03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzondokuz

119
haber vermediğine pişman olmuştu. Kendi kendisine lanetler yağdırdı, babasının vasiyetini yerine
getirmek uğruna, sevgilisini feda etmişti, bilmeyerek...
Korkunç sessizlik bir süre gitti, birden merdivende ayak sesleri duyuldu, kapı açıldı ve Tenardiye Ana,
yüzü gözü mor mor, saç baş perişan, bir cadı gibi içeri girdi.
Elleriyle kalçalarına vurarak:
— Yanlış adres verdi, diye haykırdı. Gittiğimiz sokakta, bu adla oturan birini bulamadık. Moruk bize
madik etti.
Marius rahat bir nefes aldı. O, "Ursula,", "Tarla Kuşu," adını bilmediği güzel kız kurtulmuştu.
Tenardiye adamın karşısına dikildi ve sakin bir sesle sordu:
— Yanlış adres vermekle, ne kazandın sanki? Tutsak gür bir sesle haykırdı:
— Vakit kazandım, dedi. Bu da yetmez mi?
Yedi haydut yerlerinden kıpırdanmaya meydan bulamadan o eğilmiş ve ateşte kızan kocaman makası
kapmış, elinde savuruyordu. Şu anda haydutlar Tenardiye ve eşi adamın önünde gerilemek zorunda
kalmışlardı. Daha sonra kulübede düşürdüğü ve içinde bıçak bulunan kocaman bir metelik sayesinde,
tutsak sol elinin bağlarını kesmeye sezdirmeden çözmüştü. Polisin odada sonradan bulduğu bu
kocaman ortasında gizli bir bıçağı bulunan metelik, mahkûmların kullandıkları bir aletti. Ancak adam
sol ayağının bağlarını çözememişti. Haydutlar kendilerine geldiklerinde Tenardiye'nin karısıyla giden
haydut, haykırdı:
— Meraklanma ahbap, herifin bir bacağı karyolaya bağlı kaçamaz.
Tutsak sesini yükseltti:
— Hepiniz acınacak kadar sefil yaratıklarsınız, ancak benim hayatımın öyle sandığınız kadar değeri
yok. Hiçbir şeyle beni korkutamazsınız bakın.
Elinde tuttuğu kızgın demir makası, koluna değdirerek etlerini yaktı. Bir yanık kokusu, bir ateş cızırtısı,
oysa bu acayip yaşlı adamın yüzünde en ufak bir acı ifadesi bile belirmemişti. Kinsiz güzel gözlerini
Tenadiye'nin üzerine dikmiş acısını bile sonsuz bir yücelikle unutmuştu.
— Sefiller, dedi. Sizden nasıl korkmuyorsam sizin de benden korkmanız gereksiz, size asla kötülük
etmeyeceğim.
Daha sonra makası yanık kolundan çıkartarak, açık pencereden dışarıya karların üzerine fırlattı. Bu
sırada, karı koca başbaşa vermiş kendilerine bir plân çiziyorlardı. Cadıkarı, kocasına fısıldadı:
— Herifin gırtlağını keselim, başka çaremiz kalmadı. Marius, Tenardiye sefilinin çekmeceden bir
ekmek bıçağı aldığını gördü. Artık daha fazla bekleyemezdi.
Bu yürekli, bu yüce adamın, gözünün önünde kurbanlık koyun gibi boğazlanmasını seyredecek değildi.
Birden aklına çok parlak bir fikir geldi. O aynı sabah Tenardiye'lerin büyük kızlarının bir kâğıt üzerine
"Aynasızlar geldi," diye yazıp bıraktığını hatırladı. Böylelikle hem babasının hatırasına ihanet
etmeyecek, hem de o zavallı ihtiyarı kurtarmış olacaktı. Hemen duvardan bir sıva kopardı, kâğıda
sararak, bunu yukarıdaki delikten bitişik odaya fırlattı.
Zamanında davranmıştı. Tenardiye Ana haykırdı:
— Birşey düştü.
Karı, kâğıdı kapıp kocasına uzattı. Tenardiye sordu:
— Bu nereden geldi? "Aynasızlar geldi," Haydutlardan biri:
— Nereden olacak, pencereden, dedi.
Birden hepsini bir telâş almıştı. Tenardiye kâğıdı karısına gösterdi:
— Baksana bu Eponin'in el yazısı, hemen tüyelim. Karı sordu:
— Herifi gebertmeden mi?
— Saçmalama vaktimiz yok.
— Nereden kaçalım?
Kimisi pencereden, kimisi kapıdan kaçmayı öneriyordu. Bu arada Tenardiye haykırdı:
— Çıldırdınız mı? Ulan vaktimiz dar, diyorum size. Haydi yaylanın daha ne bekliyorsunuz.
Birden kapıda bir ses duyuldu:
— Buyurun, işte şapkam...
Hep birden kapıya döndüler. Javer elinde şapkası gülümseyerek haydutlara bakıyordu.
VI
Haydutlar kaçmak için, oraya buraya fırlatmış oldukları silâhların üzerine atıldılar. Birkaç saniye sonra,
bu azılı yedi eşkıya, korkunç durumlarda kendilerini savunmaya hazır bekliyorlardı. Tenardiye eline
bıçağını, cadı karı kocaman bir taş almıştı.

14
0
0
Yorum Yaz