı ben de biliyorum, sizden tek isteğim,
söyleyeceklerimi yapmanız.
Kâğıt kalemi adamın önüne sürdü. Bay Löblan sordu:
— Elim kolum bağlı, nasıl yazabilirim? Tenardiye:
— Pardon, dedi. Bak bunu unutmuştum.
Daha sonra haydutlardan birine emir verdi: Beyin kolunu, sağ kolunu çözün.
Tenardiye kalemi mürekkebe batırarak, adama uzattı:
— Size şunu da haber vereyim beyim, dedi. Mektubu götüren kişi geri dönünceye kadar, burada bağlı
ve bizim tutsağımız olarak kalacaksınız anlaşıldı mı? Yazın bakalım: Kızım...
Tutsak titreyerek başını kaldırıp eski hancıya baktı. Tenardiye diye devam etti: "Sevgili kızım, derhal
gel, sana ihtiyacım var. Bu pusulayı getiren kimse, seni buraya getirecek, seni bekliyorum güvenle
gel."
Löblan söylenenlerin hepsini yazmıştı. Tenardiye ekledi:
— Şu güvenle gel kelimelerini silelim, kızın aklına kötü şeyler gelebilir. Haydi artık imzanızı atın, adınız
neydi?
Tutsak kalemini masa üzerine bırakarak sordu:
— Bu mektup kime yazıldı?
— Biliyorsunuz ya kızınıza, az önce söylemedim mi? Aslında Tenardiye yine kurnazlıktan şaşmıyor,
küçük diyor,
kızın adını söylemiyordu, bu da onun plânlarının bir ayrıntısı olmalıydı.
— Haydi imzanızı atın, adınız neydi?
— Ürben Fabr, dedi adam.
Tenardiye adamın cebinden çıkan mendildeki markalara baktı. Bir U bir de F gördü.
— Haydi artık adresinizi de yazın, dedi.
Adam bir süre düşünceli durduktan sonra: "Bayan Fabr Sen Dominik Danfer sokağı, numara 17," dedi.
Tenardiye mektubu hemen kaparak karısına verdi:
— Al mektubu, ne yapacağını biliyorsun, dedi. Hemen git ve çabuk geri dön. Daha sonra baltalı adama
döndü ve ona emir verdi. Sen de arabanın arkasına binersin.
Bir dakika geçmemişti ki, dışarıdan bir kamçı sesi duyuldu. Tenardiye ellerini ovuşturdu:
— Oh oh bu süratle giderlerse, üç çeyreğe kadar dönerler.
Daha sonra şömine karşısına kurularak, ayaklarını ateşe uzattı. Odada tutsak, Tenardiye ve beş
hayduttan başka kimse kalmamıştı.
Marius büyük bir heyecanla bekliyordu. Sevdiği kızın üzerine bir esrar perdesi gerilmişti. Tenardiye'nin
az önce "Tarla Kuşu" ya da küçük kız diye sözünü ettiği bu genç kız kimdi? Artık mendildeki markanın
da gizliliği çözülmüştü. U ve F harfleri adamın adıydı, kızın adı Ursula değildi. Bu arada bir karara
vardı: Şu "Tarla Kuşu" lakabını verdiği güzel kız, buraya gelirse onu kurtarmak için harekete geçerim,
onu bu haydutlara bırakmaktansa kanımın son damlasına kadar veririm. Kimse bana engel olamaz."
Böylece bir yarım saat daha geçti, Tenardiye'nin çenesi açılmıştı.
— Bakın Bay Urben, diyordu. Karım az sonra gelir, sabırsızlanmayın "Tarla Kuşunun" sizin kızınız
olduğundan asla kuşkum yok. Kızınızı rehine olarak kendi bildiğimiz bir yerde gizleyeceğiz, bize
istediğimiz iki yüz bini verdiğinizde onu serbest bırakırız. Bu arada beni yakalamak istediğiniz takdirde
arkadaşım "Tarla Kuşunun" hesabını görür.
Marius çıldıracak gibi olmuştu, artık yalnızca adamın değil, sevdiği kızın hayatında tehlikede olduğunu
anladı. Bir el ateş etse, haydutlar kızı yakalamış olacaklar, ona zarar vereceklerdi. Bu korkunç
durumdan sevdiğini nasıl kurtaracağını düşündü. Daha önceden polis şefi Javer'e iki el ateş ederek

14
0
0
Yorum Yaz