03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzdört

105
bitişikteki aileyi daha yakından tanımak istemişti.
Marius ta iliklerine kadar ürperdi. Gördüğü korkunç bir sefalet yuvası idi.
Gerçi Marius de parasızdı. Ancak ne var ki, onun yoksulluğunda bile bir soyluluk vardı. Odası daima
temiz, yatağı derli topluydu. Oysa şu anda gördüğü görüntü onun midesini kaldırmıştı. Burada eşya
olarak delik bir hasır iskemle, üç ayak üzerinde duran sarsak bir masa, birkaç kırık şişe. Bir köşede bir
köpeğin bile yatmayacağı pırtık iki şilte, bu iğrenç oda gün ışığını tavandaki bir pencereden alıyordu.
Bu loşlukta hortlak suratını andıran bir yüz görebildi Marius. Tıpkı korkunç bir hastalığın izlerini taşıyan
bir insan yüzü gibi. İnsanın ta iliklerine kadar işliyordu nem, duvarlara açık-seçik resimler çizilmişti.
Marius'in odası, malta taşlarıyla döşeliydi, oysa bu odanın zemini çimento idi. Âdeta kaldırım kadar
pisti, aylardan beri bir süpürge yüzü görmemiş bu zemin, çamurlarla kaplanmıştı. Bu odanın tek lüksü
köşedeki şömine idi. Bundan böyle yılda kırk frank gibi oldukça yüklü bir kirayla verilmişti. Bu odanın
içinde neler yoktu neler, bir gaz ocağı, bir tencere, birkaç parça tahta, çivilerden sarkan paçavralar,
boş bir kuş kafesi hatta azıcık ateş bile. İki ıslak odun, tüterek ağır ağır yanıyordu.
Bu korkunç yerin dehşetini artıran, odanın bir hayli geniş olmasıydı. Şiltelerin biri kapı dibinde, diğeri
pencerenin önündeydi.
Duvarlardan birinde siyah tahta bir çerçeve içinde bir tablo görünüyordu. Altına "Rüya" kelimesi
yazılmıştı. Kucağında çocuğu, uyuyan bir kadını gösteriyordu, bu resim. Bulutların arasında gagasında
bir çelenkle bir kartal görünüyordu. Kadın elini uzatmış, kartalın getirdiği tacı çocuğun başından
itiyordu. Ta dipte Napolyon, mavi bir sütuna yaslanmıştı. Sütun üzerinde yaldızlı harflerle, onun
kazandığı zaferlerin adları sıralanıyordu.
Yine bu tablonun hemen altında, resim kısmı duvara dönük başka bir çerçeve duruyordu. Bu ters
çevrilmiş bir resim, belki de bir pano olabilirdi.
Marius masa üzerinde kırık bir hokka, kâğıt kalem gördü, masa başında, altmış yaşlarında ufak tefek,
sıska bir herif oturmuştu.
Bu adamın yüzünü gri bir sakal örtüyordu, göğsünün kıllarını açıkta bırakan bir kadın gömleği giymişti.
Paçaları çamurlu pantolonun altında delik potinden ayak parmakları gözüküyordu.
Herif ağzındaki bir pipodan tütün içiyordu. Bu harabede ekmek bulunmaz ancak tütün eksik olmazdı.
Herif, herhalde Marius'in okumuş olduğu mektuplardan bir başkasını yazmakla meşgul görünüyordu.
Kırk yaşlarında görünen şişko bir kadın, şömine önünde yere çömelmiş oturuyordu.
O da aşınmış bir yünlü gömlek, yamalı bir eteklik giymişti. Kaba kumaştan bir önlük, etekliğini
gizliyordu. Kadın iki büklüm durmasına rağmen, fazla uzun boylu olduğu anlaşılıyordu. Kocasının
yanında bir dev anası gibi görünüyordu. Kırlaşan çalı gibi kızıl saçları, yüzünün üzerine düşüyor, kadın
sabırsız bir elle, bu saçları ardına atıyordu. Önünde kalın bir roman açılmıştı, kadın okumaya dalmıştı.
Döşeklerden birinin üzerinde, Marius, sıska bir küçük kız gördü yarı çıplak çocuk, ayaklarını
sallandırıyor ve hiçbir şeyin farkında değil gibi öylesine oturuyordu.
Herhalde bu odasına gelen kızın küçük kardeşi olacaktı. On bir ya da on iki yaşında kadar
görünüyordu küçük kız, ancak ona dikkatle bakıldığında, onun on beş yaşlarında kadar olduğu anlaşılıyordu.
Bu bulvarda koşan ve kendisine çarpan kız olmalıydı.
Bu sefil odada hiçbir çalışma aleti görünmüyordu. Ne bir dokuma tezgâhı, ne bir çıkrık, ne de bir alet.
Herhalde tembelliğin doğurmuş olduğu bir sefalette çürüyordu bu aile.
Adam konuşmuyor, kadın kitabına dalmış ve kız da sanki nefes bile almıyordu. Birden kaleminin
cızırtısına son vererek herif haykırdı:
— Lanet olsun, lanet...
Kocasının bu küfürleri kadının içini çekmesine sebep oldu:
— Sevgili dost, dedi. Sakin ol. Kendini üzme canım, bütün bu adamlara yazmak seni yoruyor.
Sefalette ısınmak için yoksullar birbirlerine sokulurlar, ancak kalpler birbirinden uzaklaşır. Belki bir
zamanlar, bu çam yarması karı da kocasını sevmişti fakat artık onda kocası için sevgiden eser
kalmamıştı sırf âdet yerini bulsun diye ona "canım", "sevgili dost" gibi okşayıcı sözler söylemekteydi.
Ancak kalbi susuyordu.
Adam yeniden yazmaya koyulmuştu.
Marius iskemlesinden inerken birden bir gürültü oldu. Sefil odanın kapısı ardına kadar açılmıştı. Büyük
kız eşikte göründü. Ayaklarına erkek kunduraları giymiş, morarmış bacaklarına kadar çamura
saplanmıştı, sırtına lime lime bir manto atmıştı. Kapıyı bir tekmeyle kapadı ve nefes almak için bir an
bekledikten sonra sevinçle haykırdı:
— Oldu, geliyor.
— Kim? diye sordu babası.
— Kim olacak? Hani şu kilisedeki iyi kalpli moruk.
— Geliyor mu dedin, emin misin?
— Elbette, o arabayla geliyor.
— Ne dedin arabayla mı gelecek?

1
0
0
Yorum Yaz