03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmibeş

25 etekliğinden yorgan, yorganından eteklik yapmasını, akşam karanlığında komşunun ışığından faydalanarak ekmek yemesini öğrendi. Namuslu kalmış ve yoksulluk çekmiş bir kimsenin tek bir metelikle neler alabileceğini çok iyi öğrenmişti. Bu da bir sanattır. Fantin de bu hüneri öğrenince azıcık yüreklendi. Komşusuna şöyle diyordu: — Geceleri beş saat uyur, günün geri kalan kısmında dikişlerimi dikerek ekmeğimi nasıl olsa çıkartırım. Hem de üzgünken, insanın iştahı da olmaz. Bir yandan acılarım, üzüntüm, bir yandan birkaç lokma ekmek beni bol bol besler. Çorbanın gereği yok. Bu karanlık günlerinde kızının yanında olması kendisine güç verirdi. Bir ara kızını yanına getirmeyi düşündü, daha sonra onu da sefalete sürüklemekten vazgeçti. Hem de Tenardiye'lere borçlanmıştı, hem de parasız o kadar uzaklara nasıl giderdi? Kendisine tutumlu olmanın yollarını gösteren ihtiyar kadın, gerçekten Tanrı'sını bilen iyi kalpli bir kadındı. İmzasını atmasından başka bilgisi olmayan bu komşunun adı Margerit idi. Merhametli iyi yürekli bir kadındı. Bu ölümlü dünyada böylesine iyi kalpli ve merhametli kişilerden, bir hayli bulunur günün birinde onları Tanrı Cennetinde toplayacaktır. Çünkü bu hayatın bir yarını olduğuna inanıyoruz. Önce, Fantin fabrikadan kovulduğuna öylesine utanmıştı ki sokağa bile çıkmaya cesareti yoktu. Yolda herkesin kendisine bakmasından korkuyordu. Küçük kentlerde daima bir zavallıyı alaya almak, ona eziyet etmek bir gelenek haline gelmiştir. Paris'te olsa, utancını ve hatasını kalabalıkta gizlerdi, kimse ona aldırmazdı. Sefalete alıştığı gibi, hor görülmeye de alışmasını öğrendi. Bir zaman sonra, kararını verdi iki üç ay ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmidört

24 dürüst bir şekilde yaşayabilmek, ne nimetti... Çalışma hevesine tutuldu. Kendisine bir ayna satın aldı, gençliğini, güzelliğini altın saçlarını, beyaz dişlerini seyretmekten zevk duydu. Birçok kederlerini unutmuştu, bundan böyle tek gayesi, Kozet'yi yanına alabilmekti. Hemen, hemen mutlu idi. Küçük bir oda kiraladı ve ilerideki kazançlarına güvenerek, borç parayla eşya satın aldı. İşte bunda yanılmıştı. Evli olduğunu söyleyemezdi, bundan böyle kızından da kimseye bahsetmedi. İlk aylarda Tenardiye'lere düzenli para yolluyordu. İmzadan başka yazı bilmediğinden, mektuplarını bir genel yazıcıya yazdırıyordu. Durmadan mektup yazması çevresindekilerin merakını uyandırmıştı. Atölyede kadınlar Fantin'in mektuplar yazmasından kendisini beğenmesinden kuşkulanmalardı. Bazı kimseler, sırf kötülük etmek için başkalarına zarar vermekten zevk alırlar. Fantin'yi göz hapsine almışlardı. Aslında onun gençliğini güzelliğini, gür saçlarını, inci dişlerini kıskanıyorlardı. Atölyede çalışırken, arada bir yanaklarına süzülen bir yaşı silmesi dikkati çekti. O anlar, zavallı ananın evlâdını özlediği anlardı. Kim bilir belki de arada bir, sevmiş olduğu erkeği arıyordu. Geçmişin tüm bağlarını koparmak pek kolay olmaz. Ayda iki kez, hep aynı adrese yazdığını biliyorlardı. Adresi elde ettiler: Mösyö Tenardiye, Montferney'de Hancı." Meyhanede genel yazıcıya içki içirerek ağzını aradılar. Nihayet Fantin'in bir çocuğu, bir küçük kızı olduğunu öğrendiler. Bu meraklılar içinde bir kadın ta Montferney'ya kadar giderek, Tenardiye'leri konuşturmuştu. Kadın, kasabaya döndüğünde: — Oh helâl olsun, dedi. Vallahi otuz beş fra... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmiüç

23 Yine sessizlik. Birden bir ses, duyuldu: — Onlarda eksik olan cesaret değil, dedi. Madlen başını çevirdi Javer'i gördü, polis sözlerine devam etti: — Bunun için üstün bir güce sahip olmak gerekir. Böyle bir yükü sırtıyla kaldırmak her yiğidin harcı değil. Daha sonra gözlerini M. Madlen'in gözlerine dikerek, kelimelerin üzerine basa basa devam etti: — Mösyö Madlen, sizin istediğinizi yapacak tek bir adam tanıdım ben... Madlen ürperdi. Javer ilgisiz bir sesle, fakat gözlerini Madlen'in yüzünden ayırmadan devam etti. — Bu bir kürek mahkûmu idi. — Ya öyle mi? diye sordu Madlen Baba. — Evet, Tulon cezaevinde tutuklu idi. Madlen ölü gibi sarardı. Bu arada arabanın tekerlekleri daha da batıyordu çamura. Foşlövan Baba hırlıyordu: — Boğuluyorum, nefes alamıyorum, kaburgalarım eziliyor bir kriko, bir şey yapın. Madlen etrafına bakındı: — Yirmi altın kazanmak ve şu zavallıyı kurtarmak isteyen kimse yok mu? Kimse ses vermedi. Javer: — Bunu ancak bir tek kişi yapabilirdi, o bir krikonun yerini tutardı, o kürek mahkûmu... İhtiyar haykırdı: — Ölüyorum. Madlen başını kaldırdı, Javer'in üzerine diktiği gözlerini gördü hareketsiz bekleyen köylülere baktı ve acı acı gülümsedi, sonra tek bir söz söylemeden yere diz çöktü, kalabalığın haykırmasına, itiraz etmesine aldırmadan, arabanın altına girmişti. Korkunç bir bekleme anı başladı. Bu öldürücü yükün altında sürünen Madlen'in boş yere iki kez dirseklerini sıkarak dirseklerini dizlerine birleştirmek istediğini gördüler ona haykırdılar: — Çekilin oradan Madlen Baba, ezileceksiniz. Hatta Foşlövan'... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmiiki

22 Müfettiş Javer’in dört köşe bir yüzü, basık bir burnu vardı. Yanaklarını kara favoriler süslüyordu, burun delikleri kocamandı. Onun ilk gören şöyle bir irkilirdi. Javer güldüğünde, gerçi kırk yılda bir gülerdi, ince dudakları ayrılır ve yalnızca dişleri değil, diş etleri de görülürdü burnunun etrafında, vahşi bir hayvanın yüzü gibi, bir kınşma belirirdi. Javer ciddi durduğunda bir bekçi köpeğini andırır, güldüğünde bir kaplan olurdu. Alnı dar, fırça gibi saçları gözlerinin üzerine dökülürdü, yüzünde vahşi bir otoritenin izleri okunurdu. Bu adam iki duygu canlandırırdı. Biri devlete karşı olan saygısız otoriteye hayranlığı, diğeri de asayişsizliğe beslediği nefret. Javer için iki çeşit insan vardı, hiçbir zaman aldanmayan, hata işlemeyen devlet memuru, ya da kanun adamı, bir de insanlıkla ilişkisini kesmiş bütün kötülükleri yapabilecek serseri sınıfı. Ona göre suç işleyen bir daha adam olmazdı. Bir hırsız ya da bir caninin, yeniden doğru yola dönmesini imkânsız görürdü. Bütün hayatını şu iki kelimeye özetlemişti: "Gözetmek ve beklemek." Babasını yakalasa ölüme yollar, anasını suçlardı. Bütün bunlara ek bir evliya yaşamı sürerdi. Kendisinden her şeyi esirger, az yer, içer, hiçbir zevk ve eğlenceye yer ayırmazdı. Çok dürüst ve namuslu idi. Kimse onun bir kadına baktığını bile görmemişti. Boş kaldığı zamanlarda okuyarak avunurdu. Javer koyu cahil değildi. Onun hiçbir kusuru olmadığını söyledik, çok keyiflendiğinde, azıcık enfiye koklardı. Ancak bu tek tutkusuyla, insan olduğunu belirtirdi. İşte Javer böyle bir adamdı. Javer'in göz&uum... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmibir

21 yerleşmesinden az sonra, konuşmasında bir düzelme farkedildi gezintilerinde yanına daima bir tüfek alır, fakat onu hemen hemen hiç kullanmazdı, kullandığında hedefi hiç kaçırmazdı. Zararsız bir hayvanı küçük bir kuşu öldürmemişti. Genç olmamasına rağmen, onun üstün bir güce sahip olduğu söylenirdi. Yardıma muhtaç olanlara el uzatmaktan geri kalmaz, düşen bir atı kaldırır çamura saplanan bir tekerleği kurtarır, boşanan bir boğayı boynuzlarından yakalayarak durdururdu. Evinden cepleri dolu çıkar, boş dönerdi. Köyden her geçtiğinde, çocuklar onun etrafını sararlardı. Vaktiyle köylü olduğu sanılırdı. Çünkü tarım işlerinden çok anlardı hatta bu yolda köylülere çok yararlı öğütlerde bulunuyordu. Kilise kapısında, bir yas örtüsü gördüğünde hemen girerdi. Herkesin vaftiz ve düğünlere gittiği gibi o da cenazeleri kaçırmazdı. Dullara ve yetimlere acırdı. Ölünün ailesine katılır, üzgün bir yüzle duaları dinlerdi. Başkalarının yaptıkları kötülükleri gizlendiği gibi, o da hayrını gizli gizli yapardı. Akşam karanlığında aralık kapılardan evlere süzülür para ve armağan bıraktıktan sonra, sessizce çekilirdi. Harap kulübesine akşamleyin dönen yoksul bir işçi kapısının açıldığını hatta zorlandığını görerek: "Eyvah evime hırsız girmiş" diyerek korku ile girdiğinde, yatağının üzerinde birkaç altın bulurdu. Güler yüzlü olmasına rağmen, daima gizli bir kederi varmış gibi üzgün dururdu. Halk onun için şöyle derdi: — Hiç de kibirli olmayan bir zengin adam, hiç de neşeli olmayan, mutlu bir adam. Birçokları, onun bir sihirbaz olduğ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmi

20 gelişiyle, kadınların bu gevşekliğine de bir son verilmişti. Onun gelmesinden önce kasabanın gevşek bir yaşamı vardı, oysa artık tüm kentliler, arı gibi çalışıyordu, sefalet ve işsizlik ortadan kalkmıştı. Her cebe para, her eve mutluluk girmişti. Bu çalışmanın ortasında Madlen Baba, gerçek servetini kurmuştu fakat, onda bir ticaret kafası yoktu, o kendisinden fazla başkalarını düşünürdü. 1820 yılında, Lafit Bankasında altı yüz otuz bin frangı bulunduğu söyleniyordu, oysa rahatça milyoner olabilirdi. Kendisine bu serveti ayırmadan önce kasaba için milyonlar harcamıştı. Hastaneyi yetersiz bulmuş, on yatak daha ekletmişti. Montrey sür Mer yukarı kent ve aşağı kent olarak ikiye ayrılır. Madlen Baba'nın oturduğu aşağı kentte tek bir okul vardı. Fabrikatör iki okul daha yaptırtmıştı. Birinde kızlar diğerinde erkek çocuklar okuyordu. Kendi cebinden okul öğretmenlerinin maaşlarını iki katına çıkarmıştı. Buna şaşan birisine, şu cevabı vermişti: — Bence, devletin en önemli iki memurundan biri, süt nine, diğeri de öğretmendir. Çalışamayacak kadar ihtiyarlar için bir bakım evi kurduğu gibi işçilerin haklarını korumak için bir de yardım sandığını akıl etmişti. Fabrikasının bulunduğu mahalleye bedava bir eczane açtırmıştı. İşe ilk başladığından dedikodu etmişler ve onun için: - Zengin olmak isteyen bir maceracı, demişlerdi. Kendi servetini kurmadan ülkeyi zenginleştirdiğini görenler onun için: - Kendini beğenmiş, ihtiraslı bir ukala, diye eklemişlerdi. Madlen Baba dinine bağlı bir adamdı, düzenli bir şekilde kiliseye giderdi, bu da o günlerde hoşa giden bir tutumdu. 1819 yılında kentte şöyle bir söylenti yayılıyordu: - Kralın emri üzerine M. Madlen, belediye reisi olarak seçilecekti. Yeni gelenin hırslı olduğunu... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti ondokuz

19 ediyordu. Bir ananın sevgisinin böyle çirkin tepkilerinin olabileceğini düşünmek iç paralayıcıydı, ama ne yazık ki bu bir gerçekti. Kadın Kozet'in her şeyini kıskanıyordu. Bu kadının da diğer kadınlar gibi her gün dağıtacağı buseler ve tokatlar vardı. Okşamaları öpüşleri kendi kızlarına, çimdikleri tokat ve tekmeleri zavallı öksüz kız içindi. Kozet'i evine almamış olsaydı, belki de sevgili kızlarını hırpalayacaktı. Biçare yavrucağın nefes alması bile suç sayılırdı. Bir sevgi havası içinde yaşayan küçük kızların yanında daima dayak yer horlanırdı. Tenardiye, anne Kozet'e kötü davrandığından, küçük kızlar da onu hırpalarlardı. Bu yaşta çocuklar, annelirin taklit ederler. Bir yıl geçmiş ikinci yıl sona eriyordu. Köyde, Tenardiye'ler için şu sözler yükseliyordu: —Tenardiye'ler çok varlıklı kimseler olmadıkları halde, yetim bir kızı büyütüyorlar. Herkes Kozet'in annesi tarafından terkedildiğini sanıyordu. Bu arada Tenardiye'ler, Kozet'in babasının belli olmadığını öğrendiklerinden, Fantin'yi sıkıştırarak, ondan ayda on beş frank koparmasını başarmışlardı. Kızın büyüdüğünü ve çok yediğini yazmışlardı ona. Her yıl çocuk büyüyor ve sefaleti de artıyordu. Kozet çocuk olduğu süre içinde, kızların hırpaladıkları, daima ezilen bir oyun arkadaşı olmakla kalmıştı, fakat gelişmeye başlayınca bu kez de evin hizmetçisi oldu. Daha beş yaşına basmamıştı ki, hain Tenardiye Ana, ona durmadan iş buyuruyordu. Kozet'i alışverişe yolluyorlar, salonu süpürtüyorlardı. Avluyu yıkıyor, bulaşıkları yıkıyor, hatta yük bile taşıyordu. Bu arada işleri iyi gitmeyen Fantin, birkaç ay çocuğunun aylığını g&oum... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onsekiz

18 — Ayda altı frank veririm. Birden handan bir ses yükseldi: — Olmaz, yedi franktan da aşağı kurtarmaz. Hem de altı aylık peşin alırım. Madam Tenardiye: — Altı kere yedi kırk iki eder, dedi. Zavallı anne: — Veririm, diye atıldı. Erkeğin sesi ekledi: — İlk ayların aşırı masrafları için fazladan on beş frank. Madam Tenardiye: — Toplam elli yedi frank eder. — Veririm, diye haykırdı Fantin. Seksen frankım var yanımda. Bununla memlekete gidebilirim. Yaya giderim. Orada para kazanırım, gerekeni biriktirince gelir, yavrumu alırım. Erkek sesi sordu: — Çocuğun elbiseleri var mı? Tenardiye: — Bu bey benim kocam. — Elbette var. Evet madam, kocanız olduğunu anladım. Hem de kızımın nefis bir çeyizi var Mösyö. Düzinelerle gömlekler, elbiseler, hırkalar. İpekli ve dantelle süslü çamaşırlar, zengin kızı gibi. İşte şu sırtımdaki heybede. Adam söylendi: — Onu da bırakacaksınız. — Elbette bırakacağım, kızımı çıplak koyacak değilim ya... Birden han sahibi: — Oldu, dedi. Pazarlık sona ermişti. Ana geceyi handa geçirdi parasını verdi, kızını bıraktı. Heybesini boşalttı, yükü bir hayli hafiflemişti. Ertesi sabah yakında döneceğini tekrarlayarak yola düştü. Tenardiyelerin bir komşusu bu mutsuz anayı görmüştü, hana girdiğinde onlara: — Sokakta ağlayan bir kadın gördüm, kalbim sızladı, dedi. Kozet'in anası gidince, adam karısına: — Yaşa be karı, dedi. Şu yüz on franklık bonomun mühleti yarın sona eriyordu hiç değilse bunu ödeyebilirim, oh, oh sen küçük kızlarla iyi bir tuzak kurdun. — Bunu bilerek yapmadım, dedi kadın. II Tenardiye ailesi çok karışık bir yapıda idi. Hangi sınıfa ait oldukları tam kestirilemiyordu. Ne işçi sayılırlardı, ne de kent soyl... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onyedi

17 O korkunç şakadan bu yana, iki yıl geçmişti. Çocuğunun babası gittikten sonra Fantin, tek başına kalmıştı. Artık çalışmasını da unutmuştu. Sevgilisinin kaçtığı günden beri, işini terkeden Fantin, bir daha çalışmaya hevesi kalmadığından parasını da tüketmişti. Önce Tomolyes'e bir mektup yollamış cevap alamamış, bir daha, bir daha, bir daha yazmıştı. Hiçbirine cevap gelmeyince çapkın dostunun, kızına da önem vermediğini anlamıştı. Evet, belki Fantin bir hata işlemişti fakat kalbi temiz ve namuslu kızdı. Paris gibi bir kentte daha fazla kalırsa, düşeceğini hissederek doğum yeri olan kasabaya dönmeye karar verdi. Kim bilir, belki orada birisi kendisini hatırlar ve ona iş verirdi. Bu arada suçunu gizlemesi gerekiyordu, bu kez çocuğundan ayrılmasının zorunlu olduğunu düşünerek, büyük bir yeise düştü önce yine de kararını verdi. Fantin aslında yürekli kızdı. Eşyasını ve dantellerini sattı, eline geçen iki yüz frankla küçük borçlarım ödedikten sonra geriye seksen frankı kalmıştı. Fantin yirmi yaşını doldurduğu gün güzel bir bahar sabahı, Paris'ten ayrıldı, Yolun bir kısmını arabada, bir kısmını yaya yapan Fantin öğleyi az geçe Montferney de bulunuyordu. Tenardiye hanının önünden geçerken beşiklerinde oynaşan küçük kızların görüntüsü dikkatini çekmişti. Bu mutluluk tablosu önünde azıcık durakladı. Bu şirin küçük kızlar, genç annenin kalbini çelmişlerdi. Heyecanla onlara baktı, baktı. Melekleri görmek, Cenneti müjdeler. Birden bu rastlantıda kaderin işaretini görür gibi oldu, küçük kızlar öylesine bakımlı, besili ve neşeliydiler ki, bir ara kendisini tutamadan tekrarladı: — Ne g... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onaltı

16 Bir zaman geçti, Favorita derin bir uykudan uyanır gibi, ürperdi: — Hey, dedi. Nerede kaldılar şu bizimkiler. Hani sürprizimiz. Fantin: — Geciktiler, diye mırıldandı. Henüz içini çekerek susmuştu ki, kendilerine servis yapan garson göründü adamın elinde pusulaya benzer bir kâğıt vardı. — Beyler bir saat önce, bunu sizin için bırakmışlardı, dedi. Favorita adamın elindeki zarfı kaptı hemen okumaya başladı: "Ey güzel sevgililerimiz: İşte beklediğiniz sürpriz. Bizim de ana baba evlâdı olduklarımızı unutmayın, çoktan beri bu zavallılar bizleri özlediklerini yazarak yanlarına çağırdılar. Nihayet onları sevindirmeye karar verdik. Şu satırları okuduğunuzda bizler, uzaklarda olacağız. Vatana ve ailelerimize faydalı olmak yolunu tutuyoruz. Meslek edineceğiniz ve evlenip çocuk yetiştirmek isteriz. Bize acıyın ve saygı duyun. Aslında bizler vatana kendilerini feda eden, biçare kurbanlarız. Arkamızdan ağlayın, fakat uzun süre yas tutmayın, güzel gözlerinize yazık olur. Yeni sevgililer edinerek, onlara bizden söz edin. Bir yıldan fazla bir zamandan beri sizleri mutlu kıldık bize kin beslemeyin. Not: Yemek ücreti ödenmiştir. Blaşövel Famöy Listolye Feliks Tomolyes” Kızların dördü de hayretle bakıştılar. Sessizliği önce Favorita bozdu: — Tamam, dedi iyi oyun ettiler, hoş bir şaka. — Çok güldürücü, diye ekledi Zefin. Favorita: — Bana kalırsa bu Blaşövel'in buluşu, dedi. İnan olsun ona olan aşkım daha da arttı. Dalia itiraz etti: — Yoo hayır bence bu Tomolyes'in buluşu. Favorita: — Öyle ise yaşasın Tomolyes, diye haykırdı. Dalia ve Zefin kahkahadan, diye tekrarladılar. Fantin de arkadaşlarının neşesine katıldı. Fakat bir saat sonra odasına döndüğ&... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onbeş

15 etkileyecekti. Dört delikanlıyla, dört güzel kız beraber gezer, beraber eğlenirlerdi. Ekip başı çok esprili ve neşeli olan Tomolyes'di. İçlerinde en yaşlısı Tomolyes'di, otuzuna merdiven dayamıştı, fakat çok zengin bir aile çocuğu idi. Yaşlandığı için saçları dökülmeye başlamış, dişleri çürümüştü, fakat dış görünüşünün bozulmasına karşılık neşesi daha da artıyordu. Bir tiyatro eseri yazmış, kabul edilmemişti arada bir mısralar karalar herkesten her şeyden kuşkulanır, kimseye aldırmaz görünürdü. Cahil gençler bundan böyle, onu kendilerine reis seçmişlerdi. Günün birinde Tomolyes, arkadaşlarını etrafına toplayarak, onlarla şöyle konuştu: — Çocuklar aşağı yukarı bir yıldan beri metreslerimiz bizden bir sürpriz beklemekteler. Biz de onların çok hoşuna gidecek bir şaka hazırlayacağımıza söz vermiştik. Artık bunun vakti geldi derim, haydi bunu kararlaştıralım. Tomolyes sesini alçaltarak arkadaşlarına uzun uzun bir şeyler anlattı. Çocuklar heyecanlanmışlardı. Blaşövel, bir kahkaha atarak: — Oldu, dedi yaman adamsın Tomolyes, inan olsun. Bu konuşmanın neticesi ertesi pazar, dört delikanlının dört güzel kızı davet ettikleri bir kır eğlencesi oldu. Öğrenciler ve dikişçi kızların sık sık katıldıkları bir kır yemeğiyle sona erecekti bu açık hava eğlencesi. Kızların dördü de, birbirinden güzeldi. Favorita saçları sırtında, dalgalanarak genç bir tanrıça gibi hendeklerden atlayarak, en önden koşuyordu. Dalia ve Zefin daha nazlı, daha dişi güzellerdi, onlar birbirlerinin bellerine sarılmış, güzelliklerini sanki birleştirerek pekiştirmek istercesine sevimli başlarını yaklaştırmış kol kola ilerliyorlardı. Fantin, en arkad... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti ondört

14 Birkaç kez, ovada gördüğü bir karaltıyı çömelmiş bir çocuğa benzeterek o yöne koştu. Bunlar çalılar ve kayalardı. Nihayet üç patikanın birleştiği bir kavşakta durdu. Ay gökyüzünde parlıyordu, uzaklara bakarak son bir kez seslendi: — Küçük Jerve, Küçük Jerve. Haykırışı sisler içinde kayboldu, bir yankı bile uyandırmamıştı, bir kez daha, "Küçük Jerve" diye mırıldandı. Bu, onun son gayreti oldu, birden dizleri büküldü, sanki vicdan azabı onu yere sermişti, bitkin bir halde, kocaman bir taşın üzerine yığıldı, yüzünü elleri arasına alarak: — Ben bir canavarım, diye mırıldandı. Birden sanki kalbi parçalanmıştı, ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, on dokuz yıldan beri, ilk kez ağlıyordu. Jan Valjan, Piskoposun evinden çıktığında, neye uğradığını şaşırmıştı. Karşılaştığı o melek yüzlü adamın iyiliği, onun ruhunda korkunç bir kasırga yaratacaktı. Yıllar yılı, çektikleri kalbini katılaştırmıştı, bu göz yaşlarıyla sanki tüm günâhlarından arınmış gibi buldu kendisini. Birden kendi hayatını düşündü, ruhunun ta derinliklerinde sanki bir alev yanmıştı, bir meşaleyi andıran bir nura boğulmuştu. Birden bu meşalenin kendisine yardım eden piskopos olduğunu anladı. Piskopos ile kendisini kıyaslayacak oldu. Düşündükçe piskopos gözünde, büyüyor ve kendisi Jan Valjan daha da küçülüyor daha kararıyordu. Birden bir gölge oldu, daha sonra o da silindi, şu anda karşısında yalnızca Piskopos kalmıştı. Din adamı, bu mutsuzun ruhunu göz kamaştırıcı bir nurla doldurmuştu. Jan Valjan ağladı, uzun uzun ağladı. Kanlı göz yaşları döktü hıçkırıklarla ağladı, bir kadın gibi ağlad... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onüç

13 — Paramı isterim, gümüş iki frangımı isterim. Sanki Jan Valjan, onu duymuyordu. Çocuk onun yakasına yapıştı, onu sarstı, bu arada parasını zapteden çivili kundurayı itmek için, onu tekmeliyordu. — Paramı isterim, paramı verin. Çocuk ağlıyordu. Jan Valjan başını kaldırdı. Hâlâ oturuyordu. Gözleri çılgın gibiydi. Bir süre hayretle çocuğa baktı, daha sonra elini sopasına uzatarak, korkunç bir sesle haykırdı: — Kim o? Çocuk cevap verdi: — Benim Mösyö, ben küçük Jerve, şu paramı bana versenize. Haydi beyim, ne olur, çekin ayağınızı. Küçük olmasına rağmen, tehdit edici, bir görüntü almıştı: — Ey yetti artık, çekin ayağınızı bakayım. Jan Valjan birden, sanki derin bir uykudan uyanmış gibi, yerinden doğruldu, ayağa kalkarak: — Hâlâ sen misin, ne diye vızıldıyorsun, dedi. Defol bakalım. Ürken çocuk ona hayretle baktı, sonra tepeden tırnağa titreyerek kaçmaya başladı. Öylesine dehşete düşmüştü ki ne başını çevirdi, ne de sesini çıkardı. Birkaç saniye sonra, çocuk gözden kayboldu. Güneş batmıştı. Jan Valjan'ın etrafını gölgeler sarıyordu. Bütün gün, ağzına bir lokma koymamıştı, belki de ateşi vardı. Ancak çocuk kaçtıktan sonra, ayağa kalkmıştı. Hırıltılı, hırıltılı nefes alıyordu, birden ürperdi, gecenin ayazı ta iliklerine kadar işlemişti. Kasketini alnına yerleştirdi, pırtık ceketini iliklemeye uğraştı, öne doğru, bir adım attı ve yere düşürdüğü sopasını almak için eğildi. Tam o anda, çocuğun düşürdüğü, iki franklık madeni parayı gördü. Birden sanki elektrik çarpmış gibi titremeye başladı. Dişlerinin arasından mırıldandı: &mda... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti oniki

12 yaklaşmıştı. Gözlerini Jan Valjan'ın yüzüne dikerek: — Siz misiniz dostum, dedi. Geri döneceğinizi biliyordum, size şu gümüş şamdanları da vermiştim, onları götürmeyi unutmuşsunuz. Bunlardan iki yüz frank kazanabilirdiniz. Gelmişken bunları da alın bari, neden sanki götürmediniz? Jan Valjan gözlerini hayretle açarak, şaşkın şaşkın ona baktı, yüzünde hiç bir dilin ifade edemeyeceği bir anlam belirmişti. Jandarma çavuşu: — Monsenyör, demek adamın söyledikleri yalan değildi, dedi. Az önce kendisine rastladığımızda, kaçan birisi gibi koşuyordu. Biz bakmak için onu durdurduk. Üzerinde bu gümüşleri bulduk... Piskopos gülümseyerek: — O da size bunları kendisine benim verdiğimi söyledi değil mi? Siz de ona inanmadan, buraya getirdiniz. Bir yanlışlık olmuş. Çavuş sordu: — Onu, serbest bırakalım mı? — Elbette. Jandarmalar, Jan Valjan'ın yakasını bıraktılar. Adam, sanki uykusunda konuşur gibi, boğuk bir sesle söylendi: — Beni serbest mi bırakıyorsunuz? Rahip gülümseyerek: — Dostum, dedi. Gitmeden önce şu gümüş şamdanlarınızı da alın, onlar da sizin. Şömineye yaklaştı, orada duran ağır, nefis şamdanları kaparak, Jan Valjan'a uzattı. Jandarmalar kıpırdamadan, bu sahneyi izliyorlardı. Jan Valjan baştan aşağı titriyordu, robot gibi şamdanları aldı, yüzünde şaşkın bir ifade belirmişti. Rahip yumuşak sesiyle: — Haydi artık selâmetle gidebilirsiniz, dedi. Hem de dostum, bir daha geldiğinizde bahçeden geçmenizin gereği yok, sokağa açılan kapıdan girebilirsiniz. Kapım gece gündüz açıktır. Daha sonra jandarmalara, dönerek: — Beyler, dedi. Gidebilirsiniz. Jandarmalar onu selâmlayarak, uzaklaştılar. Jan Valjan, b... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti onbir

11 uyandırmamıştı. Bu tehlike geçmişti yine de Jan Valjan gerilemedi, onun için en önemlisi işini çabucak bitirmekti. Oda, büyük bir sessizlik içindeydi. Birkaç adım atan adam, birden durdu, yarı karanlıkta yatağın baş ucuna gelmişti. Yarım saatten beri bulutlarla kaplı gökyüzünden, bulutlardan en kocamanı sıyrılmış ve solgun bir ay ışını yatakta uyuyan ihtiyarın yüzüne vurmuştu. Jan Valjan, melekler gibi uyuyan ihtiyarı seyretti. Piskopos soğuk gecede üşümemek için, boğazına kadar düğmeli kahverengi yünden bir ceket giymiş, başını yastığa devirmişti. Rahip yüzüğüyle süslü eli sarkıyordu. Yüzünde tatlı ve nurlu bir ifade vardı. Sanki bütün ruhuyla kimsenin görmediği güzel görüntülere gülümsüyordu. İyi insanların ruhları uykularında, mistik gökleri görür. Bu göklerin yansıması sanki Piskoposun alnına düşmüştü. Aslında,bu mistik cennet, onun ruhu idi. Bu mışıl mışıl saf bir çocuk gibi uyuyan adamda, üstün bir nitelik seziliyordu. Nurlara boğulmuş, bu ihtiyarın karşısında, karamsarlığa düştü Jan Valjan. Şapkası elinde bir süre kıpırdamadan durdu, o şimdiye dek böylesine güzel bir şey görmemişti. Din adamının güveni, onu etkilemişti. Günahkâr birisinin, günâh işleyeceği sırada, saf ve temiz birisini uyurken seyretmesi gerçekten ibret verici bir olaydır. Jan Valjan'ın, ruhunda neler döndüğünü anlamak kolay değildi. Aslında duygularını kendisi de bilemezdi. Yalnız bir robot gibi, kasketini çıkartıp, uyuyan ihtiyarı selâmladı ve sağ elindeki demiri sallayarak, saçları başında diken diken olmuş, karşısına görmeyen gözlerle baktı. Piskopos bu korkunç adamın önünde sakin u... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti on

10 ekim ayında, nihayet cezaevinin kapılan kendisine açıldı. 1796 yılında oraya bir ekmek çalmak suçuyla tıkılmıştı. Ne var ki cezaevine mutsuz ve pişman giren mahkûm, oradan çıktığında umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeye aldırmayan taş gibi sert yürekli, bir adam olarak çıkmıştı. Şunu da belirtmek isteriz ki, Jan Valjan çok güçlü bir adamdı. Dört mahkûmun işini kolaylıkla başarırdı, hatta çok dayanıklı olduğundan arkadaşları ona bir de lakap takmışlardı. Onu “Kriko Jan” diye çağırırlardı. Çok kez güçlü sırtı, kriko görevini yerine getirmişti. Bu arada çevikliği, güçlülüğünü aşıyordu. Adaleleri esnekti, kol ve bacaklarını tam bir cambaz gibi kullanabilirdi. Jan Valjan'e düz duvara tırmanmak bile hiç gelirdi. Az konuşur, hiç gülmezdi. Şeytanın kahkahasını andıran kürek mahkûmunun kahkahasını, ondan duymak için, müthiş bir heyecana kapılması gerekirdi. Bu da ancak yılda bir ya da iki kez olmuştu. Yıllar geçtikçe, ruhu da kurumuştu, kalbi ve gözleri kupkuru olmuştu. Cezaevinden çıktığında yirmi yıldan bu yana tek gözyaşı dökmemişti. Kendisine "Artık serbestsin, çıkıyorsun" dediklerinde birden kulaklarına inanamadı. Sanki nur gibi bir ışık, tüm ruhunu kapladı; ne var ki bu nur az sonra kararacaktı. Jan Valjan, yeni bir hayatın başladığına inanmamıştı, ancak bu serbestliğinin, yalnızca sarı pasaportlu bir özgürlük olduğunu anladı. Bu arada, bir hayli hayâl kırıklıklarına uğradı. Çalıştığı yıllar boyunca, edindiği paranın, yüz yetmiş bir frank ettiğini hesaplamıştı, oysa vergi keser gibi bazı kesintiler yaparak, eline yalnız yüz dokuz frank ve kırk metelik vermişlerdi. Jan Valjan bundan pek bir şey anla... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti dokuz

9 — Hakkımda, ne biliyorsunuz? Katil olmadığımı, size kim söyledi? Piskopos, başını tavana kaldırdı ve sakin bir sesle, şu şaşırtıcı cevabı verdi: — Bu, Tanrının işi. Daha sonra dudaklarını kıpırdatarak, iki parmağını uzattı ve önündeki adamın alnında bir istavroz işareti çizerek onu takdis etti. Dışarı çıktıktan sonra, Monsenyör Bienvenü, kapının önünde diz çökerek kısa bir dua mırıldandı. Birkaç dakika sonra, bahçeye çıkmış, karanlıkta yürüyordu. Ruhu ve düşüncesi, Tanrının geceleri görebilen gözlere, gösterdiği esrarla dolmuştu. Adama gelince, aslında öylesine bitkindi ki, yatağının temiz ve bembeyaz çarşaflarını bile göremiyordu. Bir üfleyişte mumu söndürmüş ve giyinik olarak, kendisini şiltenin üzerine atmıştı. Beynine bir tokmak yemiş gibi derin bir uykuya daldı. Kilisenin saati, on ikiyi çalarken, Monsenyör Bienvenü bahçedeki gezintisinden içeri döndü. Birkaç dakika sonra yoksul evde, herkes uyumuştu. Gece yarasından iki saat sonra, Jan Valjan uyandı. Jan Valjan Brie köylerinden birinin yoksul bir ailesinde dünyaya gelmişti. Çocukluğunda okuma-yazma öğrenmemişti. Büyüdüğünde Faverol'da meyve ağaçlarını budayarak hayatını kazanıyordu. Çok küçük yaşta ana ve babasını kaybetmişti, kendisini ablası büyütmüştü. O sıralarda zavallı kadın da, yedi çocuğuyla birlikte dul kalmıştı. Oysa kocasının sağlığında, kardeşinden hiçbir şey esirgememiş onu evlâtlarından biri gibi saymıştı. Jan Valjan bundan böyle kendisine analık etmiş dul ablasının çocuklarına bakmaya başladı. Babalarım yitirdiklerinde çocukların en büyüğü sekiz, en küçüğü ise bir yaşı... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti sekiz

8 — Papaz efendi, dedi. Siz çok iyi kalplisiniz. Beni hor görmediniz, beni evinize aldınız, benim için en süslü şamdanlarınızı yaktınız, beni soylu bir konuk gibi ağırlıyorsunuz, oysa ben sizden kimliğini saklamadım. Sefil bir adamım ben. Rahip, elini onun eline değdirdi: — Bana kim olduğunuzu söylemenizin hiç gereği yok. Burası benim evim değil, Tanrının evi. Bu kapıdan girene adı sorulmaz. Tüm umutsuzlara, açı çekenlere açıktır. Istırap çektiniz, açsınız ve yorgunsunuz, hoş geldiniz. Teşekkür etmeyin. Sizi ağırladığım için bana asla minnettar kalmayın, burası kimsenin evi değil, herkesin evi. Buradaki her şey, benim kadar sizindir. Adınızdan bana ne? Aslında, siz bana kim olduğunuzu söylemeden önce, ben biliyordum. Adam şaşkın şaşkın gözlerini açtı: — Sahi mi? Adımı biliyor muydunuz? diye sordu. — Evet, dedi Piskopos. Siz benim kardeşimsiniz. Yabancı haykırdı: — Sağolun papaz efendi, öyle sevinçliyim ki, bakın buraya geldiğimde çok açtım, fakat şimdi artık açlığımı bile duymamaktayım. Piskopos ona uzun uzun bakarak sordu: — Çok mu acı çektiniz, dostum? — Ne demezsiniz. Sırtımızda kırmızı kazak, ayaklarımızda zincir, geceleri bir tahta üzerinde uyurduk. Sıcak, soğuk durmadan çalışmak. Bir hiç için kırbaçlanır yemeğimizi vermezlerdi. Bir baş kaldırma için, zindana tıkılmak hiçten bile değildi. Hastalanıp yatağa düştüğümüzde bile ayaklarımızdan zinciri çıkartmazlardı. Köpekler bile bizden daha talihlidirler. Piskopos: — Haklısın yavrum, dedi. Siz bir keder yuvasından geri dönüyorsunuz, ne var ki bu ıstırap yuvasından kalbinizde kinle çıkarsanız, size acının, yok eğer insanları bağışlar ve onları sevmekte devam eder... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yedi

7 — Girin, dedi. Kapı açıldı, bir adam girdi. Bu bizim tanıdığımız, o garip yolcu idi. Kapıyı iterek girdi içeri, fakat daha fazla ilerlemeden eşikte durdu. Heybesini sırtına atmıştı, elinde sopası, gözlerinde bezgin, korkunç bir ifade, ocaktan yayılan aydınlıkta, tüyler ürpertici bir görüntüsü vardı. Bu sanki cehennemden gelmiş bir insanın yüzüydü. Madam Magluvar'ın bağırmaya bile kuvveti kalmamıştı, ürpererek olduğu yerde kalakaldı. Matmazel Baptistin başını çevirdi, yeni geleni gördü ve ürkerek doğruldu, fakat ağabeysine bir an gözü iliştikten sonra, birden içindeki korku kayboldu. Piskopos, yabancıya sakin ve rahat bakıyordu. Tam ağzını açıp, ona ne istediğini soracaktı ki, adam iki eliyle sopasına dayandı ve sırayla yaşlı kadınlara ve ihtiyar adama baktıktan sonra, piskoposun söze başlamasına meydan vermeden şunları söyledi: — Benim adım Jan Valjan, ben bir kürek mahkûmuyum, on dokuz yılımı cezaevinde geçirdim. Tam dört gün önce, serbest bırakıldım. Dört günden beri yürümekteyim. Tulon'dan buraya kadar yaya geldim. Bugünde, akşama kadar yürüdüm, açlıktan ölmek üzereyim. Bir hana uğradım, beni kabul etmek istemediler, jandarmaya göstermek zorunda kaldığım sarı pasaport yüzünden her yerden kovuldum. Bütün kapılar bana kapandı. Başka bir hana uğradım, oradan da geri çevrildim. Cezaevinin kapısına yalvardım, o da bana kapıyı açmak istemedi. Bir köpek kulübesine sığındım, hayvan geldi beni ısırdı, sanki o bile benim kimliğimi bilmiş gibi bana saldırdı. Bu kez yıldızların altında uyuyabilmek için, tarlalara saptım, fakat yıldız da yoktu. Kente döndüm bir kapının altına sığınmak için. Kasabanın meydanında taş bir sıran... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti altı

6 Kaymakamlık binasının bulunduğu meydana geldi. Katedral önünden geçerken kiliseye doğru yumruğunu salladı. Tam orada bir matbaa vardı, adam her şeyden bezmiş bir halde, bu matbaanın önündeki taş sıraya büzüldü. O sırada kiliseden çıkan ihtiyar bir kadın, yabancıyı gördü: — Burada ne yapıyorsunuz dostum? diye sordu. — Görüyorsunuz ya, yatıyorum işte, kadın. Adam sert bir sesle cevap vermişti. Aslında bu kadın çok iyi bir kalpli bir hanımefendi olan, soylu Markiz de R. idi. — Nasıl olur bu taş üzerinde mi? diye sordu. Adam: — Ne çıkarmış cevabını verdi, tam 19 yıl tahta bir şilte üzerinde yattım. — Asker miydiniz? — Evet, kadın askerdim. — Neden hana gitmediniz? — Çünkü param yoktu. Markiz de R. sızlandı: — Ne yazık ki, benim de kesemde ancak birkaç metelikten başka param kalmadı. — Verin, olsun. Adam, Markiz’in verdiği paraya uzandı. Madam de R. sözüne devam etti: — Burada yatamazsınız, bu kadar az parayla sizi hana da kabul etmezler, fakat bir deneseniz. Geceyi böyle geçiremezsiniz, geceler çok soğuk olur. Kim bilir, belki de açsınız. Kimse size acımadı mı? — Her kapıyı çaldım. — Ee sonra? — Her yerden kovuldum. Kadıncağız adamın koluna elini değdirdi ve piskoposluk sarayının bitişindeki tek katlı harap bir evi gösterdi: — Şu kapıyı çaldınız mı? diye sordu. — Hayır. — Öyleyse bir kez de, orasını deneyin. II Akşam Diny piskoposu, kentteki gezintisinden sonra, geç vakte kadar çalışmıştı. Saat sekize gelmiş olmasına rağmen, hâlâ çalışmasına devam ediyordu ki. Birden Madam Magluvar odasına girdi. Kadın, her akşam yaptığı gibi, Piskoposun yatağının yanındaki dolaptan gümüş sofra ta... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti beş

5 görüntü karşısında, düşünceli düşünceli durdu. Şu anda neler düşünüyordu, kim bilir? Belki de bu mutlu evin kendisini bir gecelik barındıracağım sanmıştı. Böylesine mutlu kimseler sevmesini ve acımasını bilirlerdi. Yavaşça cama vurdu. Önce onu duymadılar. Bir kez daha camı tıklattı. Kadının: — Galiba birisi camı vuruyor, dediğini duydu. — Ben duymuyorum, cevabını verdi adam. Yabancı üçüncü kez vurdu. Adam masadaki lâmbayı kaparak, kapıyı açtı. Bu uzun boylu, yan köylü, yan sanatkâr bir adamdı. Vücudunu kaplayan meşin önlüğün cebinden çekiçler, mendiller ve bir barut kabı görünüyordu. Başını arkaya atmıştı, yakası açık gömleğinden boğa boynunu andıran beyaz ve kuvvetli boynu görünüyordu. Kaşları, kalın, şakaklarını süsleyen favorileri siyahtı. Gözlerinde ve yüzünün tüm ifadesinde evinde bulunduğundan ötürü bir memnunluk göze çarpıyordu. Yolcu çekingen bir sesle: — Beyim, dedi. Sizi rahatsız ettiğim için bağışlayın. Bana bir tabak çorba verebilir misiniz parasını öderim; bir de bahçenizdeki şu ahırın bir köşesinde geceyi geçirmeme izin verirseniz beni mutlu ederdiniz. Ev sahibi sordu: — Siz kimsiniz? Yolcu cevap verdi: — Ben Püyü Muason'dan geliyorum, dedi. Bütün gün yürüdüm, ne olur size para verirsem, beni doyurur musunuz? Çok da uykum var... Köylü: — Bana para verecek birisini doyurmak ve barındırmak isterim. Hem de iyi para verirse, fakat, neden sanki hana gitmediniz? — Orada bana yer olmadığını söylediler. — Olur şey değil, panayır değil, yortu değil. Labar'ın hanına uğradınız mı? — Evet, beni kab... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti iki

4 Adam yerine oturdu ve sesini yükseltmeden: — Bu bana vız gelir, dedi. Handayım, karnım aç ve burada kalıyorum. Hancı, adamın kulağına eğildi ve ürperten bir sesle: — Hemen defolun buradan, dedi. Ocaktaki ateşleri maşayla karıştıran yolcu birden doğruldu, cevap vermek için ağzını açıyordu ki kendisine yırtıcı gözlerle bakan hancı alçak sesle: — Hemen, dedi. Bu kadar konuşmak yeter. Size adınızı söyleyeyim mi? Adınız Jan Valjan. İsterseniz şimdi de size kim olduğunuzu söyleyeyim; zaten kapıda sizi görünce kuşkulanmıştım, vilayetten sordurdum, bakın ne cevap geldi, okumak ister misiniz? Adam kâğıdı uzattı, yolcu bir göz attı, kısa bir suskunluktan sonra hancı ekledi: — Müşterilerime karşı terbiyemi bozmak istemem, haydi artık gidin buradan. Adam başını eğdi, yere bıraktığı heybesini aldı ve handan çıkıp gitti. Anayoldan yürümeye başladı. Sağına soluna bakmadan gözleri yolda, gelişi güzel yürüyordu. Utanmış, ezilmişti sanki. Bir kez bile başını çevirip bakmadı. Eğer geriye baksa, kapısının eşeğinde müşterilerinin ortasında, onu parmağıyla gösterip heyecanla bir şeyler anlatan hancıyı görürdü. Kısa bir zaman içinde, gelişinin kentte bir olay yaratacağını anlardı. Adam böylece bir süre bilmediği sokaklarda yürüdü durdu. Öylesine üzülmüştü ki, yorgunluğunu bile unutmuştu. Birden açlık yine kendisini rahatsız etti. Gece yaklaşmıştı, kendine bir barınak bulabilmek için, etrafına bakındı. O güzel han, kendisine kapılarını kapatmıştı, birden sokağın sonunda bir ışık gördü. Burası eski bir meyhaneydi. Yolcu camdan içeriye göz attı. Masalardan birinde, bir gaz lâmbası salonu aydınlatmıştı, ocakta kütükler yanıyordu, birkaç kişi içki i&cce... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti iki

3 işletirdi. Yabancı, kentin en gözde hanı olan "Kolba Haçı"na girdi. Zemin katındaki mutfakta bütün fırınlar, gürül gürül yanıyordu, şöminedeki neşeli ateş etrafı aydınlatıyordu. Aynı zamanda, aşçıbaşılık yapan hancı, kaynayan tencerelerine bakıyor ve bitişik salonda gülen ve şakalaşan müşterilerine hazırladığı nefis yemeği gözden geçiriyordu. Seyahat edenlerin aşağı yukarı hepsi, arabacıların masraftan kaçmadıklarını, boğazlarına çok düşkün olduklarını bilirler. Ocakta beyaz bıldırcın ve sülünlerle birlikte besili bir tavşan kızarıyordu. Tencerelerde, tatlı su balıkları pişiyor, mangallarda patatesler kızarıyordu. Hancı, kapının açıldığını duyunca, gözlerini mangallardan kaldırmadan sordu: — Bayım, ne istersiniz? — Yemek ve yatak, dedi yolcu. Hancı gülerek: — Bundan kolayı var mı, dedi. Sonra başını çevirerek yeni geleni tepeden tırnağa süzdükten sonra ekledi: — Parasını verdikten sonra. Yabancı cebinden meşin bir kese çıkartarak cevap verdi: — Benim param var. — Tamam öyleyse emrinizdeyim. Adam kesesini yeniden cebine yerleştirdi. Sırtındaki heybeyi yere indirdi ve sopasını kapı dibine dayayarak ateş karşısındaki alçak bir iskemleye oturdu. Yemekleri hazırlayan hancı, yeni gelen adamı gözden kaçırmıyordu. Yabancı sordu: — Yemek hemen hazırlanır mı? — Biraz sonra... Adam ısınıyordu. Hancı Jaken Lâber, cebinden bir kurşun kalem çıkarttı, pencere önündeki masadan eski bir gazetenin ucunu kopartarak kâğıda birkaç satır karaladı. Kendisine yardımcı olan bir çocuğu çağırarak ona bu pusulayı verdi ve kulağına birşeyler mırıldandı. Çocuk şimşek gibi koşarak uzaklaştı. Yolcu bunların hiçbirini farketmemişti. Yeniden sordu: &md... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti bir

2 — Sizce buraya kaç yatak sığar? Başhekim şaşırmıştı: — Ama efendim... Burası sizin yemek salonunuz, dedi. Söylemek istediğiniz nedir? Piskopos gözleriyle çevresini taradı. Kendi kendine hesaplar yapıyordu. Sonra birden konuştu: — Buraya yirmi yatak konulabilir. Bana bakın doktor bey, size bir teklifim olacak; bana kalırsa bu işte bir yanlışlık yok mu? Siz beş ya da altı odalık küçücük bir binaya yirmi altı kişiyi sığdırmaya çalışıyorsunuz, oysa en azından altmış kişiyi barındıracak bu kocaman sarayda, biz yalnızca üç kişiyiz. Bunda bir yanlışlık var. Siz hastalarınızla buraya, ben de sizin bulunduğunuz binaya yerleşeceğim. Haydi en kısa zamanda evimi boşaltın. Burası ancak size yakışır. Ertesi gün yirmi altı hasta piskoposluk sarayına, Myriel de, hastane binasına yerleşmeye başladı. Meşhur ihtilâl döneminde, ailesi bütün malını-mülkünü kaybettiğinden, Myriel’in serveti de yok olmuştu. Ancak kız kardeşinin ömür boyu alacağı beş yüz franklık yıllık geliri vardı. Bu para onun rahip evindeki masrafına yeterdi. Myriel, piskopos olarak devletten on beş bin frank maaş alırdı. Bu paranın hemen hepsini yoksullara harcardı. Ev masrafı için yalnızca bin frank kadar bir para ayırmıştı. Kendini hayır işlerine adadığını söylediğimiz kız kardeşi onun bu davranışına hiç ses çıkarmazdı. Ağabeyini sevdiği kadar ona saygı da duyan kardeşi onun emirlerine baş kaldırmasını asla düşünemezdi. Fakat aşçıları Magluvar, bu duruma biraz bozuluyordu. Çevre kasabalardan, bir köy papazı Diny'yi ziyarete geldiğinde, piskopos onu en iyi biçimde ağırlıyordu. Bunu madam Magluvar'in tutumluluğuna ve kız kardeşinin akıllıca harcamasına borçlu idi. Şehre geldiklerinin üzerinden üç ay geçmişti. Myriel bir gün: ... Devamı

03 04 2013

Sefiller Kitap Özeti

1 SEFİLLER Victor Hugo I. Yıl, 1815... Şarl Fransuva Bienyenü Myriel, Diny’de piskopos olarak görev yapıyordu. O yıllarda, 75 yaşlarında olan yaşlı adam, dokuz yıldır bu görevi yapıyordu. Eski bürokratlardan birinin oğlu olan Myriel, babası çok istediği için genç yaşta evlenmişti. Bu evliliğe rağmen Şarl Myriel’in kendisinden çok söz ettirdiği söylenir. Kısa boylu olması atak bir genç olmasını engellemiyordu. Yakışıklı, zarif ve sürekli gülümseyen genç, kadınlar tarafından çok şımartılmıştı. Myriel, hayatının en güzel yıllarını zevk ve sefa içinde geçirmişti. Daha sonraki yıllarda Fransız İhtilâli'nin ortaya çıkmasıyla bir çok olayın patlak vermesinden dolayı, aristokrat ailelerin, ülkeden çıkıp giderken her tarafı yağmalamaları onun ruh dünyasında berbat bir etki bırakmıştı. Myriel, olayların ilk günlerinde, ailesiyle birlikte İtalya'ya gitti. Eşi uzun zamandır rahatsız olduğu için zayıf vücudu hastalığın üstesinden gelemedi ve orada öldü. Birdenbire gelen bu ölüm, Myriel'in hayatında önemli değişiklik meydana getirdi. Eski Fransız sosyetesinin yıkılışı, kendi ailelerinin dağılması ülkelerinden kaçmak zorunda kalanların şahit oldukları dehşet sahneleri, genç adamın farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına neden oldu. Hiç kimse onun iç dünyasında kopan fırtınaların özünü bilemeyecekti fakat İtalya'ya döndüğünde tamamen değişmiş ve kendini dine adamıştı. Öyle ki, 1804 yılında Brinyol papazlığına atandığında çok yaşlanmıştı. Her zamankinden farklı ve çok sakin bir hayat yaşamaya başlamıştı. Napolyon'un taç giyme töreninin hazırlıkları yapılıyordu. Bir iş için Paris'e uğrayan Myrie... Devamı

03 04 2013

ellidört enginar yemek tarifi

Apartmana gelir ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başlar. Fakat hastalığın verdiği rahatsızlıkla olduğu yere yığılır. Daha sonra kliniğe kaldırılır ve tedavi görür. Kenan'ın teyze oğlu Rüstem Perihan'a herşeyi anlatır. Perihan kocasının böyle düşünmesine çok üzülür. Bütün olan bitenlere bu yeni hayatlarının neden olduğunun farkındadır. Eski yaşamları daha sade, daha güzeldir. Kenan iyileşince anahtarın nereye ait olduğunu sorar. Perihan onu eskiden yaşadıkları sessiz, sakin bir yer olan Osmonti'deki evlerine götürür. Kenan çok şaşırır. Perihan gittiği her yerden bir hatıra almayı adet haline getirdiği ve bu evi de çok sevdiği için oranın anahtarını gizlice saklamıştır. Kenan bunu öğrenince çok utanır. Daha sonra Perihan ve Kenan bu eve taşınırlar. Perihan ayrıca hamiledir ve ikisi mutlu bir şekilde sosyeteden, kumarlı içkili ev partilerinden uzak hayatlarına devam ederler.  Devamı

03 04 2013

elliüç enginar yemek tarifi

Kenan bir gün anahtarını kaybeder ve gururlu bir insan olduğundan bunu kimseye söyleyemez. Habersizce karısının çantasından anahtarı alıp aynısını yaptırır. Daha sonra evin kapısında denediğinde kapı açılmaz. Olaylar böyle başlar. Kenan hem karısı Perihan'a sormaya çekinir hem de kendi kendine devamlı şüpheler üreterek olayı git gide büyütür. Kenan'ın içerisinde bulunduğu bu durum bir hastalıktır. Artık çevresindeki bütün erkeklerden şüphelenmekte, belki de bu anahtar onlardan birinin evini açıyor diye kendini yiyip bitirmektedir. Hatta bu durum karısını takip ettirmeye kadar varır. Bir gün karısının sürekli gittiği bir arkadaşının oturduğu apartmana karısının eski kocası Vecdi'nin taşınmış olduğunu öğrenir. Artık aklında tereddüt kalmamıştır. Oraya gidip anahtarı Vecdi'nin evinde deneyecektir. Devamı

03 04 2013

elliki enginar yemek tarifi

Engels'in yaklaşımı, özellikle Morgan'ın tezlerinin sorgulanmaya başlamasıyla yoğun eleştirilere uğradı. Özellikle işçi sınıfı ailelerinde erkek egemenliğin daha yaygın olduğunun kabul edilmesi, feminist hareketin orta-sınıf kadınlar üzerindeki özgürleştirici etkisi, boşanma hakkının yasallaşması gibi gelişmeler, kitabın açıklamalarını artık şüpheli hale getirmiştir. Devamı

03 04 2013

ellibir enginar yemek tarifi

Engels'e göre eski toplumlar ana-soycuduydular. Çünkü tek-eşliliğin olmadığı bir toplumda soyun anneye göre belirlenmek zorundaydı. Baba-soycu akrabalık kavramı, özel mülkiyetin ve miras hukukunun doğmasıyla ortaya çıkmıştı. Çağdaş tek-eşliliğin ortaya çıkışı, miras sorunuyla ilgiliydi. Mülkiyet Engels'e göre kadının erkeğe bağımlılığının devam ettiği ve bir tür "fahişelik" olan burjuva evliliği ile, eşitlikçi işçi sınıfı evliliği arasındaki temel ayırıcıydı. Devamı

03 04 2013

elli enginar yemek tarifi

Çalışma büyük oranda Lewis Henry Morgan'ın Eski Toplum isimli eserine dayanıyordu. Morgan'ın başlıca tezi tek-eşli aile biçiminin ortaya çıkışıyla özel mülkiyet arasında bir paralellik bulunduğuydu. Engels sadece Morgan'ın tezini almakla kalmıyor kendi tarih tezinin ana çizgilerini de Morgan'ın eserine dayandırıyordu. Devamı