03 04 2013

sefiller kitap özeti seksensekiz

88
— Ah canım yavrum, dedi. Senin böyle bayağı çapkınlıklarda bulunmayacağını bilirim, sen görevine
bağlı tam bir askersin. Senin böyle kadın, kız için ailenden uzaklaşmayacağını bilirim.
O gece posta arabasına bindiğinde, Marius bir gözlemcisinin olduğundan habersizdi. Oysa teğmen
Teodül Jilnorman yerine oturur oturmaz derin bir uykuya dalmıştı. Ertesi gün, güneş doğarken arabacı
haykırıyordu:
— Vernon, geldik. Vernon'da inecekler...
Teğmen Teodül, uyandı ceketinin düğmelerini iliklerken yeğeni Marius'in arabadan indiğini gördü.
Delikanlı arabaya yaklaşmış çiçek satan bir köylü kızdan bir demek çiçek satın alıyordu.
Teodül de arabadan yere atlarken bu kadar güzel çiçekleri alacak kızın da en azından bu çiçekler
kadar güzel olacağını tahmin etti.
Bundan böyle, ıssız yollarda ilerleyen Marius'in peşinden gitti.
Marius ardından gelen subayın farkında bile değildi, sanki çevresindekileri görmez gibi dalgın dalgın
yürüyordu.
Teodül: "Zavallı çocuk sırılsıklam âşık," diye düşündü. Marius kiliseye doğru ilerledi.
"Kilisede tam randevu yeridir," diye kendi kendisine söylendi genç teğmen. Tanrının gözlemindeki
aşklar daha da kutsal olur ne var ki Marius kiliseye girmemiş, yoluna devam ediyordu.
Teodül: "Randevu açık havada olmalı," diye mırıldandı ve ayaklarının ucuna basarak Marius'in girdiği
yola saptı.
Orada şaşkın şaşkın durdu.
Marius başı ellerinde, otlar arasındaki bir mezarın önüne diz çökmüştü. Çiçeklerini bir bir mezarlığın
üzerine serpmişti. Kara tahtadan haçın üzerinde beyaz harflerle şu ad yazılmıştı:
"BİNBAŞI BARON PONTMERCY"
Teodül, Marius'un hıçkırıklarla sarsıla sarsıla ağladığını gördü.
Güzel kız, bir mezardan başka bir şey değildi.
Paris'ten her ayrıldığında buraya gelirdi Marius. Dedesi onun çapkınlık yaptığını sanırken o hayatında
görmediği babasının mezarında dua ederdi.
Teğmen Teodül, birden duygulanmıştı. Mezarlığın verdiği saygıya bir binbaşıya karşı duyduğu saygı
karışmıştı. Geri geri yürüyerek Marius'i mezarlıkta tek başına bıraktı. Onun bu gerilemesinde bile saygı
vardı. Mezar sırmalı apoletli bir binbaşı kişiliğinde görünmüştü. Farkında olmadan, elini kasketine
götürerek, mezarı askerce selâmladı. Halasına ne yazacağını bilmediğinden hiçbir şey yazmamayı
daha uygun buldu. Ne var ki kader Marius'e bir oyun oynayacak ve istemeden kendi kendisini ele
verecekti.
Marius üçüncü gün Paris'e döndü. Geceyi arabada geçirmekten öylesine yorulmuştu ki, ancak ceketini
ve boynundaki siyah kurdeleyi çıkartıp yatağının üzerine bırakarak banyo odasına geçti.
Sağlıklı ihtiyarlar gibi, erkenden uyanan Bay Jilnorman gürültüyü duymuştu, hemen Marius'in odasına
çıkarak onu kucaklamak ve ağzını arayarak nereden geldiğini öğrenmek istedi.
Ne var ki, Marius henüz banyodan çıkmamıştı, ihtiyar dede odasına girdiğinde delikanlı yoktu. Ceket
ve siyah kurdele gelişigüzel atılmışlardı.
Birkaç dakika sonra bay Jilnorman, kızının bulunduğu aşağı kat salonuna zaferle giriyordu. Yüzü
gülmüştü.
— Oh! oh, diye kendi kendisine söyleniyordu.
Bay Jilnorman bir elinde redingotu, öbür elinde ucunda minik bir deri kutu sallanan siyah kurdeleyi
tutuyordu.
— Zafer, diye haykırdı. Nihayet sırrı çözeceğiz. Bak bizim çapkının boynunda asılı şeridi buldum.
Herhalde kızın resmi, bu madalyon içinde olacak.
Adamcağız keyifle içini çekti, koltuğuna yerleşti ve kutunun düğmesine bastı. Baba kız hayretle
baktılar kutudan dörde katlanmış bir kâğıt çıkmıştı.
Bay Jilnorman mutlu bir gülüşle:
— Bir aşk pusulası olsa gerek, dedi. Bu konularda hiç anlamam.
Kızı:
— Okuyalım babacığım, dedi.
Kadın gözlüklerini taktı, kâğıdı açtılar ve şu kelimeleri okudular:
— Oğluma, "İmparator beni savaş alanında Baron ilân etmişti. Kanımla ödediğim bu unvanı oğlumun
taşımasını isterim. Buna lâyık olacağından eminim."
Baba kızın neler hissettiklerini tanımlamak imkânsız. Sanki bir hayalet görmüş gibi, iliklerine kadar
donmuşlardı. Tek bir kelime konuşmadılar. Ancak Mösyö Jilnorman kendi kendisiyle konuşur gibi alçak
sesle şu kelimeleri mırıldandı:
— Şu kaba askerin yazısı.
Tam bu sırada redingotun iç ceplerinden birinden dört köşe bir mavi kutu yere yuvarlandı. Bunlar
Marius'un kartvizitleriydi. Mösyö Jilnorman okudu:

12
0
0
Yorum Yaz