03 04 2013

sefiller kitap özeti ellialtı

56 II Tenardiye Hanı, kilise yönünde olduğundan, Kozet tam "Şel" tarafındaki orman kaynağına gitmek zorundaydı. Bundan böyle aydınlanmış yollarda hiç oyalanmadan koştu koştu. İşportaların önlerinden geçtiği süre, her şey iyi ve güzeldi, fakat son dükkânı da ardında bıraktıktan sonra birden dehşete kapıldı. Sanki kendisine arkadaşlık etmesi için, durmadan kovanın kulpunu çarparak gürültü yapıyordu. Yürüdükçe gölgeler koyulaşıyordu. Sokaklarda artık kimse kalmamıştı. Bir ara köylü bir kadın, onu görünce hayretle durdu ve dişlerinin arasından: "Allah Allah, bu çocuğun bu kör karanlıkta, yollarda ne işi var?" diye mırıldandı, sakın bir cin olmasın? Sonra dikkatle bakıp Kozet'i tanıyınca: — Ha dedi bu bizim Tarla Kuşu (Kozet'i köylüler, Tarla Kuşu diye çağırırlardı) Kozet Montferney köyünün bir mezarı andıran sokaklarından geçti, artık köyün dışına çıkmıştı. Evleri hatta duvarların önünden geçtiği süre içinde, yine az çok dayanabiliyordu. Panjurlar arasından görülen bir mum ışığı aydınlık hayat demektir fakat yolu uzadıkça o da adımlarını yavaşlattı. Son evi aştıktan sonra olduğu yerde durdu. Daha ileri gitmesini, bir türlü gözü yemiyordu. Kovasını yere bıraktı, birden otlar arasında hışırtılar duyarak, gerisin geriye koşmaya başladı. Tam köye dönmüştü ki, birden Tenardiye Ana'yı gözünün önüne getirerek ne yapacağını şaşıranlara öz bir jestte bulundu. Kafasını kaşıdı. Bir yandan korkunç Tenardiye Ana karşısına dikilmişti, öbür yandan belki dağdan inen kurtlar ve hortlaklar. Yine de Tenardiye Ana'nın korkusu baskın çıktı, kovasını kaparak yeniden orma... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti ellibeş

55 Musluğu çevirdiğinde bardağı yarı yarıya dolduracak kadar suyun aktığını izleyen Kozet, telâşlanmıştı, ancak keyfi yerinde olan hanımı omuzlarını silkerek: — Bu gece bununla yetiniriz, demiş küçük kızın yüreği ferahlamıştı. Kozet elindeki yünü örmekte devam etti ancak tam bir çeyrek saat sonra kalbi çarptı. Arada bir, müşterilerden biri dışarı bakıyor: "Aman Yâ Rabbim ne karanlık gece," diyordu. "Böyle bir gecede fenersiz sokağa çıkmak için insan aklını kaçırmış olmalı." Birden gezgin satıcılardan biri, hana girdi ve haşin bir sesle: — Atımı sulamamışsınız, dedi. — Suladık, diye atıldı Tenardiye Ana. — Oysa ben hayır diyorum hanım anne, dedi adam. Kozet saklandığı masa altından çıkmıştı: — Aman Mösyö, atınız içti, dedi. Hem de tam bir kova dolusu su içti. Kovayı ben götürmüştüm. Doğru değildi, Kozet yalan söylüyordu. İşportacı haykırdı: — Olur şey değil bacak kadar yumurcak, boyundan büyük yalanlan nasıl da kıvırıyor. Ben sana atımın içmediğini söylüyorum küçük piç, o susadığı zaman burnundan solur. Kozet kısık bir sesle direniyordu: — Hem de öylesine bol içti ki... Adam: — Haydi haydi, dedi. Yetti artık, atıma su verin bu komedi bitsin. Kozet masanın altına sürünerek girdi. Madam Tenardiye: — Haklısın beyim, dedi. Atın içmediyse içmeli. Sonra çevresine bakınarak: — Nerelere sıvıştı? diye söylendi. Başını eğerek masa altına süzülmüş Kozet'i gördü. Kadın hırsla haykırdı: — Buraya gelecek misin? Kozet saklandığı delikten göründü. — Haydi git ata, su taşı. Kozet duyulmayacak kadar kısık bir sesle: — Fakat Madam, &c... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti ellidört

54 Noel akşamı Tenardiye'lerin hanı bile, dolup dolup taşmaktaydı. Arabacılar ve gezgin satıcılarla, oyuncular, masa başında kadeh tokuşturarak neşeyle yiyip içiyorlardı. Bu salon diğer meyhane salonlarına benzerdi. Masalarda, çinko maşrapalar, şişeler, sarhoşlar, tütün çekenler. Az ışık, pek çok gürültü. Madam Tenardiye, bir ateşte kızaran etlere bir yandan bakarken, kocası Tenardiye de, müşterilerle gevezelik ederek, maşrapa maşrapa içmekten geri kalmıyordu. Kozet her zamanki yerinde ocak başındaydı. Üstü başı lime lime, ayakları tahta kunduralar içinde çıplaktı, mum ışığında yün çoraplar örüyordu. Tenardiye kızlarının, giyecekleri yün çoraplardı bunlar. Küçük bir kedi masa altında oynuyordu, bitişik odadan neşeli çocuk sesleri, billûri gülüşler duyuluyordu, bunlar evin sultanları "Eponin ve Azelma"nın sesleriydi. Ocak başındaki çiviye bir kırbaç asılı duruyordu. Arada bir evin uzak bir köşesinden ağlayan bir çocuğun sesi duyuluyordu. Bu üç kış önce Madam Tenardiye'nin doğurduğu bir erkek çocuğun sesi idi. Anası onu emzirmişti, fakat sevmezdi. Bu arada geçen yıllar Tenardiyeler üzerinde izlerini bırakmışlardı. Bay Tenardiye ellisine varmıştı, karısı otuzunu bir hayli geride bırakmış olduğundan kocasıyla arasındaki yaş farkı pek göze batmıyordu. Romanımızın başında bu kızıl saçlı, iri yapılı, kemikli Madam Tenardiye'yi, birkaç kelimeyle tanımlamaya çalışmıştık. Kadın dev anası gibi bir yaratıktı, yorulmak nedir bilmezdi. Evde her işin altından kalkardı. Yatakları, odaları, çamaşırı, yemekleri yapması bir yana, sağa sola emirler dağıtır durmadan bağırıp çağırırdı. Tek yardımcısı Kozet'di. Bir filin hizmetindeki zavallı bir fare. Kadın bir ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti elliüç

53 Aşağıdan bu tüyler ürpertici sahneyi seyredenlere, bu birkaç dakika yüzyıllar kadar uzun geliyordu. Nihayet mahkûm gözlerini göklere kaldırarak, ileri bir adım attı. Kalabalık rahat bir nefes aldı. Uç kısma geldiğinde ipin bir ucunu oraya bağladı ve diğer ucunu sarkıttı sonra elleriyle bu ip boyunca inmeye koyuldu. Bu arada bakanların kalpleri daha da sıkıştı, deniz üzerinde sallananların sayısı birden ikiye çıkmıştı. Sanki bir sineği kapmaya bir örümcek gelmişti. Ne var ki, bu kez örümcek ölümü değil, hayatı getiriyordu. Herkes nefesini tutmuştu, sanki nefes alırlarsa esinti rüzgâra eklenerek bu zavallıları düşüreceklermiş gibi hareketsiz duruyorlardı. Bu arada mahkûm tayfanın yanına varmıştı. Tam zamanında yetişmişti, bir dakika daha gecikse bitkin adam ellerini koyuvererek uçuruma yuvarlanacaktı. Mahkûm bir eliyle ipe tutunarak öbür eliyle adamı halata bağladı nihayet onun direğe çıkarak tayfayı oraya çektiğini gördüler. Daha sonra onu kucağına aldı ve aşağıya indirdi. Sonra, kaza geçiren tayfayı arkadaşlarının uzanan kollarına bıraktı. Tam o anda, kalabalık onu alkışladı, hatta yaşlı deniz kurtları ağladılar, kadınlar kucaklaştı ve bütün sesler hep bir ağızdan: "Bu adam bağışlansın, bu kahraman mahkûm serbest bırakılsın," diye haykırdılar. Oysa mahkûm, işine geri dönmek için inmeye koyulmuştu, daha çabuk ulaşmak için alçaktaki serenlerden birinin üzerinde koşmaya başladı. Bütün bakışlar onu izliyordu, bir an korktular, adamın yorgunluktan ya da baş dönmesinden sendelediği görüldü. Birden seyirciler acı çığlıklar kopardılar, mahkûm denize düşmüştü. Bu çok tehlikeli bir düşüş oldu Orion'un yakınında b... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti elliiki

52 böyle, suçlu bulunan Jan Valjan ölüm cezasına çarptırıldı. Ancak şu var ki, çok âdil Kralımız onun cezasını müebbet küreğe çevirmiş bulunmaktadır. Jan Valjan, Tulon cezaevine yollandı." Bu arada Montrey sür Mer'de kurulan siyah boncuk endüstrisi de, gittikçe kötülüyordu. Düşman firmalar birbirleriyle dalaşırken, ustabaşıları kendilerini fabrikatör sanmış ve Madlen'in atölyeleri kapatılmıştı. Fabrikalar işletilmedi, işçiler kasabadan ayrıldılar. Meğer ki bütün bu endüstrinin ruhu Madlen imiş. Kısa bir zaman sonra, kasaba eski sefaletine geri dönmüştü. Bu arada Montferney köyünde çok acayip bir olay görüldü. Kasabanın acayip bir efsanesi vardı. Çok eski zamanlardan bu yana şeytanın Montferney ormanlarının hazinelerini gizlemek için seçtiğini söylerlerdi. Hatta koca nineler, gün batarken ıssız korularda oduncu kılığına girer esmer bir adamın, çukur kazdığını gördüklerine yemin ederlerdi. Bu adamın başlık yerine başında boynuzlarının olduğunu gözleriyle görmüşlerdi. Jan Valjan'in Montferney dolaylarında dolaştığı sıralarda, aynı köyün ihtiyarlarından bir oduncunun ormanda durmadan hendekler kazması dikkati çekti. Köylüler adamı konuşturmak amacıyla bir akşam meyhanede hem de Tenardiye'nin hanında, bol bol içirdiler. Ne var ki "Bulatrüel" adındaki bu yol işçisi, gerçekten ketum herifti. Ağzından doğru dürüst laf almanın imkânı yoktu. Fakat onu öylesine zorlamışlardı ki herifin, iyice zom olduktan sonra, anlattıklarından Tenardiye ve okul öğretmeni şu anlamı çıkardılar. Bir sabah yine yolda taş kırmaya giden Bulatürel, koruda bir ağaç dibinde bir kürekle kazmanın ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti ellibir

51 — Şu yukarı odada ışık var. Javer'in sesini tanıdılar. Oda öylesine yapılmıştı ki, kapı açıldığında duvarın bir açısını gizliyordu. Jan Valjan mumu söndürdü ve bu açıya girdi. Rahibe Semplisi masanın önüne diz çökerek ellerini kavuşturdu. Kapı açıldı, Javer girdi. Aşağıdan birçok karışık erkek seslerine kapıcı kadının itirazları karışıyordu. Rahibe gözlerini kaldırmadı dua ediyordu. Şamdan şöminenin üzerinde olduğundan, fazla ışık saçmadı. Javer, Rahibeyi görünce olduğu yerde çivilenmiş gibi kaldı. Polisin karakterinin özünün, otoriteye saygı olduğunu romanımızın başında söylemişti. Dini otorite onun için en başta gelirdi. Aslında Javer her şeyde olduğu gibi dinde de şöyle âdet yerini bulsun diye inançlıydı, fakat örnek olmak gayesiyle, asla dinsel görevlerini ihmal etmezdi. Onun gözünde bir Rahip, bir rahibe asla aldanmayan ve günâh işlemeyen kişilerdi. Onları ruhları, bu dünyaya kapalı ruhlardı, tek bir kapı açıktı ki, ondan da ancak gerçek çıkardı. Rahibeyi görünce, önce oradan çekilmeyi düşünmüştü. Şu var ki kendisine buraya getiren görevini de unutamazdı bundan böyle basma kalıp bir soru sormaktan çekinmedi. Karşısında, hayatında asla yalan söylememiş olan Rahibe Semplisi idi, Javer bunu bilir ve özellikle kadına karşı büyük saygı duyardı. — Hemşire, dedi. Bu odada yalnız mısınız? Uzun bir sessizlik oldu, bu arada yukarı çıkan kapıcı kadın, baygınlıklar geçiriyordu. Rahibe başını kaldırdı ve renksiz bir sesle cevap verdi. — Yalnızım. Javer sözüne devam etti: — Israrlarımı bağışlayın hemşire bu akşam birisini görmediniz mi? Bir erkek? Kaçtı onu aramaktayız.... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti elli

50 Rahibe görmüştü. Jan Valjan, şefkat dolu bir jestle ölü kadını yastığına yatırdı, geceliğinin yakasının kurdelelerini bağladı, saçlarını başlığının içine soktu ve sonra gözlerini eliyle kapattı. Fantin'in yüzü birden nurlanmıştı. Fantin'in eli yataktan sarkmıştı. Jan Valjan eğildi bu eli tuttu, yavaşça kaldırdı ve saygıyla öptü. Sonra birden yerinden kalkarak Javer'e döndü. — Haydi, bundan böyle artık emrinizdeyim, dedi. Javer, Jan Valjan'i kentin cezaevine teslim etti. M. Madlen'in tutuklanması, "Möntrey sür Mer"de bir bomba gibi patlamıştı, Ne yazık ki, onun sabıkalı bir kürek mahkûmu olduğunu duyanlar iki saat sonra onu terketmişlerdi. "O bir mahkûmdu" yıllardan beri kasabayı kalkındırması, yaptığı iyilikler, refaha kavuşturduğu aileler hiç biri, hiç biri, artık onun adını anmayacaktı. Bütün gün kentte şöyle konuşmalar süre gitti: — Biliyor musunuz? Ayol olur şey değil, süresini tamamlamamış bir kürek mahkûmuymuş. Kim? Kim olacak, Vali. Hem de adı Madlen değilmiş. Şöyle korkunç bir ad, Bejan mı? Bojan? Bajan mı? Aman Tanrım yakalanmış. Tutuklandı mı? Elbette, cezaevinde. Daha sonra onu başka yere gönderirler. Yıllar önce, yol keserek yapmış olduğu bir eşkıyalık için, ağır ceza mahkemesinde yargılanacak. Vallahi kardeş ben kuşkulanıyordum doğrusu, fazla iyi idi. Bu kadar mükemmel adamların geçmişi, daima karışık olur. Kendisine sunulan madalyaları geri çevirmesi, yolda rastladığı her serseri yumurcağa avuç dolusu para vermesi, midemi bulandırmıştı. Bunun altının çapan oğlu çıkacağından emindim, inan olsun. İşte Madlen, adını taşımış bir hayalet, böylesine kısa bir zaman sonra tamamıyla unutulacaktı. Montrey sür Mer'de, ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkdokuz

49 Korkunç yüzlü Javer, şu anda hiç de tiksindirici değildi. Dürüstlük, içtenlik, inanç, görev ve sorumluluk duygusu aldıklarında korkunç olabilirler, ne var ki yine de yüceliklerinden birşey kaybetmezler. Bu niteliklerin, bir tek kusuru varsa o da aldanmadır. Yanlış bir davaya inanan bir zalimin, acıma bilmez sevincinde, yine de saygı duygusu uyandıran bir parıltı sezilir. "Çabuk gidelim," diyerek, öne bir adım bile atmamış, yalnızca Jan Valjan'a korkunç gözlerle bakmakla yetinmişti. Javer'in bu feryadına Fantin yeniden gözlerini açtı. Vali bey yanındaydı kimden ve neden korkacaktı? Javer odanın ortasına kadar ilerleyerek haykırdı: — Hey baksana gelecek misin? Mutsuz kadın çevresine bakındı, odada Rahibe Semplisi ve Vali beyden başkası yoktu. Javer, "sen" diye kime seslenebilirdi. Ancak kendisine... Birden rüyasında görse, inanamayacağı kadar korkunç ve şaşırtıcı bir sahne gördü. Casus Javer'in Vali beyi yakasından yakaladığını gördü. Birden sanki bütün dünyası yıkılmıştı. — Vali bey, diye haykırdı zavallı adam. Javer diş etlerine kadar gösteren o korkunç gülüşüyle güldü. Jan Valjan yakasındaki eli itmeye bile yeltenmeden: — Javer, diye yalvardı. Javer: — Beni Müfettiş bey diye çağır, emrini verdi. — Mösyö sizden bir ricam var, yalnız bunu ancak size bildirebilirim. Başkalarının duymalarını istemem. — Hayır efendim, benimle böyle fiskos edemezsin, benimle yüksek sesle konuşulur. Gizleyecek sırrım yok benim. Jan Valjan ona yaklaştı ve çok yavaş bir sesle: — Bana üç gün izin verin, dedi. Üç gün. Gidip şu zavallı kadının çocuğunu getireyim, istediğiniz kefaleti öd... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırksekiz

48 — Bakın, dedi, nasıl hırslandınız? Böyle olduğunuz sürece çocuğunuzu gösteremem size. Onu görmek değil, onun için yaşamanız gerekiyor. Bunun için de iyileşmelisiniz, daha makûl olduğunuzda Kozet'i görürsünüz! Zavallı ana başını eğdi: — Doktor bey sizden özür dilerim, dedi. Ah eskiden olsa, böyle terbiyesizce konuşur muydum? Başımdan öyle felâketler geçti ki, arada bir ne yaptığımı bilemiyorum. Anladım heyecanın bana dokunmasından endişeleniyorsunuz, ancak şunu da bilin ki, onu görünce daha da iyileşeceğim. Aslında dün geceden bu yana, gözlerim onda. Onu bana getirin, yemin ederim, hiçbir şey yapmayacağım yalnızca onunla konuşacağım. Ta Montferney'den getirtilen kızımı neden görmüyorum sanki? Hiç de öfkeli değilim. Çok mutlu olacağımı biliyorum, bütün gece çok güzel rüyalar gördüm. Beyaz, melek yüzlü, bana gülümseyen güzel kızları gördüm. İyileştiğime göre artık ateşim de yok. Doktor bey ne olur Kozet'i getirin, kızımı bana gösterin. Bu arada yanında oturan M. Madlen'in bir soru yağmuruna tutmak geri kalmıyordu. — İyi bir yolculuk yaptınız mı Vali bey? Oh onu bana getirmekle ne büyük iyilik ettiğinizi bir bilseniz? Onun nasıl olduğunu söyleyin, kendisi nasıl? Yolda yorulmadı ya? Ah ne yazık ki beni tanımayacak bile, ondan ayrılalı ne çok oldu. Çocuklar kuşlar gibidir, bugün birşey düşünür, ertesi günü unutur bile. Üstü başı derli toplu mu? Beyaz çamaşır var mı? Şu Tenardiye'ler, ona iyi bakmışlar mı? Vali bey kızımı güzel buldunuz mu? Kızım güzel değil mi? Şu posta arabasında kimbilir, ne kadar üşüdünüz? Onu bir saniye görebilsem. Madlen onun... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkyedi

47 — Ah siz miydiniz Vali bey? Adam kısık bir sesle, sordu: — Zavallı kadıncağızın durumu nasıl? — Şu anda iyice sayılır, ama bizi bir hayli korkuttu, dün doktor kendisinden ümidi bayağı kesmişti. Kadın dilinin döndüğü kadar Valiye durumu anlattı. Birgün önce çok ağırlaşmış olan Fantin'in birden, Valinin kızını getirmeye gittiğini düşünerek sevinçten iyileşmeye yüz tuttuğunu ekledi. Kadıncağız Valiye soru sormadı fakat onda, bir başkalık sezmişti. — Bütün bunlar güzel, dedi adam. İyi ki onun bu inancını baltalamadınız. — Fakat uyanıp da kızını göremezse, ona ne diyeceğiz? — Tanrı bize yardım eder. Hemşire kısık bir sesle: — Olabilir, dedi. Fakat yine de yalan söyleyemeyiz. Etraf iyice aydınlanmıştı birden M. Madlen'in yüzüne bakan hemşire Semplisi, haykırdı: — Aman Yâ Rabbim, size ne oldu böyle? Saçlarınız bembeyaz olmuş. — Beyaz mı? diye sordu adam. Hemşire Semplisi'nin aynası yoktu. Doktorun bıraktığı alet çantasından küçük bir ayna çıkartıp Valiye uzattı. M. Madlen ölülerin nefeslerini kontrol için kullanılan bu aynayı aldı, kendisine uzun uzun baktıktan sonra: — Ya, dedi. Bu sözü ilgisiz bir sesle sanki başka birşey düşünür gibi söylemişti. Rahibe bütün bunların ardında bilinmeyen ürkütücü bir şey sezmiş gibi ta iliklerine kadar donduğunu hissetti. Madlen sordu: — Onu görebilir miyim? Hemşire soru sormaya korkar gibi, kekeledi: — Vali Bey onun kızını getirtmeyecek misiniz? — Elbette getirteceğim, fakat bu en azından iki üç gün sürer. Hemşire çekingen bir sesle: — O halde bu süre içinde sizi görmemesi çok daha iyi olur. Hiç değilse,... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkaltı

46 Başka bir ad altında gizlenmiş, zengin olmuş, Vali olmuştum, namuslular arasına katılmak istiyordum, ne yazık ki kısmet değilmiş. Tüm hayatımı burada anlatacak değilim, fakat günün birinde öğrenirsiniz. Evet o saygıdeğer Piskoposun gümüşlerini çaldığım doğru, küçük Jerve'nin yolunu kesip parasını aldığım da doğru. Jan Valjan'ın çok kötü ve tehlikeli bir sefil olduğunu söyleyenler yanılmadılar. Ne var ki, belki de tüm suç onda değildi. Dinleyin beni, Başkan bey, sözlerime kulak verin jüri heyeti benim kadar alçalmış bir adamın sosyeteye verecek öğüdü yoktur belki, fakat beni bu denli düşüren sizler oldunuz. Bir ekmek —aç kalan yeğenlerim için tek bir ekmek— çalmak yüzünden tam on dokuz yıl süründüm zindanlarda. Orada daha da kötü oldum. Hapse girmeden önce akılsız ve sersem köylüydüm. Beni hapishane hayatı değiştirdi, budalalıktan sıyrılıp kötü oldum. Daha sonra haksızlığın ve sertliğin böyle kötüleştirdiği adamı, iyilik kurtardı. Evet bugün arlık Meleklerin arasında yerini almış olan "Monsenyör Bienvenü Myriel'in" anlayışı değiştirdi beni. Onun sayesinde dürüst bir adam oldum ve yine onun sayesinde bugün, bir masumu kurtarmak için, burada bulunmaktayım. Evimde ocağın külleri arasında küçük Jerve'den çalmış olduğum kırk metelik madenî parayı bulabilirsiniz Fakat hepiniz baş sallıyor M. Madlen aklını oynattı diyorsunuz. Ah Tanrım, hiç kimse beni tanımayacak mı? Ah keşke Javer burada olsaydı, o beni tanımakta gecikmezdi. Bu sözleri insanın ta içine işleyen, içten ve hüzün dolu bir tondan söylemişti. Birden kürek mahkûmlarına döndü: ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkbeş

45 hayatına, özgürlüğüne mal olabilir. Bir sözünle, onun kaderini değiştirebileceğinizi unutmayın. Sanık ayağa kalkın, Breve sanığa iyice bakın ve hatıralarınızı iyice toplayın, bu adam sizin eski zindan arkadaşınız Jan Valjan mı? Evet mi, hayır mı? Breve tanığa baktı, sonra başkana dönerek: — Evet Reis bey, dedi. Aslında onu ilk tanıyan ben oldum. İddialarımda ısrar ediyorum. Bu adam Jan Valjan'dır. 1796 yılında Tulon cezaevine girdi ve 1815 yılında çıktı. Ben de ondan bir yıl sonra serbest bırakılmıştım. Onu kuşkusuz tanıdım. — Oturun, dedi Başkan. Sanık siz ayakta bekleyin. Şenildiyö getirildi. O ömür boyunca ceza yemişti, kırmızı kazağı ve yeşil bonesi bunu açıklıyordu. Tulon cezaevinde, tutukluydu. Buraya tanıklık etmesi için getirilmişti. Aşağı yukarı elli yaşlarında kara kuru ufak yapılı bir adamdı. Gözlerinden sonsuz bir kudret seziliyordu. Başkan az önce Breve'ye söylediklerini ona da tekrarladı. Kendisinden tanığı tanıyıp tanımadığını sordu. Şenildiyö şeytani bir kahkaha ile cevap verdi: — Tanımaz olur muyum hiç? Beş yıl aynı zincire bağlı yaşadık. Hey neden somurtuyorsun dostum? Bana kafa tutma. — Yerinize oturun, dedi Başkan. Öteki mahkûm Koşpay getirildi. O da Pirene dağlarının bir köyünde doğmuştu, aslında dağ ayısını andıran görüntüsü vardı. Başkan ona da aynı soruyu tekrarladı. Koşpay: Evet bu herif Jan Valjan'dır, dedi. Buna kalıbımı basarım. Halin çok güçlü olduğundan onu Kriko Jan diye çağırırdık. Sanık aptallaşmış gibi, bu suçlamaları dinlemişti. Nihayet başkan kendisine: — Sanık duydunuz, bu suçlamalara karşı vereceğiniz bir cevap var mı? diye sorduğunda adam: — Valla bundan iyisi, can sağlığı, dedi. Adamın hapı yuttuğunu anlamak için kâhin olmak gerekm... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkdört

44 "Moruk, bunak" diye hor görürler. Patronlar beni yaşlı bulduklarından, bana kıt gündelik verirlerdi. Bu arada kızıma da bakıyordum. O tazecik de ırmakta çamaşır yıkardı. İkimiz kazandıklarımızı ekleyerek zar zor geçinirdik. Kışta, kar kıyamette, bütün gün yarı beline dek su içerisinde çamaşır yıkardı. Bir ara "Kızıl Çocuklar" çamaşırhanesine girmişti, orası kapalı yerdi, hem de kaynar su musluklardan akarmış. Orada üşümezdi. Bu kez de kaynar su buharı gözlerini bozdu. Akşamın yedisinde girerdi yatağına ne kadar da yorulurdu. Kocası da döverdi onu. Öldü kızcağızımız, dayanamadı bu kadar cefaya. Hiç de mutlu olmadık sayılır. Ne kadar uslu bir kızdı hiç ziyanı yoktu, baloya bile gitmemişti gençliğinde. Hiç unutmam bir karnaval yortusunda geceleyin saat sekizde yatmıştı. Evet inan olsun yalanım yok, bir sorsanız yeter. Ancak neye ve kime soracaksınız ki? Paris bir uçurum gibi yutar oturanları. Kim kime, dum duma? Kim hatırlar Şampamatyö Babayı? Evet bir kez Mösyö Balu'dan sorun beni. Benden ne istersiniz ki, alıp veremediğiniz ne var ki? Adam susup bekledi. Bütün bu sözleri kısık acı ve hırslı bir sesle sıralamıştı. Saf ve vahşi bir öfkeye kapıldığı anlaşılıyordu. Sustuğunda dinleyiciler kahkahalarla gülmeye başladılar. Sanık da ne olduğunu anlamadan onların gülüşlerine katıldı. Tam o sırada, sabırlı ve iyi bir insan olan mahkeme başkanı, sesini yükseltti. Jüri heyetine sanığın eski patronu, Bay Balu'nin bulunmadığını hatırlattı. İflâs eden eski arabacı, atölyesini kapatmıştı. Daha sonra sanığa yeniden sordu: — En ciddi suçlamalarla karşı karşıyasınız iyi düşünün ve bana cevap verin. Önce Piyeron'un meyve bahçesinin çitini kırıp içeri gir... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırküç

43 yürüyordu. Danıştay odasına tekrar girdi. İlk gözüne çarpan şey, duruşma salonuna açılan kapının bakır yuvarlak tokmağı oldu. Bir kaplanın karşısında ürken bir koyun gibi ürkek bakışlarını bu tokmağa dikti. Arada birkaç adım atıyor kapıya yaklaşıyordu. Sonra kendisinin de nasıl olduğunu anlamadan birden çevirdi tokmağı. Kapı açıldı. Duruşma salonundaydı artık. Bir köşede cübbeleri aşınmış bezgin bezgin esneyen yargıçlar tırnaklarını kemiriyorlardı. Seyircilerin çoğunluğu paçavralar giymiş bir kalabalıktı. Avukatlar, dürüst ve haşin yüzlü askerler, duruşmayı izlemekteydiler. Onun salona girmesi kimsenin dikkatin çekmemişti. Mumların aydınlattığı tahta bir sıranın üzerinde iki jandarma erinin ortasında, bir adam oturuyordu. Bu, işte o adamdı. Onu aramadan gördü, sanki o yüzü önceden tanır gibi gözlerini ona dikti. Sanki kendisini görüyordu. Evet bu adamın ifadesi yıllar önce onun yüzünü saran ifadeydi. Kalbinde kin ve nefret, sekiz yıl önce Diny'ye girdiğinde o da tıpkı şu karşısındaki sanık gibi korkunç bir görünüşteydi. Evet, tam on dokuz yıl, kürek mahkûmluğu sürdüren bir sabıkalının korkunç düşünceleri böyle tiksindirici bir yüz yaratırdı. Ürpererek düşündü. "Aman Yâ Rabbim, yine mi buna benzeyeceğim?" Birden kıpırdandı, yanındakiler sanki kendisine yer vermek ister gibi geri çekildiler. Mahkeme başkanı, gelenin Vali Madlen olduğunu görerek, onu başıyla gülümseyerek selâmladı. Kendisini önceden tanıyan savcı da, saygıyla başını eğdi. Oysa hiçbir şeyin farkında değildi, sanki büyülenmiş gibi bakıyordu çevresine. Yargıçlar, mahkeme yazmanı, jandarmalar, ger&c... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırkiki

42 — Demek biçarenin kimliği ispat edildi? Avukat iyice afallamışti: — Neler söylersiniz dostum, dedi. İspatlanacak kimliği de nereden çıkardınız, suç bal gibi meydanda, iş çok basitti. Esasen canavar karı çocuğunu boğduğunu itiraf etti. Onu ölünceye dek mahkûm ettiler. — Ya demek suçlu bir kadındı? — Elbette. Limozen adında günahkâr bir kız evlilik dışı çocuğunu kendi eliyle öldüren bir sefil. Siz neler anlatmak istersiniz? — Hiçbir şey bilmiyorum, ama duruşma bittiğine göre, salon neden aydınlık? — Bu da iki saat önce başlayan başka bir duruşma. Korkunç suratlı bir herifin, eski bir pranga mahkûmunun davası. Herif budala rolü oynuyor boş yere, o adam olmadığına da ısrarla direniyor, oysa onu bir görmek, ne mal olduğunu anlamaya yeter. Onun da az sonra prangaya yollanacağına kalıbımı basarım. — Mösyö, salona girmek mümkün mü? — Sanmam içerisi tıklım tıklım, fakat oturuma azıcık ara verildi bir deneyin. Avukat yanından ayrıldı. Birkaç dakika içinde o bir yığın heyecan tatmıştı. Adamın lafları buzdan iğneler ve ateşten korlar gibi kalbini deliyordu. Henüz her şeyin bitmediğini öğrenince rahat bir nefes aldı. Fakat bu ferahlamanın, neden ileri geldiğini şu anda, kendisi de bilmiyordu. Seviniyor mu, yoksa üzülüyor muydu? Koridorda konuşanlara rastladı, söylenenleri dinledi, sanık elma çalmakla suçlanıyordu, ancak daha bunu bile ispat edememişlerdi. Aslında bir zamanlar onun Tulon cezaevinde ağır kürek mahkûmlarının arasından yatmış olması başını belâya sokuyordu. Soruşturma bitmiş, tanıklar dinlenmişti. Mahkûmların üçü de Breve, Şenildiyö ve Koşpay, sanığın yıllar önceki hücre arkadaşlarından Jan Valjan o... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti kırk

41 hayatımızın, kara atı, birden durur ve peçeli ve bilinmeyen birinin atı gölgelerde süzülerek uzaklaştığını dehşetle görürüz. Gün batımı yaklaşmıştı, okuldan çıkan çocuklar yabancı yolcunun kasabaya girdiğini gördüler. Adam henüz sınırın dışına çıkmıştı ki yolda çalışan bir işçi başını kaldırarak: — Atınız pek yorgun görünüyor, dedi. Yoksa Aras'a mı gidiyorsunuz? — Evet. — Bu tempoda giderseniz geceleyin yolda kalırsınız. Yolcu atını durdurarak sordu: — Araş buraya kaç fersah çeker? — En azından yedi. — Fakat nasıl olur? Yol haritası beş fersah gösteriyordu. — Evet, ancak ana yol onarılıyor, bundan böyle, bir çeyrek sonra soldaki Karensy yoluna sapıp, ırmak boyunu izleyeceksiniz, yol da uzayacak. — Fakat ben buraların yabancısıyım yolumu kaybederim. — Bakın beyzadem; dedi işçi. Haddim olmayarak size bir akıl vereyim. Atınız yorgun, gelin Tink'e dönüp, geceyi handa geçirin yarın erken yola koyulursunuz. — Olmaz, bu gece Aras'a varmalıyım. — Öyleyse yine hana dönün ve başka bir at alın, seyis size kestirme yolları gösterir. Adam işçinin öğütlerini tuttu. Yarım saat sonra, yanında atın seyisi aynı yoldan son sürat geçtiler. Artık kaybedecek vakti olmadığını anlamıştı. Gece iyice bastırmıştı, yol gittikçe bozuluyordu, hendeklere bata çıka ilerliyordu. Yolcu, seyise: — Hızlı sür, bahşişini iki katına çıkartırım, dedi. Tam o arada bir çıtırdı duyuldu, arabanın falakası kırılmıştı. Seyis: — Beyim bu durumda yola devam etmek tehlikeli olur. Tink'e dönüp konaklayalım, yarın sabah gün doğmadan yola çıkarız. Yolcu sordu: — Bıçağın ve azıcık ipin var mı?... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzdokuz

39 — Hayır, cevabını verdi. — Arabacı sizi almaya geldiğini söyledi. — Hangi arabacı? — Atları kiralayan Mösyö Skofler'in yolladığı arabacı. Birden zihninde bir şimşek çakmıştı, yüzü karmakarışık oldu. İhtiyar hizmetçisi o anda onu görse korkardı. Uzun bir sessizlik oldu. Adam önüne bakıyor, ihtiyar kadın kapının arkasında bekliyordu. Nihayet kadın yeniden sordu: — Vali Bey, arabacı cevap bekler? — Geliyorum, beklesin hemen iniyorum. II Araş posta arabaları imparatorluk devrinden kalma modası geçmiş, aşınmış arabalardı. O gece Montröy sür Mer istikametine gelen bir posta arabası, bir kavşakta iki tekerlekli bir araba ile çarpışmıştı. Bu küçük arabada, paltosuna sarılmış orta yaşlı bir erkek vardı. Araba bir hayli hırpalanmış, posta arabasının sürücüsü yolcuya durmasını öğütledi, ancak yabancı adam onu dinlemeden yoluna devam etti. Böyle acele yoluna devam etmek isteyen bu yolcu acınacak bir adamdı. Nereye gidiyordu, bilemezdi? Neden acele ediyordu? Onu da bilmiyordu. Herhalde Aras'a gidiyordu, belki de başka yere gidiyordu. Bir uçuruma saplanır gibi dalmıştı bu karanlık geceye. Kendisini iten bir şeyin, varlığından haberli idi. Aslında daha henüz hiçbir karar almamıştı. Neden gidiyordu Aras'a? Sonuç ne olursa olsun, duruşmada bulunmak, kendi yerine mahkûm edilecek adamı görmek istemişti. Evet belki o sefil hırsızı gördükten sonra onun yerini almadığını anlayarak daha da rahatlayabilirdi. Kaderine hakim olduğunu bilmek kendisini güçlendiren bir düşünceydi. Aras'a gitmese de olurdu. Yine de gidiyordu. Bu arada atını kamçılıyor, arabasını daha hızlı sürmeye çalışıyordu. Gün doğarken açık kırlarda olduğunu gördü. Montrey sü... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzsekiz

38 Gümüş şamdanları aldı. Gümüşleri eritecek, onlardan bir külçe yapacak kadar ateş vardı ocaktı. Ateşleri gümüş şamdanlarla karıştırdı. Bir dakika sonra, onları da alevlerin içine atmıştı. Birden "Bir ses duyar gibi oldu: — Jan Valjan... Jan Valjan... Saçları dimdik oldu, korkunç birşey duyan birisine benzedi, ses haykırmasına devam ediyordu: — Evet evet yaptıklarını tamamla, şu şamdanları da erit bu anıyı da yok et. Piskoposu unut, her şeyi unut, bırak şu Şampamatyö senin yerine ceza giysin. Ne de olsa, herif ihtiyarın biri, kendisinden ne istediklerini' bile anlamayacak kadar sersem. Lânetli adının, mahvettiği bir masum daha, o senin yerine zindanlarda çürüsün. Sen namuslu adam rolüne devam et. Vali Bey olarak kal, saygıdeğer ve sevilen Vali. Kentini kalkındır, yoksulları doyur, yetimleri yetiştir, mutlu olarak yaşamına devam et. Sen burada keyif çatarken bir başkası senin yerine kırmızı kazak sırtında kürek sallasın. Evet oldu bile, ah sefil... Alnından terler akıyordu, şamdanlara çılgın gözlerle baktı. Oysa ses devam ediyordu: — Jan Valjan çevrende seni takdis eden pek çok sesler yükselecek. Ne var ki kimsenin asla duyamayacağı bir ses, karanlıkta seni daima rahatsız edecek. Ancak şunu da unutma ki, bu hayatın sonu geldiğinde, Tanrı’nın huzuruna çıktığında beraberinde ancak seni lanetleyecek o sesi götüreceksin. Birden bu son sözleri öylesine belirli olarak duydu ki, bir başkasının odada konuştuğunu sanarak, etrafına bakındı. Dehşetle sordu: — Kim var burada? Daha sonra bir budalanın kahkahasına benzeyen, bir gülüşle: — Ne kadar sersemim, dedi. Kim olacak benden başka... Oysa bir başkası daha vardı. Ancak bu başkasını insanoğlunun gözleri göremezdi. Şamdanları şöminenin &u... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzyedi

37 Aslında cehenneme düşmekle iyice kurtulmuş olacaktı. Evet bunu yapmalıydı. Bunu yapmadığı takdirde hiçbir şey kazanmamış sayılırdı. Sekiz yıllık gayretlerinin hepsi boşa giderdi. Şu anda Jan Valjan karşısında piskoposu görüyordu sanki. Ölmüş olan Monsenyör Bienvenü ona sitem dolu gözlerle bakıyor, pranga mahkûmu Jan Valjan'ın saygıya lâyık bir adam olacağını kendisine fısıldıyordu. Evet belki insanlar onun maskesini görüyorlardı, ama Piskopos onun gerçek yüzünü biliyordu. Evet Aras'a gidecek, sahte Jan Valjan'ı kurtarmak için kendisini ele verecekti. Bu şimdiye kadar yapmış olduğu fedakârlıkların en büyüğü idi, fakat bunu yapması gerekiyordu. Bu aşılacak son adımdı. Acı kader, ancak insanların gözünden düşerek Tanrının katında yükselebilecekti. — Oldu, diye mırıldandı. "Vazifemizi yapalım, şu zavallıyı kurtaralım." Farkında olmadan yüksek sesle konuşmuştu: Hesaplarını düzene koydu, yoksul tüccarların borçlarının yazılı olduğu, bazı evrakları ateşe attı. Bir mektup yazdı üzerine şu adresi karaladı: "Mösyö Dafitte Benker. Artuva caddesi — Paris —" Onun bu işleri yaptığını görenler, içinde kopan fırtınalardan şüphe bile etmezlerdi. Rahatlamış göründü, sonra kafasında bir şimşek çaktı. Birden Fantin'i hatırlamıştı. Çevresindekilerin aniden değiştiğini gördü "Fakat şimdiye kadar yalnızca kendimi düşünmüştüm" diye söylendi, gidip teslim olup olmamak, yalnızca benim şahsımı ilgilendiren bir tutumdu, oysa şu anda, bunun bir bencillik olduğunu anlıyorum. Biraz da başkalarını düşünsem? Ben gidip, adımın Jan Valjan olduğunu söyledim. Ne olacak? O mahkûm serbest bırakılacak, yerine beni kodese tıkacak... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzaltı

36 onarmak için, kasabadan geçen bütün Savuyalı çocukları geri çevirmesini adet edinmişti. Bütün mübarek kişiler gibi, ilk görevinin kendisini korumak olmadığını biliyordu. Ne var ki, talih kendisine güler yüz göstermiş ve yıllar yılı kimsenin ondan kuşkulanmak aklına bile gelmemişti. Piskoposun etkilediği bu mükemmel adamın, hiç düşünmeden kendisini gidip teslim etmesi beklenirdi. Fakat böyle olmayacaktı. Önce Jan Valjan kendisini korumak isteğiyle yanıp tutuştu. Bütün gününü sakin geçirmesine rağmen Javer'in anlattıkları ruhunda korkunç fırtınaların kopmasına sebep olacaktı. Bir ara ne yapacağını düşünemedi bile, kafası iyice karışmıştı. Her zaman yaptığı gibi Fantin'i yoklamaya gitti, sırf kadıncağıza acıdığından ziyaretini uzattı, birkaç günlük uzaklaşacağını düşünerek onu hemşirelere emanet etti. Daha sonra herhalde Aras'a gitmesinin gerekeceğini düşünerek bu yolculuk için bir araba kiraladı. Ancak daha henüz gitmeye kesin bir karar vermiş değildi. Oldukça iştahlı yemeğini yedi. Odasına çekilince derin derin düşünmeye başladı. Durumu inceledi ve çok acayip buldu. Birden yerinden kalkarak odasını kilitledi, sanki dışarıdan gelecek bir tehlikeye karşı koruyordu kendisini. Az sonra mumunu üfledi, aydınlık kendisini rahatsız ediyordu, sanki birisi gözetliyordu onu. Ne yazık ki, kovmak istediği kendi vicdanı idi. Vicdanı daha doğrusu Tanrı... Önce kendisini aldatmaya çalıştı, başını elleri arasına alarak şöyle düşündü: — Neredeyim? Yoksa düş mü görüyorum? Bana ne dediler? Javer'i görüp onunla görüştüğüm gerçek mi? Şu Şampamatyö de kimin nesi? Demek bana bu kadar benziyor... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzbeş

35 O gün yine zavallı Fantin'in, ateşi yükselmişti, Valiyi görür görmez sordu: — Ya Kozet? Adamcağız gülümseyerek cevap verdi: — Gelmesi yakın. M. Madlen, Fantin'le her zamanki gibi görüştü. Ancak genellikle yarım saat onun yanında kalan adam bu kez tam bir saat kaldı. Fantin de buna çok sevinmişti doğrusu. Vali, hastasının yanından ayrılırken onun hiçbir şeyinin ihmal edilmemesi için tekrar tekrar uyanlarda bulundu. Bir ara çok üzgün ve düşünceli durduğunu farketmişlerdi, fakat doktorun kendisine hastanın çok ağırlaştığını söylemesine verdiler, bunu. Daha sonra Vali, vilâyete döndü. Odasını temizleyen hademe, onun uzun bir süre haritaları incelediğini hayretle gördü. Bir kâğıdın üzerine kurşun kalemle birşeyler de karalamıştı. Daha sonra Vali Beyimiz, kentin uzak bir mahallesinde bulunan at ve araba kiraya veren bir Felemenk tacirin evine uğradı. İki tekerlekli bir arabayla, bir at kiraladı ve bunların birkaç saat sonra, yani ertesi sabahın henüz dördünde kapısında bulunmasını söyledikten sonra dışarı çıktı ve birkaç dakika geçmiş geçmemişti ki Felemenk ustanın kapısı yeniden çalındı. M. Madlen, geri dönmüştü, kaygısız bir sesle sordu: — Mösyö Skofler, bana kiraladığınız at ve arabanın değeri sizce ne kadar eder? — Yoksa Vali Bey arabayı benden satın almak mı isterler? Şişko Felemenk gülerek, sormuştu bu soruyu. — Hayır fakat, ne olur ne olmaz, belli değil, size bir garanti vermek isterdim. Sizce iki tekerlekli bir arabayla, onu çekecek atın fiyatı ne kadar eder? — Aşağı yukarı beş yüz Frank, Mösyö. — Buyurun. M. Madlen masa üzerine bir banknot bıraktıktan sonra, dışarı çıktı. Felemenk buna ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzdöt

34 istediniz, yerinizde kalmanızda özellikle ısrar edeceğim. Javer soğuk, fakat dürüst gözlerini Vali'ye dikti, kısık bir sesle anlatmaya başladı: — Hayır Vali Bey ben bunu kabul edemem. Gerçi haksız yere sizden şüphelendim, fakat bu bir suç sayılmazdı. Nihayet insan aldanır, ama elimde hiçbir delil olmadan, sırf öfkemi yenemeyerek, sizi itham ettim, buna hiç de hakkım yoktu. Sizin gibi saygı değer bir memuru, devletin en yüksek kademeli memurlarından birini bir pranga mahkûmu ile karıştırdım. Sizin kimliğinizde, otoriteye hakaret etmiş oluyorum. Eğer benim emrimde çalışanların biri, böyle davransaydı, onu derhal işinden attırırdım. Bakın Vali Bey görevim sırasında, çoğu zaman sert olduğum söylenir, fakat asla haksızlık etmedim bir başkasına uyguladığımı kendime de uygulamazsam, doğruluğum nerede kalır? O zaman ben yalnızca başkalarını cezalandırmış, kendisini bağışlamış bir sefil olurum. O zaman diğerleri benim için sahtekâr Javer, diyebilirler ve buna hak da kazanırlar. Hayır Vali Bey, ben iyilik istemem, sizin aşırı iyiliğinizin zararlarını ben idrak ediyorum. Bir kentsoyluyu tahkir eden bir sokak kadınını bağışlamak, sosyetenin yıkılması için çıkartılan birinci taş sayılır. İşte böyle tutumlarla, otoriteye karşı gelinir. Evet Vali Bey iyi olmak işten bile değil, mesele doğruyu seçmekte. Ah şunu da iyi bilin ki sizin gerçekten o pranga mahkûmu olduğunuzu bilsem, sizi asla bağışlamazdım. Başkalarına gösterdiğim sertliği, kendime göstermek zorundayım, beni anlayın. Kaç kez, canileri cezalandırırken, bir hata işlediğimde kendime karşı yumuşak davranmayacağımı da tekrarladım. İşte fırsat geldi, ben de suçlu sayılırım, kendimi cezalandıracağım, hepsi bu kadar. Evet Vali Bey, otoritenin bozulmaması için ben bir örnek olmalıyım, polis ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzüç

33 beri, izini kaybetmiştim, kim bilir, nerelerde gizleniyordu. Oysa ben her neyse öfkeme hakim olamayarak sizi ihbar ettim. Vali birkaç dakikadan beri, önündeki dosyayla oynuyordu, sakin bir sesle sordu: — Nasıl bir cevap aldınız? — Bana deli olduğumu söylediler. Ya? — Evet haklıydılar. — Bunu akıl etmenize sevindim. — Elbette, çünkü gerçek Jan Valjan yakalandı. M. Madlen'in elindeki kâğıt yere düştü Javer'i derin bir bakışla süzdü sonra birden içini çekti: — Ya! Javer anlattı: — Bakın Vali Bey olay şöyle oldu: "Kasabamıza yakın köylerin birinde çok sefil bir adam var, ona Şampamatyö Baba derler. Kimsenin aldırmadığı zavallı bir sefil. Böylelerinin neyle yaşadıkları bile bilinmez. Birkaç zaman önce güz aylarında Şampamatyö Baba tutuklanmıştı, galiba komşu çiftliklerin birine elma ya da şıra çalmak için girerken onu duvarda yakalamışlar. Bunun için de kodese tıkmışlar, bu kadan bir şey değil, birkaç hafta ceza ile kurtulabilirdi. Fakat Tanrı'nın işine bakın Vali Bey, cezaevinde onarım yaptırmak gerektiğinden, uygun buldu. Oysa, orada bir eski pranga mahkûmu varmış. Herif uslu durduğundan, onu gardiyanlık görevine yükseltmişler. Şampamatyö'yü görünce, Breve haykırmaya başlamış: — Hey ben bu herifi tanıdım sen Jan Valjan değil misin? Oysa Şampamatyö bir şey anlamaz pozunda: — O da nesi? Ben Jan Valjan adında birini tanımam, diye direne dursun, durum aydınlanmış. Şöyle bir otuz yıl kadar önce, bu Şampamatyö'nün Faverol kazasında çiftçilik yaptığı meydana çıkmış, sonradan izini kaybetmişler." Oysa Jan Valjan zindana girmeden önce ne iş yapardı? Toprakta çalışan bir ç... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuziki

32 bir soysuzdu. Bu arada Fantin bir türlü iyileşmiyordu. Nihayet Madlen Baba, kararını verdi: — Kozet'i gidip, ben getireceğim, dedi. Fantin'in yazdırdığı şu satırları, hasta kadına imzalattı: "Mösyö Tenardiye. Kozet'i bu pusulayı getiren beye teslim edin. Borçlarınız ödenecektir, sizi saygıyla selâmlarım. Fantin." Ne yazık ki tam bu arada bir aksilik çıkacaktı. Ne yaparsak yapalım kaderimizi asla değiştiremiyoruz, talihimizin kara damarı, yine bir yerden karşımıza çıkıyor. M. Madlen bir sabah çalışma odasındayken kendisine Javer'in geldiğini bildirdiler. Bu adı duyan M. Madlen acayip bir hissin etkisine kapıldı. Olay gecesinden bu yana ikisi de karşılaşmamışlardı. — İçeri alın, dedi. M. Madlen, şömine yanında masa başında oturuyordu, elinde kalemi, önündeki dosyayı inceliyordu. Javer için, yerinden kıpırdamadı. Javer odanın ortasına kadar ilerledi. Javer ruhi bir sarsıntı geçirdiği yüzünden okunuyordu. Alında dürüst, vicdanlı ve vazifesine bağlı bu adamın büyük bir heyecana kapıldığını anlamak işten bile değildi. İçeri girince Vali Madlen'in önünde, derin bir saygı ile eğildi. Şu anda disiplinli bir askerin sabırlı tutumuyla bekliyordu. Üzgün yüzünden, hiçbir ifade okunamazdı. Nihayet Vali kalemini hokkaya koyarak sordu: — Hoş geldiniz Javer, ne var? Javer bir süre düşünür gibi bekledi, sonra kederli sesini yükseltti: — Onarımı imkânsız bir hata yapıldı, Vali Bey. — Nasıl bir hata? — Otoritenin alçak kademesindeki bir memur, amirine karşı büyük bir saygısızlıkta bulundu. Görevim olduğundan, bunu size bildirmeye geldim. M. Madlen sordu? — Kim bu adam? — Ben. — Siz mi? — Evet ben. — Sizden şi... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuzbir

31 geçmen gerekliydi. Adam derin derin içini çekti, oysa Fantin, ona gülümsüyordu. Dişsiz ağzıyla acıklı bir gülüştü bu. O akşam, Javer yazmış olduğu bir mektubu Paris'e postala-mıştı. Mektup şu adresi taşıyordu: "Polis Müdürü Mösyö Şabuye." O akşamki olay bir hayli gürültü yapmıştı, postanede çalışan kadın ve birkaç kişi adresi görünce, Javer'in yazısını tanıdılar. Onuri istifa etrmek istediğini sandılar. M. Madlen, derhal Tenardiye'lere bir mektup yolladı. Fantin'in onlara yüz yirmi frank borcu birikmişti, Vali onlara üç yüz frank göndererek, çocuğu derhal Montrey sür Mer kasabasına getirmelerini tembih etti. Hasta anası kızını istiyordu. Bu havadan gelen para Tenardiye'nin gözünü kamaştırmıştı. Bu işte büyük kâr olacağını sezmişti. Karısına: — Bana bak kaşık düşmanı, dedi. Kızı yollamayacağım, dur bakalım şu sıska serçe, altın yumurtlayan bir tavuk olmak üzere. Bana kalırsa budalanın biri, anasına abayı yakmış olacak. Derhal bir mektup yazarak beş yüz franklık bir hesap pusulasını da ekledi. Bu pusulada üç yüz franklık ilâç, iki yüz franklık da hekim masrafları yazılmıştı. Aslında, bunlar kendi kızlarının hastalığında ettikleri masraflardı, çünkü Kozet hasta olmamıştı. Buna hile denmezdi, yalnızca bir ad değişimi. Tenardiye bu pusulanın altına yalnızca üç yüz frankı ödendi diye karaladı. M. Madlern derhal üç yüz frank daha gönderdi ve hemen Kozet'in yollanmasını istediğini de bildirdi. Oysa Tenardiye bir türlü çocuğu yollamak niyetinde değildi. Rahibeler, önce Valinin getirdiği bu kaldırım kadınını, hor görmüşler sırf sevap işlemek için ona bak... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti otuz

30 — Bu bana ait bir sorun. Hakaret beni ilgilendirir. — Hayır Vali bey, bu hakaret sizin şahsınızda Hükümet otoritesini ilgilendirir. M. Madlen: — Bana bakın Javer, dedi. İlk adalet vicdandır. Kadının anlattıklarını duydum. Ben ne yaptığımı biliyorum. — Görevim bana bu kadının altı ay yatmasını emreder. M. Madlen, tatlı bir sesle: — Beni dinleyin dostum, dedi. Kadın bir gün bile yatmayacak. Size kanunen seksen birinci maddesini hatırlatırım. 1799 yılının 13 Aralık ayında çıkartılan bu kanunda... — Vali bey izin verin. — Tek söz yok. — Oysa. — Çıkın dışarı. Javer, kurşun yemiş bir asker gibi dimdik bu darbeyi karşıladı. Valiyi yere kadar eğilerek selâmladı ve kapıdan çıktı. Fantin, kapıya yaslanmış, dehşet dolu gözlerle bu sahneyi izlemişti. Genç kadının ruhunda korkunç bir kasırga kopuyordu. İki zıt kudretin kendisi için çarpışmasına şahit olmuştu. Adamların ikisinin de ellerinde hayatı, ruhu ve çocuğu vardı. Bunlardan biri, onun karanlıklardan kurtarmak istiyor, diğeri uçurumlara fırlatıyordu. Heyecanı arasında, genç kadına bu adamlar dev gibi görünmüştü. Bunlardan birisi ifrit, diğeri koruyucu meleği gibi konuşuyordu. Oysa kendisine el uzatan kurtarıcı, kendisini hayata aydınlığa çıkartmak isteyen adam, o güne dek, nefret ettiği ve az önce suratına tükürdüğü Vali idi. Hakaret gören adam onu kurtarıyordu. Yoksa Fantin, aldanmış mıydı? Yoksa bütün inançlarını değiştirmesi mi, gerekiyordu. Artık hiçbir şey bilemiyordu. Tir tir titriyordu. Şaşkın şaşkın dinledi. M. Madlen'in sözlerini kalbini saran kin çemberinin eridiğini hissetti. Birden kalbine bir aydınlık doldu. Sevinç, güven ve sevgiyi yeniden tadacağına inandı. Javer dışarı çıkınca,... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmidokuz

29 silerek: "Bu kadını serbest bırakın," demesi onu büsbütün şaşırttı. Artık şaşacak şey kalmamıştı. Bir an dilsiz gibi durdu. Bu sözler Fantin'yi de çok şaşırtmıştı, birden çıplak kolunu kaldırarak düşmemek için sobanın anahtarına tutundu. Çevresine bakınarak, kendi kendine konuştu: — Serbestim ha? Demek beni bıraktınız? Bunu kim söyledi? Hayır, o söyleyemez yanlış duymuş olacağım. Bu canavar Vali demedi, değil mi? Evet siz söylediniz. Beni serbest bıraktıran sizsiniz, Mösyö Javer, iyi efendim benim. Evet sizin bana acıyacağını biliyordum. Her şeyi söyleyeceğim ve benim gitmeme ses etmeyeceksiniz, değil mi? Bu canavar Vali, bu kart hergele, beni işimden attırdı. Evet, her şeye o sebep oldu. Evet Mösyö Javer, ben fabrikada çalışıyor pekâlâ hayatımı kazanıyordum, günün birinde bu taş kalpli herif beni işten kovdurdu. Olur şey mi namuslu namuslu ekmeğini kazanan bir kadını işinden çıkarmak? Ondan sonra, iş bulamadım, para tükendi ve felâketler birbirini kovaladı. Aslında siz polis beyler, şu cezaevi müteahhitlerinin zavallı dikişçilere zarar vermesini önlemelisiniz. Gündeliklerimiz on iki metelikten dokuz meteliğe İndi. Bakın size bunu anlatayım: Gömlek dikerek günde on iki metelik kazanırken, iyi kötü yaşabiliyordum. Fakat gündelik dokuz meteliğe inince, ne yapabilirdim. Kozet için para göndermek gerekiyordu. Saçlarımı sattım, dişlerimi sattım, bundan böyle tek satacak vücudum kalmıştı. İşte bu yüzden kaldırımlara düştüm, küçük Kozet'imi beslemek için... İşte anladınız mı, bütün felâketime şu hain valinin sebep olduğunu. Evet belki o beyin şapkasını çiğneyerek ezdim, fakat o da karla ıslatarak elbisemi mahvetmişti. Biz zavallı kad... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmisekiz

28 kesilmişti, dehşetten titriyordu. Javer'i tanımıştı. Şık mirasyedimiz, bu fırsattan yararlanarak oradan uzaklaştı. Javer, seyircileri eliyle uzaklaştırdı ve peşinden sefil kadını sürükleyerek, koşar adımlarla, karakola doğru ilerledi. Fantin bir robot gibi polis şefinin peşinden yürüyordu. Seyirciler bu görüntüden çok keyiflenmiş kötü şakalar yaparak onları uğurladılar. Komiserlik, alçak tavanlı loş bir odaydı. Javer, kadınla birlikte içeri girdi. Fantin girer girmez, ürkmüş bir köpek gibi bir köşeye sindi. Nöbetçi çavuş, bir mum getirdi, Javer masa başına geçti bir-şeyler yazmaya koyuldu. İşini bitirdiğinde imzasını attı, kâğıdı katladı ve çavuşa uzattı: — Haydi yanına üç adam al ve kızı cezaevine götür. Daha sonra Fantin'e dönerek: — Altı ay yatacaksınız, dedi. Mutsuz kadın ürperdi, dehşete düşmüş gibi haykırdı: — Ne? Altı ay mı? Altı ay hapis mi yatacağım? Altı ay, günde yedi metelikle ben ne yaparım? Ya kızım, ne olacak? Kozet, zavallı Kozet'im. Fakat Tenardiye'lere daha yüz frank borcum var, bunu biliyor muydunuz Müfettiş Bey? Adamın çamurlu çizmeleriyle kirlenmiş taşların üzerinde sürüklenerek Javer'in dizlerine sarıldı: — Mösyö Javer, diye yalvardı, iyi kalpli Mösyö Javer, ne olur beni bağışlayın. Size yemin ederim ki, pek de haksız sayılmam. Siz görseniz bana acırdınız. Hiçbir şey yapmadığım halde, şu kentsoylu gelip sırtıma bir avuç kar attı. Oysa ben onu hiç tanımazdım bile. Ona bir kötülük yapmamıştım ki, neden böyle saldırdı? Birden kendimi kaybettim. Aslında ben biraz hastayım beyim, hem de durmadan beni kızdırıyordu, bana dişin yok, çirkinsin diyordu. Evet dişim olmadığını ben de b... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmiyedi

27 Aslında Tenardiye'lerin para koparmak için bir hilesiydi bu, Kozet hasta falan değildi. Fantin aynasını pencereden attı. Birkaç zaman sonra, ikinci kattaki geniş odanın aylığını ödeyemediğinden çatı kadında tavana açılan tek pencereli bir odacığa taşınmıştı. Bu tavan arasında başını eğerek yürüyor kendisini kollamasa kafasını kirişlere çarpıyordu. Zavallıcık kaderine baş eğdiği gibi odasında da sürünerek yürüyebildi. Karyolası da yoktu, paramparça bir şiltede yatıyor üzerine delik deşik bir örtü örtüyordu. Kırık bir saksıda büyüyen bir gül fidanı susuzluktan kurumuştu, başka bir köşede kırık bir ibrik bulunuyordu. Kışın bunun içindeki su da donardı. Fantin utanmasını unuttuğu gibi, kendisine bakmaktan da vazgeçmişti. Sefaletinin en son işareti başına geçirdiği kirli başlıklarıydı. Öylesine, kendisini bırakmıştı ki artık söküklerini bile dikmiyordu. Çorapları yırtıldıkça topuklarını yamalı ayakkabılarının içine çekiyordu. Borçlu olduğu esnaf yolunu kesiyor, durmadan kendisine hakaret ediyordu. Onlara sokakta rastlıyor evinin merdivenlerine kadar peşinden geliyorlardı. Geceleri düşünüyor, düşünüyordu. Gözleri ışıl ışıl, sırtında bıçak gibi bir sancı vardı. Çok öksürüyordu. Bütün kalbiyle Madlen Baba'dan nefret ediyor ve halinden asla sızlanmıyordu. Günde tam on yedi saat, iki büklüm dikiş dikerdi. Fakat cezaevinde tutuklu kadınları çalışma yöntemi uygulanınca gündelikleri de dokuz meteliğe inmişti, günde on yedi saat çalışmaya karşı ancak dokuz metelik. Acıma bilmeyen alacaklılar peşini bırakmıyorlardı. Hemen hemen bütün eşyalarını geri alan döşemeci ona durmadan: — Ne zaman paramı vereceksin ka... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yirmialtı

26 Öksürüğü hiç dinmiyordu, geceleri ateşleniyor, buz gibi terler döküyordu. Günün birinde Tenardiye ailesinden şöyle bir mektup aldı: "Kozet ateşlendi, bu kasabayı kırıp geçiren bir bulaşıcı hastalık. Çok pahalı ilâçlar gerekiyor, dolaylarda birkaç ölü oldu. Bir haftaya kadar bize kırk frank yollamazsanız, kızınızın ölüm haberini alırsınız." Fantin çılgına dönmüştü, kahkahalarla gülmeye başladı. İhtiyar komşusuna dert yandı: — Olur şey değil, bunlar galiba kaçırmış, kırk frank yani iki altın eder ben bu serveti nereden bulurum. Fakat merdiven başındaki pencere önüne giderek, mektubu tekrar tekrar okudu. Daha sonra merdivenlerden koşarak indi, durmadan gülüyordu. Hatta yolda rastladığı birisi, kendisine sordu: — Neden böylesine neşelisiniz? Sizi sevindiren, ne var ki? Fantin cevap verdi: — Ne olacak köylülerin bana yazdıkları bir şaka, benden kırk frank isterler budala köylüler. Kasabanın meydanından geçerken bir sürü halkın birikmiş olduğunu gördü. Acayip şekilli bir arabanın etrafını halk sarmıştı, arabanın içinde kırmızılar giyinmiş bir adam vaaz verir gibi, bağırarak konuşuyordu. Bu turneye çıkmış gezici bir dişçi olacaktı. Ahaliye takma dişler, dişi beyazlatacak ilâçlar teklif ediyordu. Fantin kalabalığa karıştı ve diğerleri gibi adamın saçmalarını gülerek dinledi. Birden dişçi, güzel kızı fark etti ve ona dikkatle bakarak: — Hey şurada gülen kız, dişlerin pek güzel, diye haykırdı. Şu öndeki iki dişini sat bana, iki altın alırsın. Fantin: — Olur şey değil, diye haykırdı. Dişsiz bir koca karı, bu konuşmayı duymuştu: — İki altın, tam kırk frank eder, dedi. Ne mutlu karılar var, şu dar dü... Devamı