13 04 2013

Roman Özeti - Akile Hanım Sokağı Özeti

Edebiyatımızın öncü kadın yazarlarından Halide Edib Adıvar, üretken kalemiyle yaşadığı çağın gerçekçi bir portresini çizmişti. Halide Edib Adıvar'ın 1958 yılında yayımladığı Âkile Hanım Sokağı, 1950'lerin İstanbul yaşamının canlı, eğlenceli bir panoramasını çiziyor. Nermin ve Tarık, daha birkaç yıl önce evlenmiş, Ankara'da sakin bir evlilik sürmektedirler. Tarık bir yurtdışı görevi nedeniyle Roma'ya gidince Nermin de İstanbul'a, eniştesinin Beyazıd Âkile Hanım Sokağı'ndaki konağına gidip onu orada beklemeyi uygun bulur. Âkile Hanım'ın konağıyla komşu olan bu ev, içinde birbirinden ilginç sayısız hikâye barındırmaktadır. Çağdaş Türkiye'nin değişen yüzü; modern yaşamın getirdiği yeni ilişkiler, dünyada fırtınalar estiren ve Türkiye'ye yeni yeni giren Rock'n Roll, striptiz, kadınların özgürleşmesi, kuşak farkları, giyim kuşam; modernizmin iyi yanlarına övgü, kötü yanlarına eleştiri. Halide Edib'in bu keyifli romanı her yaştan okurun ilgisini bekliyor. (Tanıtım Bülteninden) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Akif Bey Özeti

Anlaşıldı. Biz Sinop'ta düşmana teslim etmeyelim diye gemiyi yakmıştık ya, herkes bizi şehid oldu zannetmişler. Bunlar da duymuşlar. Şimdi yanlarına geldik, ölü görmüş gibi gönüllerine bir hüzün, bir dehşet çöktü. Gelin, gelin şuraya oturalım da Sinop'tan nasıl kurtuldum, herkesin ölü sandığı Akif nasıl karşınızda duruyor da hepinizle konuşuyor, size anlatayım. (Tanıtım Bülteninden) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Ağrıdağı Efsanesi Özeti

Bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han'a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal'in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir. "Yaşar Kemal Anadolu'nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi." - Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus) "Yaşar Kemal'in romanı Tolstoy'un çapına ve Dickens'ın canlılığına sahiptir." - Manchester Guardian, (İngiltere) "Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken." - Irish Times, (İrlanda) ''Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.'' -Sunday Telegraph,(İngiltere) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Aganta Burina Burinata Özeti

"Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler...Halikarnas Balıkçısı'nın hikaye ve romanlarıyla gelen bu tipler, sadece edebiyata ilk kez geldikleri için ilginç değildirler. Balıkçı, denize bağlı olarak, güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını kayıplarını, bunalımlarını, korkularını, ışığı kırar gibi kendiliğinden alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları göstermiştir. Balıkçı'nın ilk romanı olan Agata Burina Burinata, yazarın şiirli ve müzikli dilinin, doğa ve insan sevgisinin, tanıtım ve duygusal gücünün en güzel örneklerinden biridir. (Arka Kapak) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Açlık Özeti

Çocukluğunu İstanbul Darüleytamları'nda yaşamış, ilkokulu burada okumuştu. Şimdi Güzel Sanatlar Akademisi'nde okuyacaktı. Geçmiş günleri ve arkadaşlarını anımsadı. Onlardan birkaçını bularak eski günleri andılar. Yaz günleri hızla geçerken parası da tükenmişti. Bir başka şehirde görevli olan ablasından yardım gelene kadar otelden ayrılacak ve arkadaşlarında barınacaktı. Başka da çaresi yoktu. Ama arkadaşları da kendisi gibi beş parasızdılar. Günlük yaşamaya çalışıyorlardı. Günler geçmiş yardım gelmemişti. Moralini yüksek tutmaya çalışarak bir taraftan da sıkı şiirler yazmaya çalışmaktaydı. Günlerdir boğazından doğru dürüst bir şey geçmemiş sıcak bir yatak yüzü görmemişti. Gecelerini parklarda saklanıp yatarak geçirmeye çalışıyordu. Yürürken açlıktan ayakları yere basmıyor havada yürüyor gibi hissediyordu. "Yazdıklarımı yayınlatabilirsem belki birkaç kuruş elime geçer. Açlıktan bir iki gün kurtulurdum" diye düşündü. Ayakları, zor da olsa onu Servet-i Fünun Dergisi'nin kapısına kadar götürdü. Şimdi kapıda, içeri girip girmemekte ikilem yaşamaktaydı. Çok sevdiği İstanbul'un bu kadar acımasızlığının şaşkınlığı içindeydi. (Tanıtım Bülteninden) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Acımak Özeti

Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor. Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor. Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra'yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor. (Tanıtım Bülteninden) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Acılar Özeti

Türk yazınının ve Türk dilinin yetkin tarihçisi, yazar Agah Sırrı Levend'in, 1928'de eski yazıyla (Osmanlıca) yayımlanmış tek romanı Acılar, seksen dört yıllık sürenin ardından ilk kez Türkçe'de. Roman, 1920 yılının Mart ayında İtilaf Güçleri'nce işgal edilen İstanbul'u gerçek, yaşayan, can acıtan görünümüyle betimliyor. "Karşıda Boğaz'ın saf ve nazlı sinesi üstünde, morarmış ve çirkin bir leke gibi duran düşman gemileri göründü. O anda hissettim ki mazi ile atiyi ayıran derin bir uçurumun kenarındayım." (Arka Kapak) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Acı Gülüş Özeti

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Acı Gülüş ya da yazarın verdiği adla Tebessüm-i Elem romanı, gülmeceye en az yer veren yapıtlardandır. Bir mahalle baskınının belgesel anlatımıyla başlayan romanda, kendisinin geliştirdiği bencil yaşam felsefesinin peşinden koşan Kenan'ın, bir "aşifte"ye kapılarak mutlu yuvasını dağıtıp adım adım yok olmaya sürüklenişinin öyküsü anlatılmaktadır. Yazarın, okurunu her romanında olduğu gibi "yüksek bir felsefeye çıkarmayı" amaçladığı bu romanın sorunsalı, "kişinin başına gelen felaketlerin asıl nedeninin yine kendisi olduğu gerçeğidir. Okurken acı acı gülümseten bir roman... (Tanıtım Bülteninden) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - Acaibi Alem Özeti

A. Mithat Efendi'nin Acaib-i Alem (Dünyanın Olağanüstülükleri) adlı yapıtı, yazınımızda "gezi romanı", öteki adıyla "yolculuk romanı" türünün ilk ve en başarılı örneğidir. Subhi Bey ve yakın arkadaşı Hicabi Bey'in, dünyanın olağanüstülüklerini görmek amacıyla Kuzey Kutup dairesine yolculuklarını anlatan yapıt... (Arka Kapak) Devamı

13 04 2013

Roman Özeti - 1453 İstanbulun Fethi Özeti

"Kostantiniye'nin benim tarafımdan fetholunması takdir edilmiş ise, burçları taş ve topraktan değil, demirden olsa, ateşi hışmı kahr ile eritip, mum gibi yumuşak eylerim." -Fatih Sultan Mehmet- Dünya durdukça varolacak şehir İstanbul... Tarihin sırlı perdesi yeniden açılıyor. Aşkın gölgesinde soluklanan hayatlar, ihtiraslar ve hiç sönmeyecek bir mücadelenin öyküsü... İstanbul'un Fethi bir solukta okuyacağınız bir fetih destanı. Zamanın akışını durduran bir tarih 1453. Bizans'ın düştüğü, Fatih'in hükümranlığını tüm dünyaya kabul ettirdiği tarih. "Fetih sana müyesser olacaktır" müjdesini ruhunun derinliklerinde taşıyan Fatih'in tahta geçmesiyle birlikte yaşanan olaylar, Şehzade Orhan Çelebi'nin başına gelenler, İstanbul'un kuşatılması, Çandarlı Halil Paşa'nın Kostantiniye'deki gizli teşkilatı, Bizans entrikaları, atını dalgalara doğru süren bir padişahın inanılmaz ve bir o kadar da merakla okuyacağınız hikâyesi. Tarihi romanın öncü isimlerinden Feridun Fazıl Tülbentçi'nin kaleminden hiç eskimeyen bir Fatih ve Fetih romanı. Her satırında kendinizi tarih sahnesinde yeniden bulacaksınız. Büyüleyici ve heyecan dolu bir kasırga sizleri bekliyor. (Tanıtım Bülteninden) Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzyedi

137 — Siz bir budalasınız Mösyö, size gitmenizi kim emretti? "Haydi benden özür dile, boynuma atıl, ne duruyorsun?" Marius'in bu duygularını anlamadığını görerek, daha da sinirlendi, öfkesi daha da arttı: — Bana saygısızlık ettiniz, yıllardan beri ölüp kaldığımı sormadan, benden uzak keyif ettiniz. Bekâr hayatı yaşadınız, gece yarılarına kadar kadınlarla, kumarla, gönül eğlendirdiniz. Kim bilir belki borca da girmişsinizdir, benden borçlarınızı ödememi bile istemediniz, tam dört yıl sonra dönüyor ve size acımamı istiyorsunuz ha... — Mösyö, dedi Marius. Sizden evlenmek için izin istemeye geldim. — Ya öyle mi? Demek servetinizi doğrulttunuz, avukatlık size kaç para kazandırıyor? Marius vahşi bir ses tonuyla, hiçbir şey kazanmadığını söyledi. — Ya demek size yolladığım aylıktan başka paranız yok? Marius bu paraya elini sürmediğini daima geri yolladığını açıklamadan susup önüne baktı. Dedesi sözlerine devam etti: — Ya demek, kız zengin? — Hayır, o da benim gibi meteliksiz. — Olur şey değil, yirmi beş yaşını doldurmadığından, benden izin almak zorunda olduğunu düşünerek, bana geldin ha. Haydi oğlum başkalarına anlat, evlen o sefil kızla, sefalette çürüyün birlikte, ancak şunu da bil ki, sana asla istediğin izni vermeyeceğim. — Babacığım! — Asla. Marius umudunu yitirmiş kapıya yürüdü, ancak tam eşikten çıkıyordu ki, ihtiyar onun peşinden sendeleyerek koştu ve onu yakasından yakalayarak zorla içeri çekti: — Haydi, dedi. Anlat onu bakalım. Marius'in ağzından kaçırdığı "Babacığım" sözü adamda bu değişimi meydana getirmişti. Marius ona baktı, birden ihtiyarın yüzünde bir yumuşama görd&uu... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzaltı

136 — Bana da öyle gelecek! Üzüntülerin en büyüğüne kendilerini kaptıran gençler, birbirlerinin kollarına düştüler, bir kez daha dudakları birleşmişti, bu arada gözlerini göklerdeki yıldızlara dikmişlerdi. Marius çıktığında, yol ıssızdı. Eponin haydutları izleyerek, Bulvara kadar uzaklaşmıştı. Marius başını ağaca dayamış düşünürken, birden bir çare aklına gelmişti. Gerçi bunda pek umudu yoktu ancak bir kez denemek istedi. II O günlerde Jilnorman dede, tam doksan bir yaşını, sürüyordu, yine sağlıklı ve bir meşe gibi dimdik olmasına rağmen, kızı onun şu son günlerde bir hayli çöktüğünü farketmişti. Artık Mösyö Jilnorman uşağı Bask ve hizmetçisi Nikolet'yi bastonuyla tehdit etmiyor, kapıyı kendisine geç açan uşağını tokatlamıyordu. Hatta Temmuz ihtilâline gerektiği kadar sinirlenmemişti bile. O tam dört yıldan bu yana, hiç yılmadan Marius'yi bekliyordu. Aslında o ölümden bile korkmazdı, ne var ki torununu dünya gözüyle görmeden öleceğini düşünmesini bile istemiyordu. Odasına Marius'in annesinin on sekiz yaşındaki bir portresini koydurtmuş, sabahleyin gözlerini açar açmaz, torununa benzeyen kızını görmek istemişti. Fakat ne var ki, yine de Marius'in adını andırmıyordu, hatta günün birinde ondan söz eden kızını bir güzel haşlamıştı ancak Jilnorman teyze, babasının gizlice gözünden süzülen bir yaşı sildiğini de görmüştü. 4 Haziran günü Mösyö Jilnorman, odasında neşeli bir ateş yaktırmış elinde okumadığı bir kitap, dalgın dalgın düşünürken birden ihtiyar uşağı Bask, içeri girdi ve sordu: — Mösyö, Bay Marius'yi kabul edebilir mi? İhtiyar... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzbeş

135 — Fakat bu korkunç, diye haykırdı delikanlı. Şu anda Marius için, kızını beraberinde İngiltere'ye götüren Mösyö Foşlövan, tarih öncesi ve tarih sonrası zalim hükümdarların en zalimi idi. Onu âdeta bir zorba, bir Firavun, bir Neron gibi görüyordu. Sönük bir sesle sordu: — Ne zaman gidiyorsun? — Bilemeyeceğim, ne zaman döneceğimizi de babam söylemedi. Marius yerinden kalktı ve buz gibi bir sesle sordu: — Kozet gidecek misiniz? Genç kız yaşlarla dolu güzel gözlerini, ona kaldırdı ve üzgün bir sesle: — Neden bana birdenbire siz diyorsun? dedi. — Size gidip gitmeyeceğinizi soruyorum. Kızcağız ellerini kavuşturarak yalvarırcasına sordu: — Ne yapabilirim ki? dedi. Söyle bana, nasıl karşı koyarım? — Ya demek babanız giderse, siz de gideceksiniz. Kozet bu sözün anlamını anlamadan önce hissetmişti, birden öylesine sarardı ki yüzü karanlıkta bembeyaz kesildi. Fısıldadı: — Ne demek istedin? Marius gözlerini göklere kaldırarak, cevap verdi: — Hiç. Bakışını ona çevirdiğinde, Kozet'in gülümsediğini gördü, sevilen kadının gülümsediğini geceleyin bile görebiliriz. Öylesine bir aydınlık saçar. — Of ne budalayız Marius, dedi kız. Bak aklıma bir şey geldi. Sen de bizimle birlikte gelirsin, sana gideceğimiz yerin adresini bırakırım. Ancak artık Marius tamamıyla uyanmıştı, gerçek dünyaya geri dönmüş bir adam gibi haykırdı: — Sizinle gitmek mi? Çıldırdın mı? Bunun için para lâzım, oysa meteliğim yok. İngiltere'ye geçmek. Fakat yalnız şu son günlerde Kurfeyrak'a tanımadığım bir dostuma, on altın borçluyum. Basımdaki eski şapka bit pazarına götürürsem, ... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzdört

134 — Düşün, demişti. Artık Marius her gece sevgilisinden, sabahlara karşı eve dönüyor. Arada bir Kurfeyrak kollarını kavuşturarak yüzünde sahte bir öfkeyle Marius'ye: — Olur şey değil delikanlı işi azıttınız, derdi. Sanki artık başka bir dünyada yaşıyormuş gibi dalgın dalgın bir halin var. Haydi aksilik etme, anlat bana, adı ne? Ne var ki Marius'yi hiç bir güç, hiç kimse konuşturamazdı. Kozet'in adını vermektense işkence çekmeye razıydı. Bu tatlı mayıs ayı Marius ve Kozet için sonsuz mutluluklar içinde geçti. Marius için en büyük zevk. Kozet'in giysi ve süsten söz etmesi. Kozet'in zevki, Marius'in politikadan konuşması oluyordu. Arada bir konuşmaktan yorulmuş gibi, birlikte susuyorlardı, bu da apayrı bir tatlılık oluyordu. Bir akşam Marius başı önünde, Kozet'le buluşmaya koşarken Plüme sokağının köşesinde birden bir ses duydu: — İyi akşamlar Mösyö Marius. Genç adam, başını kaldırdı ve Eponin'yi tanıdı. Birden acayip bir duyguya kapıldı, kendisine bu mutluluğu veren kızı, bir kez bile düşünmemişti. Ona karşı minnet duyması, mutluluğunu ona borçlu olduğunu bilmesi gerekirdi ancak nedenini bilmeden ona rastladığına sinirlendi. Mutlu bir aşkın insanı, daha iyi daha yumuşak yaptığı söylenir. Aslında bu yanlış bir teoridir. Aşkta mutlu olan bir kişi, belki kötü olmasını unutur, ancak ne var ki iyi olmasını da unutur. Minnet duymasını gereksiz bulur. Başka bir zaman olsa, belki Marius, Eponin'le daha başka konuşurdu. Hatta, hatta kızın Tenardiye'nin kızı olduğunu, onun babasına minneti borcu duyduğunu bile unutmuştu. Kendi babasını bile az çok unutmuştu. Kekeleyerek sordu: — Ah, siz miydiniz Eponin? — Neden bana siz diyorsunuz, size birşey mi yaptım? — Hay... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzüç

133 diye çağır. Bu sözlere eşlik eden gülümseyişi meleklerin gülüşünü andırırdı, yine bir gün sevgilisine: — Mösyö, demişti. Yakışıklısınız, güzelsiniz, esprili bir gençsiniz, çok bilgilisiniz, her bakımdan benden kat kat üstünsünüz ancak sizden çok daha iyi yaptığım birşey var. Sizi sevdiğim kadar sevemezsiniz beni. Marius göklerde uçtuğuna inanıyor, yıldızların şarkısını duymuş gibi kendisinden geçiyordu ya da Kozet onun öksürmesine üzülerek şakadan eline vurdu: — Öksürmeyin beyefendi, benim yanımda iznim olmadan öksürülmesini hiç istemem. Böyle öksürüp beni meraklandırmanız çok acayip doğrusu. Sağlıklı olmanızı isterim, çünkü hasta olursan, ben çok çok üzülür perişan olurum. Ancak bir melek konuşabilirdi, böyle. Yine bir gün Marius, Kozet'e: — Düşün, dedi. Bir zamanlar senin adının "Ursula" olduğunu sanmıştım. — Sus, ne korkunç ad. Saatlerce güldüler. Marius için hayat çok basitti. Parmaklıktaki demir çubuğu yerinden oynatarak geceleyin sessizce bahçeye girmek, yan yana bu taş sıra üzerinde oturup fısıldaşarak birbirlerine günlerini anlatmak. Bu arada Marius, sevdiği kıza güzelliğini tekrarlamaktan geri kalmazdı: — Ne kadar güzelsin Kozet'im, sana bakmaya bile kıyamıyorum, seni ancak seyredebilirim. Bir melek, bir perisin. Ne olduğumu anlamıyorum. Eteğinin ucu pabucuma değdiğinde, alt üst oluyorum. Hele konuşman, o güzel dudaklar arasından sanki cevherler çıkıyor. Kimi zaman, seni bir rüya sanıyorum. Konuş seni dinlediğimde, hayran oluyorum. Oh, Kozet, sen ne harika kızsın senin için çıldırıyorum. Siz tapılac... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuziki

Sefiller kitap özeti, Sefiller kitabı özeti, Sefiller kitabın özeti, Sefiller kitabının özeti, Sefiller roman özeti, Sefiller romanı özeti, Sefiller romanın özeti, Sefiller romanının özeti, Sefiller hikaye özeti, Sefiller hikayesi özeti, Sefiller  hikayesinin özeti, kitap özeti, kitap özetleri, kitabı özeti, kitabın özeti, kitabının özeti, roman özeti, roman özetleri, romanı özeti, romanın özeti, romanının özeti, hikaye özeti, hikaye özetleri, hikayesi özeti, hikayesinin özeti 132 Sizinle böyle konuştuğum için beni bağışlayın. Neler söylediğimi bilemiyorum. Kim bilir belki de bana kızıyorsunuzdur. — Oh anneciğim, diye fısıldadı Kozet ve birden ölüyormuş gibi olduğu yere yığıldı. Marius onu düşerken yakaladı. Kollarından tuttu bağrına bastı. Dinsel bir davranışta bulunduğunu sanıyor, başı dönüyor, gözlerinin önünde şimşekler çakıyordu. Aslında bu harika kıza karşı hiçbir istek duymuyor, yalnızca onu ölesiye seviyordu. Kozet onun elini yakaladı ve korsajına götürdü. Genç adam kâğıda dokunmuştu titreyerek sordu: — Yoksa, siz de beni seviyor musunuz? Kozet, soluk gibi bir sesle cevap verdi: — Sus! Bilmiyor musun? Daha sonra başını mutluluktan sarhoş olan gencin omzuna dayadı. Marius, kız kollarında onunla sıranın üzerine düşercesine oturmuştu. Artık söyleyecek söz bulamıyordu bu arada, göklerde yıldızlar bir bir yanıyordu. Dudakları nasıl birleşti, bunu kendileri de bilemedi. Bu öpüşme, kuşların ötüşü, karların erimesi, güllerin açması, doğan günün gölgeli ufukları aydınlatması gibi kendiliğinden oluvermişti. Bir öpücük, hepsi bu kadar. Her ikisi de ürperdiler ve karanlıkta ışıl ışıl g&oum... Devamı

04 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuzbir

Sefiller kitap özeti, Sefiller kitabı özeti, Sefiller kitabın özeti, Sefiller kitabının özeti, Sefiller roman özeti, Sefiller romanı özeti, Sefiller romanın özeti, Sefiller romanının özeti, Sefiller hikaye özeti, Sefiller hikayesi özeti, Sefiller  hikayesinin özeti, kitap özeti, kitap özetleri, kitabı özeti, kitabın özeti, kitabının özeti, roman özeti, roman özetleri, romanı özeti, romanın özeti, romanının özeti, hikaye özeti, hikaye özetleri, hikayesi özeti, hikayesinin özeti 131 ♦♦♦ Neden artık Lüksemburg Bahçesine gelmiyor sanki? Nerede oturuyor? Ruhunun adresini bilememek, ne korkunç... ♦♦♦ Ey aşktan acı çekenler, sevmekten vazgeçmeyin. Durmadan sevin, aşktan ölmek aşkla yaşamaktır. ♦♦♦ Sevenler olmasa güneş solardı. ♦♦♦ Bu tip düşüncelerle defterin yirmi beş sayfasını doldurmuştu bu güzel kelimeleri yazan, esrarlı el. Okumasını bitirdiğinde Kozet kendisini bambaşka bir dünyada buldu. Tam gözlerini kaldırdığında, yakışıklı subay başını dikleştirmiş parmaklığın önünden geçiyordu. Kozet onu iğrenç buldu. Bu güzel düşünceleri kim yazmış olabilirdi? Bir bir, kâğıda geçirilen bu satırlar, sanki ruh damlalarıydı. Kozet bir an bile kuşkulanmadı. Bir tek erkek yazabilirdi bunları. O. Evet, O. Birden genç kızın kalbine güneş doğmuştu sanki, içinde sonsuz bir mutluluğa karışan adsız bir hüzün duydu. Evet o bu sayfaları doldurmuştu ve defteri taşın altına bırakmıştı. Kozet onu unuta dursun, o yakışıklı genç kendisini aramış bulmuştu. Fakat Kozet, onu nasıl unutmuş olabilirdi? Bunu düşünmesinin bile, bir çılgınlık olacağını anladı. Evet ateş küllenmiş ve bir ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzotuz

130 yoktu. Kozet aldandığını düşündü, belki de bir korkuya kapılmıştı herhalde, az önce Weber'in sinirli operasından okuduğu parça zihnini bulandırmış olacaktı. Gün batımında, ormanda yollarını yitiren avcıların korosu, ayak altında çıtırdayan kuru dallar, kendisini böyle bir hayâl âlemine sürüklemiş olacaktı. Ancak ertesi gece karanlıklar bastığında, bahçede dolaşıyordu. Yine bir gün önceki gürültünün eşini duydu, tam o sırada çalıların ardından çıkan Kozet, ay ışığında kendi gölgesini gördü. Birden genç kız dehşetle olduğu yerde kaldı, gölgesinin hemen ardında başka bir gölge belirmişti hem de bu başında yuvarlak bir şapkası olan bir gölgeydi. Nihayet tüm cesaretini toplayarak başını çevirdi, kimseyi göremedi. Fakat bir hayli endişelenmişti, iki gün üst üste, aynı hayâli göremezdi. Ertesi sabah babası geri dönmüştü, Kozet ona korkusunu anlattı, adam önce birşey olmadığını söyledi ancak yüzünün anlamından Kozet, onun da endişelendiğini anlamıştı. Gece yeniden uyandı, bu kez birisinin ayak seslerini çok net olarak duyuyordu, hemen penceresine koştu, camı açtı bahçede tam odasının altına gelen kısmı da elinde kalın bir sopa tutan birisi dolaşıyordu, tam imdat istemek için haykıracağı anda, buluttan sıyrılan ayın ışığında, adamın aydınlanan profilinden tanıdı. Bu babasıydı. Kız yatağına yatarken onun da bir hayli endişelenmiş olduğunu düşündü. Jan Valjan, o geceyi bahçede geçirmişti gecenin geç bir saatinde genç kız, bir kahkaha ile uyandı, babası kendisini aşağı çağırıyordu. Hemen yatağından atladı, üzerine sahanlığını geçirerek, penceresini açtı babası aşağıda çimlerin yanında duruyordu: ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmidokuz

129 Bir suskunluk oldu. İhtiyar düşünceli görünüyordu, hareketsiz duruyor ancak yakasından yakaladığı Montparnas'ı bırakmıyordu. Bu arada güçlü ve çevik haydut kurtulmak için, vahşi bir hayvan gibi geriniyor çabalıyordu. Oysa ihtiyar, tek eliyle onu yakasından yakalamıştı. Birden yaşlı adam hüzün dolu bir sesle şunları söyledi. Gavroş bu sözlerden tekini kaçırmadı. — Evlâdım sırf tembellik yüzünden kendini en zor, en yorucu bir mesleğe hazırlamışsın. Bundan böyle, durmadan çalışmaya hazırlan bakalım, sana uyku durak yok artık. Henüz vaktin varken, gel dinle beni yakanı kurtar, kendini topla yoksa nasıl cehennemi bir hayat seçtiğini sen kendin anlayacaksın. Namuslu işçinin yorularak kazandığı ekmeği, sen çalarken rahat yiyemeyeceksin. Her geçen dakika kaslarını gerecek, adalelerini sızlatacak koparacak. Bundan böyle nefes alabilmek için duvarını delmek, sokağa çıkmak için çarşaflarını parçalayarak yapacağın ipten merdivenden uçurumlara asılmak zorunda kalacaksın. Ah, asalak olarak yaşamak isteyenin, vay haline! Su içecek, kuru ekmek yiyeceksin. Tahta üzerinde ayağın zincirli olarak yatacaksın. Bu zinciri kırıp kaçtığını farzet, günlerce çalılar içinde sürünecek, orman hayvanları gibi ot yiyecek ve nihayet yine günün birinde yakalanarak birkaç yıl daha fazla ekleteceksin cezana. Hem de zincire vurulmak için. Yol yakınken, gel vazgeç, bu sevdadan. Köle olmaktansa dürüst işçi olmak, bin kat hayırlıdır, hırsızlık sandığın kadar kolay değil gel sen rahat yolu, çalışmayı seç... Haydi git bu söylediklerimi iyice bir düşün. Benden bunu mu istemiştin? İhtiyar cebinden çıkardığı yüklü b... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmisekiz

128 arada bahar gelmiş, günler uzamıştı, mart ayı geçmiş nisan çiçek kokulan kuş sesleriyle onu izlemişti. Henüz çok genç olan Kozet, kendisini bu nisan sevincine kaptırdı. İlkbahar karanlık suları bile aydınlatır. Kozet artık eskisi kadar kederli değildi, sabahları saat ona doğru babasını bahçeye sürükleyerek, onunla kol kola birkaç dakika dolaştıktan sonra, yine eskisi gibi gülmeye başlamıştı. Onun yüzüne renk geldiğini, gözlerinin ışıldadığını farkeden Jan Valjan, kolunun yaralanmasına sebep olan Tenardiye'lere neredeyse şükran duyuyordu. Yarası iyileştikten sonra yaşlı adam, akşam gezintilerine başlamıştı. Oysa Paris'in ıssız mahallelerinde tek başına gün batımında dolaşanlar, daima bir macera ile karşılaşırlar. Bir akşam küçük Gavroş, kendisini çok aç buldu. İki gündür bir lokma ekmek bulamamıştı. Birden kendisine bir ziyafet çekmesini düşündü. Paris'in ıssız mahallelerinde bazı bazı umulmadık şanslara rastlanır. Österlitz köyüne doğru yollandı. Bundan önceki gezilerinden birinde, orada ihtiyar bir adamla yaşlı bir kadının oturdukları bir evin bahçesini görmüştü. Bu bahçede duvar dibinde nefis elmalarla yüklü bir ağaç vardı. Bir elma, aç bir mide için umulmaz bir ziyafet olur. Adem Baba'nın felâketine sebep olan elma, Gavroş'u ölümden kurtarırdı. Gavroş bahçeyi buldu ve tam duvarın arkasında durmuş üzerine tırmanmaya hazırlanıyordu ki, bahçedeki ihtiyar adamla yaşlı kadın arasında şöyle bir konuşmaya kulak misafiri oldu. — Mösyö Maböf, diyordu yaşlı kadın. Ev sahibi memnun değil, kendisine üç aylık kira borçluyuz. — Ne yapalım bir ay sonra, dört aylığını birden öderiz. ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmiyedi

127 Kozet duygularını açığa vurmuyordu, bunun yasak olup olmadığından haberi olmamasına rağmen, yine de bu hissettiklerini gizlemesinin daha olumlu olacağını düşünüyordu. Kozet'in süse düşmesiyle, yabancı gencin her gün bayramlıklarını giymesi arasında bir denklem kurmuştu Jan Valjan. Belki bu bir rastlantı olabilirdi, ancak yine de tehdit edici bir rastlantı idi. Bu arada Marius, bağışlanmaz bir pot kırmış, bir akşam onları Batı sokağındaki evlerine kadar izlemişti. Başka bir akşam kapıcıyla konuşmuştu. Kapıcı Jan Valjan'a yakışıklı bir gencin kendileri hakkında bazı sorular sorduğunu tekrarlamıştı. Ertesi gün Jan Valjan, Marius'e düşman gözlerle bakmış ve bir hafta sonra yaşlı adam, kızıyla Plüme sokağındaki ıssız evine taşınmıştı. Uzun bir süre, ne Lüksemburg bahçesine ne de Batı sokağına ayak atmayacağına yemin etmişti. Kozet sızlanmamış, birşey dememiş, parka gitmeyi kesmelerinin nedenini bile sormamıştı babasına. Duygularını belirtmekten korkuyordu. O günden sonra genç kız, birden neşesi yok olmuş gibi gülmesini unutmuştu. Bir gün Jan Valjan sormuştu: — Kozet, Lüksemburg parkına gidelim mi? Kızın yüzünde sanki güneş parlamış gibi gülerek: — Evet, demişti. Gitmişler, fakat Marius'i görmemişlerdi. Son gidişlerinden sonra tam üç ay geçmiş olduğunda Marius, parka gitmekten vazgeçmişti. Ertesi gün Jan Valjan, Kozet'e: — Lüksemburg bahçesine gidelim mi? diye sorduğunda, genç kız acı bir gülüşle: — Hayır, cevabını veriyordu. Jan Valjan, genç kızın kederli duruşundan, ancak asla sızlanmamasından çok üzülüyordu. Diğer yandan Kozet de çok mutsuzdu. Marius'in yokluğu onu kalbinden yaralamıştı. Jan Valjan, onu Lüksemburg bahçesine götürmekte... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmialtı

126 hemen odasına koştu, aynaya dikkatle baktı, üç aydan bu yana aynaya bakmamıştı ve birden sevinçle haykırdı, kendi güzelliğiyle gözleri kamaşmıştı. Evet artık güzeldi, bundan şüphe edilmezdi. Beli incelmiş, boyu uzamış, cildi beyazlamıştı. Saçları ipek gibi, mavi gözlerinde parıltılar belirmişti. Genç kız büyük bir mutluluk içinde yüzüyordu. Oysa Kozet'in böyle bir çiçek gibi açılıp güzelleşmesi babasını büyük bir endişeye düşürmüştü. Günün birinde, onu bir yabancıya kaptıracağını, Kozet'in evleneceğini düşünmek bile adamı alt üst ediyordu. Kendisini güzel bulduğunun ertesi gününden itibaren, Kozet hemen kılığına dikkat etti. Sırtındaki o siyah yünlü elbiseyi ve kaba kadife şapkasını bir dolaba attı, babası onun her istediğini yerine getirmişti. Genç kız sanki bir moda evinde çalışmış gibi, kendisine yakışacak giysileri seçti. Siyah damaskodan robu ve pelerini, beyaz krep şapkasıyla ilk sokağa hazırlandığında Kozet, yüzünde tatlı bir gülüşle Jan Valjan'in koluna girerek sormuştu: — Baba nasıl oldum? Jan Valjan, kıskanç bir nişanlıya yaraşacak bir sesle: — Çok güzelsin, demişti. Ancak akşam parktan döndüklerinde heyecanla sormuştu: — Kozet o siyah giysini, bir daha giymez misin? Kız billur üzerine incilerin yuvarlanışını andıran bir gülüşle: — Daha neler baba, bir daha o rüküş elbiseyi, o hantal şapkayı giyer miyim? cevabını verdi. Jan Valjan, üzgün üzgün iç çekmişti. Bu arada artık Kozet'in arka avluda kendisiyle birlikte oturmaktan zevk almadığını, vaktinin çoğunu bahçede parmaklık önünde geçirdiğine dikkat etmişti. Oysa yaşlı ad... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmibeş

125 Onların Plüme sokağındaki bahçenin dibindeki köşkte oturduklarını kimse bilmezdi. Parmaklıklı kapı, daima kilitli ve bahçe de bakımsızdı. Jan Valjan sırf dikkati çekmemek için bahçeyi özellikle bakımsız bırakmıştı. II Aşağı yukarı bir yarım yüzyıldan bu yana kendi haline bırakılan bu bahçe nefis bir yer olmuştu. Parmaklıkların ardındaki esrarı bilmeyen yayalar durur, hayran gözlerle bu şahane bahçeye bakarlardı. Bir zamanlar gizli aşkları barındırmak için yapılan bu bahçe sanki artık bu kez temiz sevgilere yuva olmaya hazırlanmıştı. Artık eski günlerdeki çardaklar, tüneller ve mağaraların yerini sarmaşıklar ve çalılar almıştı. Bu cilveli bahçe, bir cennet bahçesi görüntüsünü almıştı. Bu yeşil otlarla kaplı patikalarda dolaşan ve kendisini vermeye hazır bir kalp vardı. Aşk bir görünmeye görsün, burada onu karşılamaya hazır bir mabet bekliyordu. Yeşillik, otlar, yosunlardan yapılmış bir tapınak ve tatlı, saf tertemiz bir ruh. Manastırdan çıktığında Kozet, henüz çocuk yaştaydı. On dördünü sürüyordu. Gözlerinden başka bir güzelliği yoktu, gerçi hiçbir çirkin hat olmamasına rağmen zayıf, beceriksiz ve aynı zamanda küstah tavırlı idi. Sözün kısası, o büyümüş bir küçük kızdı. Öğrenimini tamamlamıştı, yani kendisine dini, daha doğrusu tapınmayı, sonra tarih ve coğrafyayı, grameri azıcık müzik öğretilmişti. Ancak kadınlık sanatından tamamıyla habersizdi. Bir genç kız için, tehlikeli olacak şeylerin hiçbirini bilmezdi. Aslında bir kızın ruhunu, bu denli karanlık bırakmak çok tehlikeli olabilir. Genç kızları aşk ve tutkuya hazırlamak için, manastır birebirdir. Manastırda yaşamış insan, d... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmidört

124 bu mutluluktan korktuğu bile oluyordu. Ancak daha sonraları bazı endişelere düştü. Orada ihtiyarlamak, ölmek, en büyük amacıydı. Ancak böyle yaptığında bir başkasının mutluluğu ve hayatıyla oynamış oluyordu. Rahibelerin Kozet'i de aralarına almak istediklerini biliyoruz. Belki kız tüm yaşamını manastırda geçirmek istemezdi. Jan Valjan'ın, bu genç hayatı, daha goncasında söndürmeye hakkı var mıydı? Ya günün birinde, zorla rahibe olan Kozet, kendisinden hesap sorarsa? Bundan böyle adam, oradan kurtulmayı tasarladı ve bunun yolunu aramaya koyuldu. Aslında geçen yıllar, kendisini çok değiştirmişti, artık Javer'in kendisini arayacağını sanmıyordu. Birden beklediği fırsat çıkageldi. İhtiyar "Foşlövan Baba" öldü. Kozet de öğrenimini tamamlamıştı. Jan Valjan başrahibenin huzuruna çıktı ve ağabeysinin ölümünden sonra ondan kendisine kalan mirasla bundan böyle çalışmak istemediğini bildirerek, rahibeliğe eğilimi olmayan Kozet'in, bedavadan beş yılını orada geçirmesine gönlünün razı olmadığını ekleyerek kızın masrafları için bir beş bin frank verdi. Manastırdan çıkarken, kimseye emanet etmeye cesaret edemediği küçük naftalin kokan valizini kendi koluna almıştı. Kozet babası ile şakalaşıyor ve bu valizi kıskandığını söylüyordu. O günlerde, bahçesi Plüme sokağına, cephesi Babil sokağına açılan evi keşfederek oraya sığındı. Aynı zamanda, Paris'te iki minik apartman daha kiralamıştı. Böylelikle peşine düşenlerin izini bulmalarını imkânsız kılacağını düşünmüştü. Bu dairelerden biri, Batı sokağında, diğeri ise "Silâhlı Adam" sokağında bulunuyordu. Yoksul görünüşlü binalar, ikişer odadan ibaret, gayet basit da... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmiüç

123 — Ne dediniz, ne dediniz? — Oysa, bana sen diyordunuz? — Ne dedin? Kız dudağını ısırdı, sanki duraksar gibi bir tavır takınmıştı, sonra birden kararını vermiş gibi: — Baksanıza, dedi. Ben sizi mutlu görmek isterim, ne var ki sevineceğinize söz verin bana oldu mu ya? Zavallı Mösyö Marius bana ne istersem vereceğinize söz vermiştiniz hatırladınız mı? — Evet, evet fakat konuşsana artık. Kız, Marius'in ta gözlerinin içine baktı: — Adresi biliyorum, dedi. Genç adam sapsarı kesildi, bütün kanı kalbine çekilmişti. — Hangi adres? diye sordu. — Benden istediğiniz adres, o güzel küçük hanımın adresi. Bu sözleri söyledikten sonra, kız acıklı acıklı içini çekti. Marius oturduğu çitin üzerinden yere atlayarak, kızın elini yakaladı: — Haydi götür beni oraya, sana ne istersen vereceğim, inan bana. — Benimle gelin, dedi kız. Sokağı ve numarayı bilmiyorum, ancak sizi götürebilirim, buradan bir hayli uzakta, sadece evi biliyorum. Daha sonra elini çekti ve bir başkasının farkedeceği ancak Marius'in anlamadığı acı bir sesle ekledi. — Oh ne kadar sevindiniz. Birden Marius'in yüzü bulutlandı, kızı kolundan yakaladı: — Bana bak Eponin, senden birşey daha isteyeceğim, bana en kutsal şeyin üzerine yemin etmelisin, bu adresi sakın babana söyleme. Ona asla söylemeyeceksin anladın mı? Kız güldü: — Oh bana Eponin dediniz, demek adımı biliyorsunuz, unutmamışsınız? — Haydi yemin et, bana babana güzel hanımın adresini söylemeyeceğine. Kız şaşırmıştı: — Meraklanmayın, babamdan bana ne, hem de aslında o kodeste, bir süre çıkmaz tasalanmayın. Fakat neden beni, böyle silkiyorsunuz, bırakın kollarımı. Gerçekten Marius, kızın kolundan... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmiiki

122 üzerinde bulduklarını yemekle yetinmişti. Bahçesindeki taş sıranın üzerine oturmuş, bir elinde kitabı, bir yandan kurumaya yüz tutmuş çiçeklerine, üzgün üzgün bakıyordu. Bahçesinde bir elma ağacı meyve yüklü dallarını eğmişti. Maböf Baba, "Cinler ve Periler" adlı kitabının sayfalarını çeviriyordu. Bulunduğu bahçenin bir zamanlar cinlerin arazisi üzerine yapıldığı söylenirdi. Gün batımı, gökleri beyazlatıyor ve yeryüzündeki şekilleri karatmaya başlıyordu ki, adamcağız üzgün üzgün çevresine bakındı. Dört günlük bir kuraklık olmuştu, lodos rüzgârları esmiş, tozu dumana katmış ve bir damla yağmur yağmamıştı. İhtiyar adam için çiçeklerin âdeta ruhları vardı, onların suya ihtiyacı olduğunu bilirdi. Birden kuyuya kadar yürüdü ve kovaya çekmek istedi, ne yazık ki buna gücü yetmedi. O zaman dertli dertli bakışlarını göklerde ışıldayan yıldızlara kaldırdı. Gece de, gün gibi kurak geçecekti. Yağmur yoktu. Bir damla su diye içinden dua etti, adamcağız. Tam o sırada yanı başında, bir ses duydu: — Maböf Baba isterseniz bahçenizi sulayayım. Birden çalılar hışırdadı ve adamcağız karşısında perişan kılıklı, sıska uzun boylu, bir kız gördü. Onu bir kadından ziyade gün batımından yararlanarak gözüken bir cine benzetmişti. Henüz Maböf Baba cevap verme fırsatını bulmadan, kız kuyunun kovasını sarkıtmış, çekmiş ve süzgeçli kovalan doldurmuştu. Kız, birkaç kova su çekerek bütün küçük bahçeyi göz açıp kapatıncaya kadar sulamıştı. Maböf Baba'nın içi ferahladı sanki çiçeklerin sapları dikleşmişti, kıza yaklaştı ve elini on... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmibir

121 İlk Aşk I Temmuz ihtilâline bağlanan 1831 -1832 yıllan, Fransa tarihinin en hareketli ve renkli bir zamanıdır. Bu olaylara Marius'un dostları da karışmışlardı. Enjolras, hepsini yöneten başkanlarıydı. Arkadaşlarını Müzen Kahvesine toplamış, hepsine birer görev vermiş, ancak Marius onlara katılmamıştı. Genç adam, Javer'in başarısından sonra, geceleyin evden çıkmış Kurfeyrak'ın yanına koşmuştu. Ona geceyi yanında geçireceğini söylemişti. Bir süreden beri Kurfeyrak, Kartiye Latne'den ayrılmış Camcıla sokağında oturuyordu. Genç adam, sırf politik nedenler yüzünden seçmişti bu mahalleyi. Burası o devrin genç ihtilâlcilerinin toplandıkları bir çeşit karargâh yeriydi. Ertesi günü, sabahın yedisinde, Marius Garbo viranesine gitmiş, bir arabaya bir kaç kalem eşyasını yükledikten sonra Burgon Anaya borcunu da verip oradan temelli ayrılmıştı. Bu arada Burgon Ana, Marius'in buradan taşınmak için, iki nedeni vardı. Önce artık nefret ettiği, bu mahallede daha fazla kalmak istememiş, ikincisi de açılacak davada bulunmak ve Tenardiye'ye karşı tanıklık etmek istememişti. Bundan böyle adresini bile bırakmadan gidiyordu. Her aybaşı Marius, Tenardiye'nin bulunduğu cezaevi kapıcısına, Tenardiye'ye verilmek için beş frank bırakıyordu. Parası olmadığından, ilk defa olarak borç etmiş beş frankı Kurfeyrak'tan istemişti. Arkadaşının prensiplerini bilen delikanlı buna şaştığı gibi, bu dünyalığın nereden geldiğini bilmeyen Tenardiye de başına konan bu devlet kuşuna çok şaşırmıştı. Bir ay geçmiş ikincisi başlamıştı. Bu arada gölgeler arasında sevdiği kızı ve babasını görmüş, daha sonra onları yine birdenbire kaybetmiştik Hatta artık kıza takmış olduğu adın bile doğru olmadığını biliyordu. Bu esrarlı kişilerin adlarını ... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzyirmi

120 Javer şapkasını kafasına geçirdi ve kılıcı belinde, sopası kolunun altında kollarını kavuşturarak, sakin sakin odanın ortasına yürüdü: — Meraklanmayın, dedi. Pencereden kaçamazsınız kapıdan buyurun. Daha kolay çıkarsınız. Siz tam yedi kişi, biz ise on beş kişiyiz. Rahat olun. Haydutlardan biri elindeki tabancasını Tenardiye'ye uzatarak: — Baksana, dedi. Bu Javer, ben ona ateş etmeye cesaret edemem. Senin gözün pek mi? — Elbette, diyerek Tenardiye tabancayı kaptı. Javer seslendi: — Zahmet etme dostum bana isabet ettiremezsin. Tenardiye tetiği çekti kurşun duvara saplandı. Az önce konuşan haydut elindeki baltasını polis şefinin ayaklarının dibine atarak: — Sen şeytanın tekisin, sana teslim oluyorum, dedi. Javer diğerlerine sordu: — Ya siz? Hep bir ağızdan: — Bizde bizde, diye haykırdılar... İçlerinden Babek: — Tek bir isteğim var, dedi. Kodeste olduğum süre içinde, benim tütünümü eksik etmeyin. Javer: — Bu isteğin yerine getirildi bile, cevabını verdi. Daha sonra arkasına dönerek seslendi: Haydi çocuklar girin, hepsini bilezikleyin. Birden erkek sesi olmayan, fakat kadın sesine de benzemeyen bir ses gürledi: — Azıcık yaklaşın bakalım... Korkunç kadının atkısı düşmüş başında o acayip tüylü şapkası, bir devanası gibi kocasına siper olmuş, elinde az önce kaptığı kaya parçası, polislere yaklaştı. Javer hiç korkmadan ilerledi: — Yaman karısın ana be, ancak bunlar bana sökmez. Tenardiye Ana, bacaklarını açarak olanca gücüyle taşı fırlattı. Javer'in başına nişan almıştı, adam başını eğdi, kaya karşıki duvara çarparak sıvalan döktü ve yere yuvarlandı. Tam o anda Javer, Tenardiye çiftine yaklaşıyordu, kocaman ellerinden biriyle kocayı diğeriyle... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzondokuz

119 haber vermediğine pişman olmuştu. Kendi kendisine lanetler yağdırdı, babasının vasiyetini yerine getirmek uğruna, sevgilisini feda etmişti, bilmeyerek... Korkunç sessizlik bir süre gitti, birden merdivende ayak sesleri duyuldu, kapı açıldı ve Tenardiye Ana, yüzü gözü mor mor, saç baş perişan, bir cadı gibi içeri girdi. Elleriyle kalçalarına vurarak: — Yanlış adres verdi, diye haykırdı. Gittiğimiz sokakta, bu adla oturan birini bulamadık. Moruk bize madik etti. Marius rahat bir nefes aldı. O, "Ursula,", "Tarla Kuşu," adını bilmediği güzel kız kurtulmuştu. Tenardiye adamın karşısına dikildi ve sakin bir sesle sordu: — Yanlış adres vermekle, ne kazandın sanki? Tutsak gür bir sesle haykırdı: — Vakit kazandım, dedi. Bu da yetmez mi? Yedi haydut yerlerinden kıpırdanmaya meydan bulamadan o eğilmiş ve ateşte kızan kocaman makası kapmış, elinde savuruyordu. Şu anda haydutlar Tenardiye ve eşi adamın önünde gerilemek zorunda kalmışlardı. Daha sonra kulübede düşürdüğü ve içinde bıçak bulunan kocaman bir metelik sayesinde, tutsak sol elinin bağlarını kesmeye sezdirmeden çözmüştü. Polisin odada sonradan bulduğu bu kocaman ortasında gizli bir bıçağı bulunan metelik, mahkûmların kullandıkları bir aletti. Ancak adam sol ayağının bağlarını çözememişti. Haydutlar kendilerine geldiklerinde Tenardiye'nin karısıyla giden haydut, haykırdı: — Meraklanma ahbap, herifin bir bacağı karyolaya bağlı kaçamaz. Tutsak sesini yükseltti: — Hepiniz acınacak kadar sefil yaratıklarsınız, ancak benim hayatımın öyle sandığınız kadar değeri yok. Hiçbir şeyle beni korkutamazsınız bakın. Elinde tuttuğu kızgın demir makası, koluna değdirerek etlerini yaktı. Bir yanık kokusu, bir ateş cızırtısı, oysa bu acayip yaşlı... Devamı

03 04 2013

sefiller kitap özeti yüzonsekiz

118 güler yüzlü oluvermişti. — Beyim, dedi. Pencereden atlamak istemenize şaştım doğrusu bir yerinizi kırabilirdiniz, olur mu? Tatlı tatlı konuşalım anlaşacağımızdan eminim. Birşey dikkatimi çekti, "imdat hırsız var,", "can kurtaran yok mu?", "Beni öldürüyorlar," diye haykırabilir, yardım isteyebilirdiniz? Bunu yapmadınız neden? Yoksa sizin de polisten bir korkunuz mu var? Hoş bağırsanız bile kimse sizi duymazdı, ancak sizin de polisten hoşlanmadığınızı anlamış oldum. Demek gizleyecek bir suçunuz var ki polisten yardım istemiyorsunuz, çoktan beri bundan kuşkulanmaktayım, gelin kardeşçe anlaşalım. Marius, hiç kılını kıpırdatmadan Tenardiye'nin karşısında sakin sakin duran Bay Löblan'ın yürekliliğine bir kez daha hayran oldu. Tenardiye yerinden kalkarak paravanı çekmiş ve ocaktaki mangalı ve ateşte kızan pençe ve makasları gözler önüne sermişti. Yine yerine oturarak sözlerine devam etti: — Evet anlaşabiliriz, demin azıcık sinirlenmiş olacağım, kendinize göre masraflarınız vardır, sizin paranızdan bana ne? Size fazla zarar vermek istemem doğrusu. Bana yalnızca iki yüz frank yeter. Bay Löblan tek cevap vermemişti. Tenardiye sözlerine devam etti: — Elbette bu kadar parayı üzerinizde taşımayacağınızı ben de biliyorum, sizden tek isteğim, söyleyeceklerimi yapmanız. Kâğıt kalemi adamın önüne sürdü. Bay Löblan sordu: — Elim kolum bağlı, nasıl yazabilirim? Tenardiye: — Pardon, dedi. Bak bunu unutmuştum. Daha sonra haydutlardan birine emir verdi: Beyin kolunu, sağ kolunu çözün. Tenardiye kalemi mürekkebe batırarak, adama uzattı: — Size şunu da haber vereyim beyim, dedi. Mektubu götüren kişi geri dönünceye kadar, burada bağlı ve bizim tutsağımız o... Devamı