03 04 2013

sefiller kitap özeti doksandört

94
yeminliydi. Bu arada acı çektiğinden mutluydu. Böylece babasına daha da yakınlaşmış oluyordu.
Hayatında sevmesini bilmediği babasının uğrunda çektiği acılar, kendisine tatlı geliyordu. Bu yüzden
içindeki vicdan azabı azalmıştı, çilesini doldurarak babasının ruhunun ferahlayacağını umuyordu.
Babasının "Oğlumun lâyık olacağını bilirim," diye karaladığı sözlerden ne demek istediğini anlamış
bulunuyordu. Babasının yazdığı pusulayı yitiren Marius, bu sözleri boynunda değil ancak kalbinde
kazılmış olarak taşıyordu.
Dedesi tarafından kovulduğunda henüz çocuk olan Marius artık tam bir erkekti. Sefalet onun için
hayırlı olmuştu. Zengin delikanlının bin türlü eğlencesi olur, at koşuları, av köpekleri besleme, tütün,
kumar, ziyafetler, kadınlar... Oysa yoksul genç, ekmeğini kazanmak için kendisinden çok şeyler verir,
bu ekmeği yedikten sonra hayâle dalar. Tanrı'nın verdiği bedava eğlenceleri görür. Göklere, yıldızlara,
çiçeklere bakarak oyalanır. İnsanlığa baka baka, ruhu görür, yaradılışı göre göre Tanrı'ya yaklaşır.
Kendisini yüce bulur, hayâl eder ve kendisinde şefkat bulur. Acı çeken erkeğin, bencilliğinden
sıyrılarak, düşünen erkeğin merhametine ulaşır. Kendisini unutarak insanlığı düşünür. Ruh zenginliğini
kazanır. Kalbine doğan nur, tüm kin, kötü duygulan yok eder. Kendisini mutlu hisseder...
Aslında genç bir delikanlının sefaleti, sefalet değildir. Sağlığı gücü, çevik yürüyüşü, ışıldayan gözleri,
siyah saçları, pembe yanakları biçimli dudakları ve beyaz dişleriyle, o ihtiyar bir imparatordan çok daha
mutludur.
Marius bir yayıncı için çalışıyordu. Ondan çok memnun kalan adam ona yanında kalmayı önermiş ve
yılda bin beş yüz franklık bir kazanç da vaad etmişti. Ancak Marius, bu parlak teklifi geri çevirmek
zorunda kalmıştı. Bol para için bile olsa o özgürlüğünü satmak istemezdi. Red etti.
Marius yalnız yaşardı. İki yakın dostu vardı. Birisi genç Kurfeyrak öbürü ihtiyar Maböf. Delikanlı
Enjolras'in devrimci grubuna girmemişti. Marius bu iki dostunun arasında yaşlı Mabofü tercih ederdi.
"Gözlerimin açılmasını o sağladı, babamı bana o tanıttı," derdi.
Oysa ihtiyar adamın farkında olmadan söylemiş olduğu bir kaç söz Marius'un hayatını alt üst etmişti.
M. Maböf, ihtiyar hizmetçisiyle otururdu. Renkli resimlerle "Bitkiler" adında bir kitap yazmıştı bu
kitaptan kendisi satardı.
Günde birkaç kez kapısını çalarlar ve kitabından isterlerdi. Adamcağız bu işten yılda iki bin frank
kazanır buna kilisenin mallarını yönetmeden aldığı ufacık aylığı da, ekleyerek kıt kanaat geçinirdi.
1830 yıllarında ağabeysi Vernon Papazı öldüğünde M. Maböf’in dünyası karardı. Bu arada emanet
etmiş olduğu bir noterin iflasıyla on bin frankını birden yitiriyordu. Ufukları iyice daralmıştı.
Adamcağızın Botanik kitabı da artık eskisi gibi satmaz olmuştu. Temmuz ayının devrimi, yayında bir
kriz oluşturacaktı. Artık kapısı çalındığında umutlanan adamcağıza, ihtiyar hizmetçisi esefle başını
sallayarak:
— Hayır Mösyö sucu geldi, derdi.
M. Maböf kirası yüksek gelen evinden çıkmak zorunda kalarak, Paris dışında Österlitz köyünde, üç
odalı şirin bir kır evine taşındı. Bu yeni evine girdiğinde adamcağız kendi eliyle duvara gravürlerini ve
bitki kolleksiyonunu çiviledi. Akşama doğru bahçesinde çalıştı.
M. Maböf’in ucuz ve saf eğlenceleri vardı. En ufak birşeyden zevk alırdı.
Marius bu çocuk gibi temiz kalmış ihtiyar adamı severdi. Bundan böyle genç adam ihtiyar dostunu sık
sık arardı.
Marius'un büyük bir zevki yaya olarak uzun gezintiler yapmaktı. Özellikle Lüksemburg parkının
patikalarında dolaşmasını çok severdi. Kimi zaman, bütün bir gününü bir bostanı gezmekle geçirirdi.
Böyle yürüyüşlerinin esnasında Gorbo viranesini bulmuş ve kesesine uygun olarak oraya taşımıştı.
Onu orada ancak "Mösyö Marius" adıyla tanırlardı.
Babasının dostlarından emekli generaller, onu evlerine çağırmışlardı. Babasından söz etme olanağını
kaçırmak istemeyen delikanlı, bundan böyle arada bir Kont Pajol ya da general Friyon'un konağına
giderdi. Böyle akşamlarda bu konaklarda müzik olur, dans edilirdi. Marius yeni kostümünü giyerek,
giderdi oraya. Ancak yollar buz tuttuğu gecelerde giderdi bu balolara, çünkü arabaya verecek parası
olmadığından tozlu çizmelerle gidemeyeceği bu zengin evlerine, ayna gibi ışıldayan potinlerle girmek
isterdi.
1831 yılının ortalarına doğru Marius'in işini gören yaşlı kapıcı kadın, bitişik odada oturan sefil ailenin
kapı dışarı edileceğini kendisine bildirmişti. Bütün gününü dışarıda geçiren Marius, bu komşularını
tanımazdı bile, sordu:
— Onları neden kovuyorlar?
— Kirayı vermemişler. Kaç aylık kiraları birikmiş.
— Borçlan ne kadar?
— Yirmi frank, dedi. İhtiyar kadın.
Marius'in zor durumlar için biriktirdiği fazladan bir otuz frankı vardı kadına, yirmi beş frank verdi:
— Şunu alın, dedi. Şu zavallıların kiralarını ödedikten sonra beş frankı da ellerine verin, ancak benden
olduğunu sakın söylemeyin ha...

7
0
0
Yorum Yaz