03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonbeş

115
— Bir de gelmeyeceği tutarsa, diye homurdandı. Henüz yerine oturmuştu ki birden kapısı açıldı.
Jondret Ana kapıyı açmış, ağzını kulaklarına kadar genişleten bir saygıyla konuğu buyur ediyordu.
Jondret hemen yerinden fırlayarak:
— Buyurun velinimetim, dedi.
Bay Löbnan göründü. Adamın yüzündeki iyi anlamdan onun mübarek bir kişi olduğu okunuyordu.
Girer girmez masa üzerine, dört altın bıraktı, bu Jondret'in istediği altmış franktan bile fazla, tam
seksen frank ediyordu.
— Mösyö Fabantu, dedi. Bununla acil, ihtiyaçlarınızı giderin daha sonra sizin için birşeyler
düşünmekteyim.
Jondret:
— Tanrı bu iyiliklerinizi karşınıza çıkarsın, dedi. Ve karısının kulağına eğilerek mırıldandı:
— Arabayı geri gönder.
— Oldu bile.
Bu ara konuk oturmuştu.
Jondret, Bay Löblan'ın karşısındaki diğer iskemleye oturdu.
Birden adamcağız sordu:
— Zavallı küçük yaralı, nasıl? Jondret Baba üzgün bir gülümseyişle:
— Çok kötü durumda, dedi. Ablası kolunu pansuman yaptırmak için onu dispansere götürdü. Birazdan
dönerler.
Bay Löblan ev sahibesinin acayip kılığına bir göz atarak:
— Hele şükür Madam Fabantu'yu, daha iyi gördüm, dedi. Jondret:
— Çaresiz ölüm halinde, dedi. Ne var ki çok yüreklidir beyim. O bir kadın değil bir öküzdür.
Jondret Ana bu övgüden çok duygulanmış gibi, cilveli bir sesle haykırdı:
— Ah sen beni daima kayırırsın, Mösyö Jondret.
— Jondret mi? diye haykırdı Bay Löblan. Oysa ben adınızın Fabantu olduğunu zannetmiştim.
— Beyim, dedi. Fabantu benim tiyatro adım. Bilirsiniz ya sahneye kendi adımızla çıkmayız. Ah
bilseniz, eşimle ne mutlu yıllar geçirdik, aslında bizi kurtaran da bu ya. Yoksa felâket her şeyden bize
yetişti. İşsizlik, çalışmak isteğimize rağmen, iş bulamamak, yoksulluk. Ah bilseniz, varlıklı
günlerimizden elimize kalan tek bir tablo, bu benim için paha biçilmez bir hazine, göz bebeğim, ne var
ki, parasına bunu bile satmaya hazırım.
Jondret böyle ağzına gelenleri sıralaya dursun, Marius birden odanın karanlık bir köşesinde o zamana
kadar görmediği bir adamı gördü.
Sırtında mor lime lime bir örgü gömlek, yamalı bir pantolon giymiş suratı isten kararmıştı. Adam
Jondret Ananın tam ardında oturuyordu.
Bu arada sanki birden kuşkulanmış gibi Bay Löblan, başını çevirdi ve adamı gördü.
— Kim bu adam? diye sordu.
— Bu mu? Evet ya, o bir komşu, aldırmayın beyim.
Gerçi bu komşunun suratında hiç meymenet yoktu, ancak Bay Löblan çok iyi yürekli birisi olduğundan,
buna fazla önem vermeden, sordu:
— Ne anlatıyordunuz Mösyö Fabantu?
— Evet velinimetim, size bir tablomdan söz ediyordum.
Bu arada yılan gözlerini andıran sinsi gözlerini konuğuna dikmiş âdeta onu büyülemeye çalışıyordu.
Kapıda hafif bir gürültü daha duyuldu, bir ikinci adam daha girdi.
Ev sahibi:
— Hiç rahatsız olmayın beyim, dedi. Bunlar bu evde oturan komşular, odamızın sıcak olduğunu
duydular, azıcık ısınmaya geldiler. Malûm, komşu arasında birbirine yardım gerekir. Durun size güzel
tabloyu göstereyim.
Duvara dayalı tabloyu ters çevirdi. Ancak olduğu yerden mumla gerekince aydınlanmayan bu
resimden, hiçbir şey seçememişti Marius.
Bay Löblan sordu:
— Bu da nesi?
— Bu değerli bir ressam fırçasından çıkma bir şaheser. Ben bunu evlâtlarım kadar severim, ah
yoksulluk belimi bükmese, bundan hiç ayrılır mıydım?
Bay Löblan tabloyu incelerken, odada kapı dibinde, dört kişi gördü, dört yabancı. Bunlardan ikisi
oturmuş, ikisi ayakta duruyorlardı hepsinin de suratları kömür tozuna bulanmış gibi kapkara idi.
Jondret, Bay Löblan'ın oraya baktığını görerek:
— Komşulanmız kömür işlerinde çalışırlar, onlarla oyalanmayın beyciğim ne olur benim şu tablomu
satın alın.
Halime acıyın, çok darda olmasam, hiç satar mıydım? Buna ne değer biçersiniz?
Birden Bay Löblan'ın aklı başına gelmişti, Jondret'in yüzüne dik dik bakarak:

5
0
0
Yorum Yaz