03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzondört

114
— İnek, diye bağırdı herif. Çabuk dön kemiklerini kırarım, kaybedecek vaktimiz yok.
— Geliyorum, geliyorum, diye haykırdı kız. Bu barakada insanın niye vakti olur ki?
Son bir defa aynaya baktı ve kapıyı çekerek çıktı.
Bir saniye sonra Marius, kızların yalın ayak koridorda koşuştuklarını duyuyordu, Jondret onlara
haykırdı:
— Gözünüzü dört açın ha, biriniz parmaklık yanında beklesin ufaklık sen de, Küçük Banker sokağının
başını tut. Evin kapısından gözünü ayırmayın ha. Birşey görürseniz dört nala buraya koşun.
Anahtarınız var değil mi?
Kızların büyüğü homurdandı:
— Bu soğukta yine yalın ayak karda nöbet beklemek.
— Yarın her ikinizin de kürkle bezenmiş satenden potinleriniz olacak, dedi babalan.
Kızlar merdiveni koşarak indiler ve bir saniye sonra Marius sokak kapısının kapandığını duyarak
onların dışarı çıktıklarını anladı.
Marius gözetleme yerine geçmenin vaktinin geldiğini düşündü. Bir saniyede iki sıçrayışta oraya çıktı.
Jondret'in odasının acayip bir görüntüsü vardı, bir köşede yanan mum odaya bir aydınlığı veremezdi.
Tüm oda ocağın içine konmuş demir bir mangalda yanan ateşlerden kızıl bir ışığa boyanmıştı. Kapının
yanında iki yığın görülüyordu bunlardan biri, demir hurdaları, diğeri de bir ip yığını idi.
Jondret piposunu yakmış, delik hasır iskemleye oturmuş keyif çatıyordu.
Marius kadına bakınca, gülmemek için kendisini zor tuttu. Kadın gülünç bir kılığa girmişti, başında
omuzlarına kadar sarkan tüylerle süslü bir şapka, kralların taç giyme törenlerinde muhafızların
giydikleri şapkalardan biri vardı, yün örgü etekliğinin üzerine, renkli bir atkı atmış ayaklarına kızının
beğenmediği, erkek pabuçlarını geçirmişti.
Jondret'e gelince, o yaşlı beyin, kendisine bıraktığı paltoyu sırtından çıkarmamıştı.
Birden herifin sesi duyuldu:
— Baksana, aklıma gelmişken söyleyeyim, bu havada o arabayla gelir, feneri yak ve in, kapının
ardında bekle arabanın durduğunu duyar duymaz aç kapıyı, fenerle ona merdivende yol gösterirsin,
herif buraya girerken sen hemen aşağı koşar arabacının parasını vererek, arabayı geri gönderirsin.
Anlaşıldı mı?
— Hangi parayla öderim, dedi kadın. Jondret öfkeyle cevap verdi:
— Al şunu.
Kadının eline birkaç frank sıkıştırdı. Sonra ekledi:
— Buraya iki iskemle gerekiyor.
Birden Marius kadının donduğunu hissetti, kadın sakin sakin:
— Gidip komşu delikanlıdan alayım, demişti.
Marius ancak yere atlayıp karyolanın altına sürünerek girdi.
Kocasının mumu vermesine rağmen, kadın iskemleleri rahat taşıyamayacağını söyleyerek, ışıksız
gelmeyi tercih etmesi genç adamı ferahlattı. Kadın el yordamıyla anahtarı kilitte çevirerek, içeri girmiş
ve pencereden süzülen ay ışığından faydalanarak, iki iskemleyi omuzlayıp, ardından kapıyı çarparak
çekip gitmişti.
Delikanlı rahat bir nefes aldı.
Kocası:
— Al feneri hemen in, dedi. Jondret Baba, yalnız kalmıştı.
İskemleleri masanın çevresine dizdi, ateşteki makası oynattı. Şömine önüne eski bir paravan koyarak,
mangalı maskeledi ve ip yığınına giderek sanki birşey incelemek istercesine eğildi.
Marius bu ip yığını sandığı şeyin, aslında ipten bir merdiven olduğunu gördü.
Bu ip merdiven ve daha başka birkaç alet, demir hurdalarla birlikte üst üste konmuştu. Herhalde herif,
bunları Marius yokken almış olacaktı. Genç adamın bunların bıçakçı aletleri olacağını düşündü. Eğer
Marius cinayet bakımından daha bilgili olsa bunların hırsızlara özel aletler olduklarını anlamakta
gecikmezdi.
Bu arada sessizce tek başına piposunu tüttüren Jondret, masanın çekmecelerinden birini açarak,
içinden çıkardığı bir mutfak bıçağını uzun uzun inceledi.
Marius de cebinden tabancayı çıkardı.
v
Birden uzaklardan bir çan sesi duyuldu. Kilisenin kulesindeki saat altıyı vuruyordu.
Jondret keyifle kafasını salladı ve saatin çalması sona erdiğinde eliyle mumu söndürdü.
Daha sonra, odada bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra kulak kabartarak dinledi:

2
0
0
Yorum Yaz