03 04 2013

sefiller kitap özeti yüziki

102
görmeden. Marius gün batınımdan onların perişan kılıklarını, yırtık başlıktan dökülen yağlı saçlarını ve
çıplak ayaklarını gördü. Kızlar koşarken konuşuyorlardı. Büyük kız yanındakine:
— Aynasızlar geldi, neredeyse enselenecektim, dedi. Öteki cevap verdi:
— Gördüm, ben de cartayı ondan çektim ya. Tabanları iyice yağladım.
Marius onların bu korkunç argo konuşmalarından, polislerden kaçmak zorunda olduklarını anlamıştı.
Genç adam birden durmuştu. Yerde ayaklarının dibinde bir paket gördü, bu sanki kâğıtları kapsayan
şişkin bir zarftı.
— Ya, dedi şu zavallı kızların düşürmüş oldukları bir paket.
Geri döndü, seslendi, onları bulamadı. Herhalde onların uzaklaşmış olacaklarını tahmin etti. Paketi
cebine atarak lokantaya yemeğe gitti.
Az önce gördüğü o sefil kızlar, içini karartmıştı, daha sonra bu gölgeler de dağıldı, her zamanki derdini
düşündü. Altı aylık aşk hayatını, Lüksemburg parkının gölgeli ağaçlarını, güneşli yollarını andı. "Uf
hayatım ne denli karardı," dedi. Eskiden de kızları görürdüm, ancak eskiden onlar bana melek gibi
görünürlerdi, artık onları hortlak gibi görüyorum.
Akşam soyunurken ceketinin cebindeki paketi çıkardı. Onu unutmuştu. Bunu açıp sahibinin adresini
öğrenebileceğini düşündü.
Zarf mühürlü değildi, içinden tam dört tane açık mektup döküldü. Üzerlerinde adresleri vardı. Kâğıtların
hepsine iğrenç bir tütün kokusu sinmişti.
Birinci mektup:
"Madam Markiz dö Güşery, Meclisi karşısı" adresine yazılmıştı.
Marius, bu mektupların sahiplerini bulmak için yazılanı okumayı uygun buldu, şu satırları okudu:
"Madam La Markiz;
İyilik ve merhamet, toplumu birbirine bağlayan en soylu bir duygudur. Dindar bir hanımefendi
olduğunuzu bildiğimden, size baş vurmaktan çekinmedim. Ben yüksek bir dava uğruna İspanya'da
kanını dökmüş bir vatanseverim. Soylu bir İspanyol ailesinin evlâdı olduğumu, eklememe izin verin.
Markiz Hazretleri sizin ulusumuza ilgi duyduğunuzu bildiğimden, vatanına dönecek, parası olmayan bir
İspanyol'a, bir kral taraftarına elinizi uzatacağınızı biliyorum.
Kulunuzunum Hanımefendi
Don Alvarez — Piyade yüzbaşısı"
Adam, kendi adresini yazmamıştı. Marius ikinci mektupta aradığı adresi bulacağını sanarak, onu eline
aldı. Bu da şöyle başlıyordu:
Madam la Kontes dö Montervan, Çekmece sokağı No: 9 "Madam La Kontes,
En sonuncusu sekiz aylık olan altı çocuğun, mutsuz anasıyım. Soğuk aldığımdan bu yana, hasta
yatağımdan kalkamıyorum. Kocam altı aydan beri beni bıraktı. Beş param yok, en korkuncu bir sefalet
içinde yüzüyorum. Son umudum sizde hanımefendi. Sonsuz saygılarımla.
Belizar Ana,
Bu mektuplar korkunç imlâ yanlışlarıyla yazılmışlardı.
Marius, hayretten hayrete düşüyordu, üçüncü mektubu eline aldı. Bu da bir sadaka mektubu idi.
"Genfolt" yazar, imzasını taşıyan bu mektupta, meçhul adam bir piyes yazdığını ve bunu
oynatamadığını açıkladıktan sonra, mektubu açtı, bunun acayip bir adresi vardı: Sen-Jak kilisesinin iyi
kalpli beyefendisine, şunlar yazılmıştı:
"Velinimetim;
Kızımla birlikte gelmek zahmetinde bulunursanız, ne denli bir sefalette süründüğümüzü ve
diplomalarımı size gösteririm.
Bana acıyacağınızdan eminim, sizin gibi kültürlü kimselerin kalplerinin acıma ve iyilik dolu
olduklarından esasen eminim. Kader bana karşı çok zalim davrandı. Beni ihya etmenizi bekleyerek
kulunuz olduğumu, bir kez daha tekrarlamama izin vermenizi rica ederim.
P. Fabantu — Tiyatro yazarı
Bu dört mektubu okuyan Marius, fazla birşey öğrenememişti. Değişik imzalara rağmen, belirli bir adres
yoktu. Hem de mektuplar sanki dört değişik kişi tarafından yazılmışlardı. Don Alvares, Balizar Ana, şair
Genflo ve tiyatro yazarı Fabantu. Ancak tüm bu mektuplar aynı imlâ hatalarıyla dolu ve aynı el
yazısıyla yazılmışlardı.
Aynı kâğıtlara yazılan bu sadaka mektuplarının hepsine aynı keskin tütün kokusu sinmişti.
Dertli delikanlının bu acayip esrarı çözmeye vakti yoktu. Belki de bu mektupları o yanından geçen
kızlar düşürmemişlerdi. Marius bu önemsiz kâğıtları, zarflarına koydu ve bir köşeye fırlattı.
Ertesi günü sabahın yedisinde henüz uyanmış, çalışmaya oturmuştu ki birden kapısını bir el tıkırdattı.
Oysa Marius anahtarını daima kapının dışında bırakırdı. Bir ikinci kez, yine kapı vuruldu.
— Giriniz, diye seslendi Marius. Kapı açıldı.
Marius başını önündeki çevirilerden kaldırmadan sordu:
— Birşey mi istediniz Madam Burgon? Madam Burgon'un sesi olmayan bir ses duyuldu:

5
0
0
Yorum Yaz