03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonbir

111
Kızlara kapıda nöbet bekletirim. Sen de bize yardım edersin herif yola gelir.
Kadın sordu:
— Peki ya yola gelmezse?
— O zaman da ben onu yola getirmesini bilirim. Jondret eliyle korkunç bir harekette bulunmuştu.
Birden ürpertici bir şekilde güldü.
Marius ilk olarak onun kahkahasını duyuyordu, sanki kalbi dondu.
Jondret şömine yanındaki, bir dolabı açtı içinden çıkardığı eski bir kasketi, kafasına geçirdi:
— Şimdi çıkıyorum, dedi. Göreceğim kimseler var, bak görürsün, işimi nasıl ayarladım. Az sonra
dönerim, sen evi bekle.
Sonra birden ekledi:
— Moruğun beni tanımaması büyük şans. Aksi halde, tekrar dönmezdi.
Şu benim romantik sakalım, beni kurtardı.
Pencereden baktı dışarıda kar yağmakta devam ediyordu.
Ceketini ilikleyerek:
— Doğrusu bu redingot, bana göreymiş, dedi. Ancak bu da olmasa dışarı çıkamazdım, dışarı da
çıkmayınca işi ayarlamak imkânsız olurdu. Ha bak unutuyordum, kendine azıcık kömür al.
Kansının önüne yabancı adamın verdiği beş frangı fırlattı.
— Geri kalanla yemek alayım deme, bugün yemeğin sırası değil, daha sonra bunu düşünürüz.
Bu sözlerle Jondret dışarı çıktı.
Marius çok derin düşünen bir çocuk olmasına rağmen enerjik bir yaradılışı vardı. Haksızlığa
dayanamazdı. Çok merhametli olmasına karşılık kötülükten tiksinirdi. Bir kaplumbağaya acır, fakat bir
yılanı kolay ezerdi. Şu anda, komşularının yılan olduklarını anlamakta gecikmemişti. Onları ezmeye
karar verdi.
Yavaşça gözetleme yerinden indi, eski giysilerini sırtına geçirdi, boynuna bir atkı bağladı ve hiç gürültü
etmeye çalışarak, dışarı çıktı.
Evin arkasındaki sokaktan geçiyordu ki, iki korkunç kılıklı adamın baş başa birşeyler fısıldadıklarını
duydu. Duvara dayanarak kulak kabarttı. Bu heriflerin hırsız olduklarını konuşmalarından anladı.
Patron - Minet çetesine ait olduklarını laf arasında söylemişlerdi.
Bu arada bu işi kaçırmanın budalalık olacağını enselenirlerse eninde sonunda beş yılla
kurtulacaklarını da, söylemişlerdi.
Marius bu eşkıya kılıklı adamların, Jondret'in entrikalarına alet olacaklarından kuşkulanmıştı.
Yolda ilk rastladığı adama, karakolu sordu. Pontuvar sokağındaki 14 numara olduğunu söyledi. Marius
oraya gitti.
Yolda bir yandan Tanrı'sına şükürler ediyordu. Cömertliğinin mükâfatını görüyordu. Sabahleyin
Jondret'lerin büyük kızına beş frank vermemiş olsaydı, Löblan'ların arabasını izleyecek ve bu arada
Jondret'lerin korkunç tuzaklardan haberi bile olmayacaktı. Her şeyde bir hayır vardır, atasözünün
doğruluğuna bir kez daha inandı.
IV
Karakola geldiğinde, birinci kata çıkarak komiserle görüşmek istediğini bildirdi. Kendisine komiser
beyin bulunmadığını ancak polis şefinin burada olduğunu haber verdiler.
Marius'u bir odaya soktular, uzun boylu birisi, sobaya dayanmış kapıya sırtını çevirmiş, duruyordu.
Marius adam başını çevirdiğinde dört köşe, kaba bir surat, ince dudaklı bir ağız, korkunç bir bakış
gördü.
Aslında bu adam da, Jondret'ten daha bile korkunçtu. Kimi zaman çoban köpeği, kurttan daha bile
tehlikeli olur.
— Ne istersiniz? diye Marius'e sordu.
— Komiser beyle görüşmek isterim.
— Kendisi yok.
— Özel bir iş.
— Hemen anlatın.
Marius bu adamın hem korku, hem de aynı zamanda güven saçmasına hayret etti. Ona bütün
bildiklerini ve duyduklarını bir bir anlattı.
Daha sonra oturduğu evin adresini verdi. Bu adresi duyan polis şefi birden irkildi.
— Koridorun dibindeki oda mı?
— Evet, dedi Marius. Yoksa siz orasını biliyor musunuz? Adam bir süre sustu daha sonra ellerini
sobaya uzattı.

6
0
0
Yorum Yaz